Akdeniz çok eski bir yol kavşağıdır. Uygarlıklar katman katmandır, ülkeler arası alışveriş hiç bitmez, bir de mavisi bitmez. O herkesin bayıldığı mavi, yumuşak imbat rüzgârıyla usul usul İzmir sahilinde gezinir, herkesin gönlünü hoş eder. İzmir kendi kültürünü oluşturmuş, kadınların rahat ettiği, biraz Avrupalı biraz doğulu kendine has bir şehirdir.

Elimize aldığımız İzmir’de Yahudiler kitabı diyor ki, şehir 13. yüzyılda Bizans’ın ticaret merkeziymiş, sonra Aydınoğulları’nın liman kenti olmuş. Ardından Osmanlılar ve Cumhuriyet… İzmir, bir Akdeniz şehrine yakışacak şekilde köklü bir kültürel mirasa sahip. Bu zengin mirasın önemli bir parçası da eski Anadolu halklarından Yahudiler.

 

Gözlem Yayınlarından, geçtiğimiz Mart ayında çıkan İzmir’de Yahudiler - Antik Smyrna’dan Günümüze kitabı pek çok kalemin emeğinin eseri. Yazarların uzun listesi şöyle: Laurence Abensur-Hazan, Raşel Rakella Asal, Sarit Bonfil, Selim Bonfil, Dr. Siren Bora, Prof. Dr. Henri Nahum, Virjini Jinet Sidi Sarfati, Dr. Carolina Francisca Isabel Spiegel, Corinne Denailles ve Metin Delevi. Önsözü, Stanford Üniversitesi Tarih Profesörü Aron Rodrigue kaleme almış. Kitap bir ayağı veya aklı İzmir’de kalan bir grup arkadaşın girişimiyle Paris, Bremen, İstanbul ve İzmir arasında gelişen fikir trafiği sayesinde ortaya çıkmış.

Kitaptaki 14 bölümde Antik Dönemden başlayarak günümüze kadar gelen zaman içinde İzmir’de yaşayan Yahudiler anlatılıyor. Dinden dile, eğitimden sağlığa, kültürden ekonomiye tüm alanlar yazarların titiz ve geniş kapsamlı araştırmaları ve çok kıymetli arşiv fotoğraflarla okurlara ulaşıyor.

Türk Yahudilerinin tarihini 1492’de İber Yarımadasından gelenlerle başlatmak yaygın bir alışkanlık, aslında geçmişleri çok daha eskilere dayanıyor. M.Ö 8-6. Yüzyıl arasında topraklarından sürgün edilen Yahudiler, farklı coğrafyalara dağılmışlar, bölgelerin kendine has kültürleriyle etkileşime girerek değişime uğramışlar. Dağınık Yahudi topluluklar farklı isimlerle anılıyor: Hellen, Roma ve Bizans kültürünü İbranice ve Yahudi kültürüyle harmanlayan Romaniotlar; tek kaynak olarak Tora’yı tanıyan Karaitler; Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkasya’daki Mizrahiler; Ortaçağdan itibaren kuzey ve doğu Avrupa’ya yayılan Aşkenazlar…



Kitabın mimarları: Sarit ve Selim Bonfil 

İzmir’de Yahudi varlığı
Kitapta, Yahudi varlığının kesintisiz sürdüğü şehir olarak İstanbul gösteriliyor. İzmir ve Selanik’te Yahudilerin bulunmadığı dönemler olmuş. İzmir Yahudilerine dair bulgular 16. yüzyıla tarihlense de daha önceki dönemde yaşadıklarına ilişkin tarihçilere ait görüşler mevcut. İbranice bir mezar taşı, Yahudi Mezarlığının 1565’ten öncesine dayandığını gösteriyor.

Rabi Eliyahu Hakohen İtamar’ın, İzmir’de eğitimli ve kültürlü Aşkenazlarla karşılaştığı bilgisi, Aşkenazların 17. yüzyıldaki varlığının kanıtı. Bir başka kaynak, 17. yüzyılda İzmir’deki Karaitlerden bahsetse de somut bir veri mevcut değil. 17. yüzyıldan itibaren şehre Sefaradlar geliyor. 19. Yüzyılda ise, İzmir’e Romanya, Polonya ve Rusya kökenli Aşkenazlar yerleşiyor. Sefarad kültürünün zamanla diğerlerine baskın çıktığı söyleniyor.

İzmir’in gelişmiş bir liman şehri haline gelmesi 16. yüzyıl sonuyla 17. yüzyılın ilk yarısına rastlıyor. Kapitülasyonların ayrıcalıklarından yararlanan Fransız, İngiliz, Venedikli ve Hollandalı tüccarların gelişiyle 16. yüzyılın sonunda İzmir’de ekonomik bir canlanma başlamış.

Yoğun ticaret ortamı Ege Adalarındaki Rumları da kente çekmiş. Bursa, Halep ve İran’dan Ermeniler; İç bölgelerden, İstanbul’dan, Selanik’ten Yahudiler; İber Yarımadasından ve Livorno’dan ise Marranolar İzmir’e yerleşmiş. Şehrin zenginleşmesi İber Yarımadasından gelen Conversoları da cezbetmiş. Çok sayıda Aşkenaz, Romaniot ve Sefarad’ın şehre göçmesiyle İzmir, İmparatorluğun Yahudi merkezlerinden birine dönüşmüş. “Franko” olarak bilinen İtalyan Yahudileri de 18. yüzyıl başlarında şehre gelmeye başlıyor. Bütün bu gruplar başta kimliklerini korudularsa da etkileşimler sonucu yerel bir Yahudi kimliği oluşuyor. Lizbon ve Amsterdam’daki dindaşlarıyla iletişimde olan, Avrupa dillerini ve Latin harflerini bilen İzmirli Yahudiler, ticarette öne çıkıyorlar.

