Hayat Ağacı sembolünün tarihteki yolculuğu

Hayat Ağacı sembolünün tarihteki yolculuğu
İNCELEME

Hayat Ağacı sembolünün tarihteki yolculuğu



Haber fotoğrafı: Binbir Kısmet Kapısını araladığına inanılmakta olan 'Tûbâ Ağacı

Hayat Ağacı çok sevdiğim ve beslendiğim bir sembol olmuştur. Takılarda ve dekoratif eşyalarda her zaman tercih ettiğim bir temadır. Dünyanın var olduğundan beri her yerde karşımıza çıkan bu sembolün tarihteki yolculuğunu merak ettim. Çağlar boyunca süren bu kadim imgenin tarihini, özelliklerini ve etkilerini araştırdım.

 

Tarih öncesi dönemde Hayat Ağacı
İnsanoğlunun kutsal saydığı varlıklar arasında Ağaç en çok değer verilen olmuştur. Farklı kültürlerde, yaşam umudunu canlı tutan bu varlık için pek çok mit ve inanç geliştirilmiştir. Doğanın kışın uyuyup, bahar gelince yeşillenip canlanması hepimizde yaşama sevincini canlı tutması, onu bu kadar kıymetli kılmıştır. İlkbaharda çiçek açmaları, meyve vermeleri doğumu, sonbaharda yaprak dökmeleri ise ölümü çağrıştırır. Aynı zamanda bu durum, evrenin ve yaşamın kesintisiz devamlılığını da akla getirir. Hayat Ağacına ilişkin ilk izlere M.Ö 3 bin yıl ve sonrasında Aşağı Mezopotamya’da rastlanır. Hitit ve Asur mühürlerinde rastlanan bu motif Sümer, Babil, Hurri, Frig, Mitanni, Urartu gibi pek çok kültürde de yer alıyor.


Selçuklularda Hayat Ağacı

Şamanlarda ve Selçuklularda Hayat Ağacı
Bütün kültürlerde, gençlik ve ölümsüzlük veren bir kavram olarak bilinen Hayat Ağacı, eski Türk inanç sistemi olan Şamanizm’e göre dünyanın merkezini belirleyen, genellikle kuşlar ve kartallarla betimlenen ağaç olup Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde Cennet anlamını da kazanarak çini, taş ve benzeri bezemelerde oldukça sık kullanılmıştır. Anadolu Selçuklu döneminden günümüze kadar gelen birçok mimaride özellikle taç kapının her iki tarafında uygulanan Hayat Ağacı motiflerinin tarihî ve sanatsal değerleri vardır. Selçuklular sadece süsleme unsuru olarak değil, “Evrenin direği, barışın, bereketin, bilimin, hikmetin, kudretin ve sonsuzluğun sembolü” gibi soyut kavramlar yükleyerek Hayat Ağacı motifini büyük tutkuyla kullanmışlardır. Selçukluların Hayat Ağacı kullanımları Sibirya ve Orta Asya Şamanlarının kullanımları ile benzerlikler gösterir. Her ikisinde de ağacın dalları, göğün katlarının simgesidir. Selçuklular ölenlerin ruhlarının, cennete gitmek için bu katları kullandıklarına inanırlardı. Şaman rahipler için ise bu katlar, gökyüzüne çıkmak için kullandıkları merdivendir.


Yggdrasil ve Níōhöggr

İskandinav ve Hint mitolojilerinde Hayat Ağacı
Yaşam Ağacı simgesine rastlanan diğer geleneklere örnek olarak Lapon, İzlanda, İskandinavya, Finlandiya, Avustralya gelenekleri sayılabilir. İskandinav mitolojisinde, dallarıyla tüm evreni destekleyen Yggdrasil adlı ağacın köklerine sarılı olarak yaşayan, bu ağacın kökleriyle beslenen ve dolayısıyla evrenin varlığını tehdit eden Níðhöggr adında bir başka yılan/ejder daha vardır.

Ruhların, Yaşam Ağacı dallarına konmuş kuşlarla simgelenişi Hint metinlerinde de mevcuttur. Hint geleneğindeki bir başka Hayat Ağacı, yayıktaymış gibi çalkalanan süt denizinde bulunan Bodhi ağacıdır. Bir Angkor yazıtına göre Bodhi ağacının kökleri Brahma, gövdesi Siva, dalları Vişnu tanrılarıdır. Kimi versiyonlarda ise ağaç Siva’dır; Brahma ve Vişnu dallarıdır.


Hristiyanlıkta Hayat Ağacı

Semavi dinlerde Hayat Ağacı
Hayat Ağacı Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam dinlerinde bahsedildiği üzere ilk insan kadar eski bir yerdedir. “Hayat Ağacı”nın, Cennet Bahçeleri’nde yasaklı meyvenin yetiştiği ulu ağaç olarak betimlendiğini görüyoruz. Her ne kadar Kur’an’da bu ağaca özel bir isim verilmemiş olsa da, Tevrat’ta bu ağaçtan Hayat Ağacı - “Etz Hayim” olarak bahsedilmektedir. Dinsel kimliğin ulusal kimlikle bütünleştiği, var olabilmek için tarih boyunca oradan oraya göç etmek zorunda kalan bir toplum için ne kadar da anlamlı bir isim.

İslam’da, Cennet’teki Tuba (huzur mutluluk) Ağacı da Hayat Ağacına benzer bir form ile ortaya çıkar. Hristiyan gelenekte Yaşam Ağacı sembolizmi, İncil’in vahiy denilen, Yuhanna’nın Vahyi kısmında görülür. Yuhanna’nın bu vizyonunda Yaşam Ağacı, 12 defa meyve veren, yaprakları ulusların şifa bulmasını sağlayan bir ağaç olarak belirtilir. Ayrıca İsa Mesih’in çarmıhı, alegorik olarak Yaşam Ağacını simgeler.

Sonuç olarak “Hayat Ağacı”, taş devrinden günümüze kadar insanoğluna ırk, din farkı gözetmeden bereket, gençlik, sağlık, mutluluk, huzur, barış gibi hep pozitif çağrışımlarda bulunmuştur. Maalesef insanların, doğanın bu cömertliğine karşılık adil davranmadıklarını görüyoruz. Daha geçtiğimiz aylarda memleketimizdeki orman yangınlarını içimiz kanayarak televizyonlarda izlemedik mi? Kasten veya bilinçsizce, doğanın bize sunduğu bu nimeti yakıp yıkarak yerine beton binaları dikerek, yaşam alanlarımızı nefessiz bırakmıyor muyuz? Ben şanslıyım, İzmir’de evim Fuar alanına yakın olduğu için sabah uyandığımda yeşil doğayı görebiliyorum. Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en değerli miras temiz bir doğa, yaşanılası bir dünyadır.