“Bazılarının çöpü diğerlerinin hazinesidir”

“Bazılarının çöpü diğerlerinin hazinesidir”
Çevre

“Bazılarının çöpü diğerlerinin hazinesidir”

Kapak fotoğrafı: 10 yaşında geri dönüşüm ile tanışan Vanis Buckholz


İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen ve çevreyle ilgili ilk uluslararası toplantı olma özelliğine sahip “Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı”nda alınan kararla 5 Haziran, çevrenin korunması konusunda dünya çapında farkındalık yaratılması ve eylemde bulunulması amacıyla, Dünya Çevre Günü” olarak kabul edildi. Bu vesile ile dünyada pek çok etkinlik düzenlenmekte, çevre duyarlılığı ve geri dönüşüm konusunda bilinçlenmek adına adımlar atılmakta.

Çevrenin korunması, çöplerin toplanması ve geri dönüştürülmesi 21. yüzyılın yükselen trendleri arasında. Gelecek yüzyıllarda da bu konular sıkça gündeme gelecek ve sorunların büyümesine rağmen teknolojinin yardımıyla onlarla başa çıkmak daha kolay olacaktır. “Artıkların”, artık “atık” olmayacağı günlere…

10 yaşından beri geri dönüşüm yapmaya başlayan Vanis Buckholz ile internet sayfalarında tanışıncaya kadar geri dönüşüm hikâyelerine bu kadar merak salmamıştım. Benim için geri dönüşüm, bir anlamda dünyanın çöp dünyaya dönüşmeden nefes alınır bir gezegen olması idi. Geri dönüşümün hem toplumsal hem doğa açısından ne kadar önemli olduğunu anlamaya başladığım zaman daha çok okumaya daha çok araştırmaya başladım.

Vanis Buckholz 10 yaşında geri dönüşüm ile tanıştı
Söze öncelikle Vanis Buckholz ile başlayayım. Vanis, Kaliforniya’da yaşıyor. Bisikletine binip plajları tek tek dolaşıyor. Geri dönüşüm malzemelerinin hepsini topluyor. Evine getiriyor ve ayırıyor. Torbalar halinde geri dönüşüm fabrikalarına teslim ediyor. Zamanla bu yaptığı işe “My ReCycler” adını veriyor. Buckholz, kendisinden bu hizmeti almak isteyen komşularının evlerine giderek atıkları fabrikalara dağıtıyor. Kazancının bir bölümünü, çok sevdiği “Project Hope Alliance” derneğine bağışlıyor. Vanis birkaç yılda yaklaşık 45.000 kg atığı geri dönüştürerek doğaya katkıda bulundu. Kendisi ile yapılan bir röportajda, bu tutkunun küçük yaştan itibaren aşılandığını söylüyor. Ailesinin ve öğretmenlerinin duyarlılığının kendisinde bir alışkanlık yarattığını ifade ediyor.

Zeinab Mokkalled sokakları çöplerden kurtardı
Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Zeinab Mokkalled adında yaşlı bir kadın, köyünde sadece kadınlardan oluşan bir çöp toplama ekibi kurduğunda amacı asla tarihe geçmek değildi. Zeinab duyarlı idi ve kadınların da kendisi gibi davranmasını istiyordu. Beyrut sokaklarının çöp yığınına döndüğü ve tüm atıkların denize döküldüğü yıllarda Zeinab Mokkalled mucizeler yaratılabileceğini ispatladı. O dönemde pisliğin her yere yayıldığını ve özellikle çocukların bu durumdan zarar görebileceğini biliyordu. Mokkalled yerel yönetimden yardım talep edince, “Burası Paris mi?” cevabını aldı. Ve o an yapması gerekenleri kafasının içinde planlamaya başladı. Hemen kadınları yardıma çağırdı. 90’lı yıllarda, Lübnan gerek ekonomik gerekse gelenekleri açısından böyle bir iş için uygun bir platform değildi. Arkadaşı Khadija Farhat kendi imkânlarını kullanarak bir kamyon satın aldı. Mokkalled’in arka bahçesi ise bir çöp ayırma laboratuvarına dönüştü. Proje, 46 gönüllü ile devam ederken ismi “Dünya'nın Çağrısı” oldu.

Cam, kâğıt ve plastik ayırarak başlayan proje daha sonra, ülkenin iklim şartlarına uygun gübre yapımını danışabilecekleri bir uzman ile daha da zengin hale geldi. Mokkalled’in bahçesini geri alabilmesi 3 yıl sürdü. Çalışma birçok köye yayıldı. Mokkalled bu işe girişenlere şu mesajı veriyordu: “Bir sürü zorlukla karşılaşacaksınız ama her şey sabrınız ve kararlılığınızda bitiyor.” Zeinab Mokkalled yaptığı işten gurur duyuyor: “Dünyaya bakmak bizim sorumluluğumuz olduğu fikrini insanlara aşılamalıyız. Bizim Arabsalim’de yaptığımızı herkes yapar ise, dünyada çöp sorunu kalmaz” diyerek özellikle kadınları duyarlı olmaya davet ediyor.