17. yüzyılda Yahudi mahallesi bir depremle yıkılmış, yangın ve salgın hastalık nedeniyle Yahudi nüfus azalmış. Sabetaycılığın çıkışı da ciddi sonuçlara yol açmış. Sabetay Sevi’nin Müslümanlığı seçmesiyle birlikte güç, muhafazakâr din adamlarına geçmiş. Latin harfleriyle yazmayı bilmeyen İzmirli Yahudiler, Batıyla bağlantılarını kaybetmişler. Aynı dönemde Rum ve Ermeni din adamları modernist ve eğitimci bir yaklaşımla Yahudilerden öncülüğü kapmışlar. 19. Yüzyılda İzmir Yahudi toplumu maddi manevi gerilemiş. Yahudi mahallesinin kalabalık ve sefil hali, Avrupalı gözlemcilerin bile dikkatini çekmiş.

 

Osmanlı dönemi
Osmanlı Yahudileri, Avrupa’daki dindaşlarının aksine, dil, din ve kültür alanlarında serbesttiler. Ödedikleri Rav Akçesi otorite tarafından onaylanan bir hahambaşıya sahip olmanın yanında, bağımsız bir yaşamın güvencesiydi. Gayrimüslimler, kişi başına alınan yıllık vergi ve arazi vergisi karşılığında, askerlikten muaf tutuluyorlar ve inanç, ibadet, eğitim özgürlüğüne sahip oluyorlardı. Yasalarla belirlenmiş geniş kapsamlı sınırlamalara tabiydiler. Müslümanlara göre hakları az, yükümlülükleri çoktu. Vergilendirme yöntemleri yolsuzluk ve sömürüye açıktı. Cemaat devlete vergi ödüyordu, cemaatin vergisi de ayrıydı. Hem devlet hem cemaat vergileri, ailelerin ödeme gücüne göre belirlenirdi. Cemaatin gelir kaynaklarından biri olan kaşer et vergisi “gabela”nın sık sık değiştirilmesi yoksul aileler açısından büyük sorundu. Hayır kurumları yoksullara yardım ederek servet dağılımındaki adaletsizliği gidermeye çalışıyordu.

20. Yüzyıl başlarken
19. Yüzyıl biter ve 20. yüzyıl başlarken, İzmir Yahudileri yeni bir atılım yaptılar. Siyasi reformlar ciddi değişiklikler getiriyor, tüm Osmanlı vatandaşlarının eşit kabul edileceği vadediliyordu. Bu iyimser havanın oluşmasında Alliance Israélite Universelle okullarının açılmasının katkısı büyüktü. Ancak 1908’de umut yaratan II. Meşrutiyet, çoğu yoksullukla mücadele eden İzmir Yahudilerinin sosyal ve ekonomik sorunlarını çözememişti.

1920-22 yıllarında Yunan-Türk Savaşının yol açtığı yıkım sonucunda binlerce Yahudi Amerika’ya ve Fransa’ya göç etti. İsrail Devletinin kurulmasıyla birlikte Türkiye’deki yoksul Yahudilere de göç imkânı doğmuştu.

Zengin fotoğraflarla desteklenen İzmir’de Yahudiler -Antik Smyrna’dan Günümüze kitabında tarihsel bilgilerin yanında, düğünlerde ne yenirdi, hastanelerde hangi tedaviler uygulanırdı, kadınlar sokağa çıkarken nasıl giyinirdi, hangi batıl inançlar vardı, okullarda eğitim nasıldı gibi kültürel zenginlikleri anlatan bölümler de yer alıyor. Bu çeşitlilik kitabı merakla eline alacak her okura ilginç gelebilecek bir hikâye vadediyor. 20. Yüzyıl başında 40.000’e ulaşan Yahudi nüfusu bugün yaklaşık 1.000 kişi, yine de gönüllerdeki ve hafızalardaki İzmir’i yaşatmak isteyenlerin sayısı mutlaka çok daha fazla…

Kitaptan alıntı
Karataş’tan Göztepe’ye Sosyal Hayat
Yahudilerin Karataş ile Göztepe arasında yoğunlaştıkları 1900-1970 yılları arası, bu bölgenin en renkli ve canlı dönemiydi. Yahudiler bu bölgede önce Ermeni ve Rumlar daha sonra ise Müslüman Türkler, Dönmeler ve Göztepe’ye yaklaştıkça Levanten Hristiyanlar ile yan yana yaşadılar. Burası hemen herkesin birbirini tanıdığı, birlikte gülüp ağladığı büyük bir açık hava kulübü idi adeta. Ortasından tramvay geçen, parke taşlı bir cadde, komşuların birbirine seslendiği iki katlı cumbalı evler, günlük hayatın ritmiyle akan seyyar satıcılar, kıyı tarafındaki komşu evlerden denize atlanan tahta iskeleler, deniz banyoları, çocukların oyun alanı olan denize açılan ara sokaklar, sandal gezileri, balık avlanmalar, eş dostla akşamsefası yapılan meyve ağaçlı bahçeler, yeşillikler içinden akan sularıyla bir mesire yerini andıran İngiliz bahçesi ve ünlü Labri’nin Kahvehanesi bölgede yaşayan Yahudilerin tüm sosyal ihtiyaçlarını karşıladıkları ideal bir ortam sunmaktaydı.