İlk kütüphanem

İlk kütüphanem
Anı

İlk kütüphanem

Kitaplara olan hevesim okumayı sökmemden önce başlamıştı.

Her odasında kütüphane olan bir evde, her ne kadar ruberu tanımasam da büyükbabam Refik Halid Karay’ın ruhunun sindiği bir ortamda, onun yazdığı kitaplar arasında büyümüş olmamın etkisi büyük… Ancak, bu etki edebiyat ile sınırlı değildi.


Asıhan K. Özdaş

Evimizde annemi ve babamı ağırlıklı olarak İngilizce casusluk, polisiye, bilim kurgu türünde romanlar okurken ve kendimi de bu kitapları okuyamadığım için hayıflanırken hatırlarım. Benim yetişkin polisiye dünyasına girişim babamın, ‘Bir tadını alsan bırakamazsın’ tavsiyesi ve Agatha Christie’nin 10 Küçük Zenci romanı ile oldu fakat öncesinde kendi kuşağımın elinden bırakamadığı ve hâlâ dilimizde olan Enid Blyton’ın yazdığı Afacan Beşler ve Gizli Yediler serisi vardı. Sander, Gençlik Kitapevi’nde ve her yerde bu kitapları arardım. Eğer birden çok bulabildiysem, benden önce bazılarını babam okurdu. Kendimi Afacan Beşler’deki Miço karakteri ile özdeşleştirmişim. Saçlarımı kısacık kestirmemde, ‘Temiz ve derli toplu olur’ diyen anneannem kadar kitap serisindeki Miço’nun etkisi vardır.


Sander Kitapevinin açılışıyla ilgili bir haber


Tüm kız çocukları gibi ilkokuldan önce Ayşegüllerim vardı. Pek çoğunu Kadıköy İskelesi’nden alırdı anneannem. Mühürdar’daki evine gittiğimizde, kucağına otururdum, kitabın resimlerine bakar ve bana okuduklarını dinlerdim.

Anneannem bir gün yine bana kitap okurken, büyük harf ve küçük harfleri göstermiş olmalı ki, evimizin önünden geçen benden bir yaş büyük olduğu için ilkokula başlamış olan komşumuzun kızına, ‘Okulda ilk önce büyük harfleri mi, küçük harfleri mi öğretiyorlar?’ diye sormuştum. Nedense cevabı ‘Küçük harfler’ olmuştu; kendimi, ‘Büyük harfleri öğrenmek daha kolay olurdu, işim zor olacak’ diye ürküp, içten içe üzülürken hatırlıyorum.

İlkokuldan çok önce annemlerin İngiltere’den getirdikleri, içinde kâğıtların katlanarak açıldığı, kat kat saraylar, saçları, taçları değişen prensler ve prenseslerin olduğu “pop up” masal kitaplarım vardı.

En sevdiğim masalların başında, annemin bana aldığı Oscar Wilde’ın hüzünlü Mutlu Prens masalı yer alır ve içimdeki Oscar Wilde sevgisinin kökünü oluşturur. Kütüphanemdeki en önemli masal kitabı Tarık Buğra’nın eski eşi İstanbul Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü’nün kurucuları arasında yer alan ve ilk kütüphanecilik profesörü unvanını almış Prof. Dr. Jale Baysal’ın bana hediye ettiği, Pertev Nail Borotav’ın Az Gittik, Uz Gittik masal kitabıdır.


Prof. Dr. Jale Baysal’ın hediye ettiği kitap

Masallarla büyüdüm… Anneannemin babası Akif Dedemin çok iyi müzik kulağı olduğu için masalları taklitler yaparak anlatır, yaşatırdı. Meşhur Eyüp imamlarından Sakıp Efendi’nin torunu olan Akif Dedem harika Karagöz oynatır, arada tef çalar ve makamlı ezan okuyabilirdi.

İlkokula başladığımızda duvara elma ağacı yapılmıştı. Elması kızaran okuma yazmada ilerliyor, elması olgunlaşıp düşen de okumayı sökmüş oluyordu. Ben ilk aylarda elmamı düşürmüştüm.

Okumayı öğrenir öğrenmez, arabada giderken bütün tabelaları yüksek sesle okuyor, kitapçılara daha büyük bir keyifle gidiyor, aileme okudukları kitaplar hakkında daha çok soru soruyordum.

O yaz babam eve elinde kule kadar yüksek pek çok kitapla gelmiş, ‘Bunlar senin’ demişti. Sevinçten havalara uçmuştum. Altın Kitaplar’ın çocuk serisinden tüm Jules Verne’ler vardı. Gece geç saatlere kadar okuyordum. Annemler ‘Hadi Aslı, artık ışığını kapat’ diyorlardı. En iyi niyetimle uyumak için kapatıyor, sonra tekrar açıyordum.

Elbette her sayısının her sayfası çok özenle hazırlanmış Milliyet Çocuk Dergileri… İçinde Pıtırcık, Pippi Uzun Çorap, bir romanın illüstre hâli ve bilimsel deneyler! Ne güzel dergiydi!


Bu sıralarda ya da hemen sonrasında eve gelen Zagor, Mandrake, Kızılmaske, Tombraks, Mister No.’lara merak sardım. Tabii Asteriks, Red Kit okuyor ve çok seviyordum. Çizgi romanların ufuk açtığını ve hayal gücünü geliştirmede hoş etikleri olduğunu düşünürüm. Aynı senelerin yaz öğlenden sonraları Reşat Nuri’leri, Yakup Kadri’leri okurdum. Babam bana Nadir Nadi’nin Dostum Mozart kitabını almıştı. Ne çok severim hem Mozart’ı hem bu kitabı.

Kemalettin Tuğcu’nun küçük kalbime üzüntü veren romanları… Fazıl Hüsnü’nün Balina ile Mandalina’sı…

Degas, Renoir, da Vinci, Monet büyük sanatçıların kitaplarında uzun uzun baktığım resimleri…

Çok genç yaşta bu dünyadan ayrılmayı seçen, aile dostumuz, şair sevgili Hür Ağabey’in (Yumer) bir doğum günümde benim için özenle seçerek aldığı onlarca çocuk kitabı… Cem Yayınevi’nin Arkadaş Kitaplar’ından: Gorki Dankonun Yüreği, Behrengi Bir Şeftali Bin Şeftali


Büyükbabamın yazdıklarını küçük yaşta defalarca okudum, o kitaplarla uyudum, onlarla uyandım. Benim ismim büyükbabamın Dört Yapraklı Yonca romanındandır. Oradaki Aslıhan da benim gibi şecereli olarak Kırım Hanlığı’ndan geldiği için annem bu ismi seçmiş. Sanki büyükbabam bilerek yazmış ya da yazdığı geçerek olmuş! Kim bilir? Romanları içinde Nilgün’ü, Sonuncu Kadeh’i, Sürgün’ü, Bugünün Saraylısı’nı, kronikler içinde babaanneme ithaf edilmiş Bir İçim Su’yu çok severim.

Çocukluk kütüphanemizdeki kitapları en çok da kalbimizde muhafaza ediyoruz diye düşünürüm. Pal Sokağı Çocukları’ndaki Nemeçek’i unutmak mümkün müdür? Robinson ile Cuma’yı, Tom Sawyer ile Huckleberry Finn’i? Akıllı Kate’i…

Harfler, sayfalar, hatırlar olmasa ne olurdu hâlimiz diye düşünüyorum zaman zaman…

Çocuk sevincinde yeni kitaplara kavuşmalarımızı ve içimizdeki Polyanna’yı kaybetmemek dileğiyle…