İki ayrı kıtadan iki ayrı yaş grubundaki örneklemelerden sonra geri dönüşüm hikâyelerine özellikle doğal atıklarını geri dönüştüren alternatif düzenekler ve projelerle devam etmek isterim.

Ayçiçekleri
Hollandalı tasarımcı Thomas Vailly, sürdürülebilir ürün yelpazesine ayçiçeğini ekledi. Yalıtım panellerinden telefon kılıflarına, hayvan yeminden tek kullanımlık su bazlı tutkala, paketleme malzemelerine, tek kullanımlık mutfak gereçlerine kadar birçok ürün, sadece ayçiçeği endüstrisinin atıkları ile üretilebiliyor. Bu projeye dâhil olmanın tek şartı ayçiçeği atıklarından yapılacak ürünlerde sadece ayçiçeğinden elde edilen malzemeler kullanılabilmesi ve ilave içeriklere kesinlikle yer verilmemesi. Thomas Vailly tek bir ürüne yoğunlaşarak başarının arttığını söylüyor.


Portakal kabuklarından bardak
Carlo Ratti bir İtalyan. Portakalları sıktıktan sonra kabuklarını da devreye sokan bir otomat geliştirdi. Portakal kabuklarını bardağa çeviren “Fell the Pell” projesi Tayland’da ve Vietnam’da süpermarketlerde sebze ve meyve reyonlarında plastik ambalaj yerine muz yapraklarının kullanılmaya başlandığı günümüzde tam bir geri dönüşüm projesi. Tıpkı bilim insanı Sandra Pascoe’nün kaktüs suyundan yararlandığı ve MakeGrowLab’ın sebzelerden yapılmış doğal plastik üretimine katkıda bulunduğu gibi… Pet şişenin doğada çözülmesinin ortalama 450 yıl sürmesi ile atıklara verilen önem gündeme geldi. Fell the Pell projesi portakal kabuklarını bir alanda biriktirilmesi, öğütülmesi, eritilmesi ve bardak olarak tasarlanmasını öngören ve başaran bir teknoloji. Carlo Ratti Associati’nin ilerlediğimiz yıllarda daha pek çok projede yer alacağı düşünülüyor.


Nicole Stjernsward
Sebze ve meyvelerden boya pigmenti ve mürekkep
“Kaiku” ne demek bilir misiniz? Kaiku, Nicole Stjernsward’in büyükannesinin dili olan Fincede “yankı” demek. Aynı zamanda “sesin geri dönmesi” anlamına da geliyor. Kaiku, farklı sebze ve meyvelerin doğal pigmentlerinin yapay ve zehirli maddelerden bağımsız olarak müthiş bir boya malzemesi haline getirilmesine deniyor. Avokadolar, narlar, kırmızı pancarlar, limonlar, soğanlar ve aklınıza gelebilecek her türlü meyve-sebze, Kaiku aracılığıyla boya pigmentine ve mürekkebe dönüştürülebiliyor. Nicole Stjernsward bu projeye başlamadan önce eski sanat tarihi ustalarından ve çağdaş ressamlardan, kullandıkları boyalar hakkında geniş bilgi aldı. Ardından Londra Ulusal Galerisi’nde çalışan kimyager David Peggie ile görüşmeler yaptı. Boya çalışmalarının en çarpıcı örneği yemyeşil avokadonun yarattığı renk. Tanen denen bir madde içeren avokado kabuklarından çıkan kırmızımsı renk, turuncu ve pembeye dönüşüyor. Narlar, dış görünümlerinin aksine, sarı renkte pigmenti açığa çıkarıyor.


Julian Lechner telveden kahve fincanı üretmeyi başardı
Kahve telveleri artık değerlendiriliyor
Dünyada kahve tüketimi gözle görülür bir şekilde arttı. Evimizde içilen kırk yıllık hatırı olan kahve artık sokakta ellerimizde. Soğuğu, sıcağı, kremalısı, karamellisi derken hepimiz neredeyse bağımlısı olduk. Ve tabii bu durum, kahve telvesinin bir atık olarak açığa çıkamamasına neden oluyor. Tüketimi ile birlikte bir sorun olan kahve telveleri artık değerlendiriliyor. Dünyanın farklı ülkelerinde yakıt üretmeyi başaran girişimciler var. Örneğin Londra’da otobüslerde kahve çekirdeklerinden üretilen yakıt kullanılmaya başlandı. Odun kütüklerine dönüştürerek yanmasını sağlamak da farklı bir teknoloji. Bilinen en eski yöntem, kahve atıklarını gübreye dönüştürmek. Bu konuda çocukluğumda annelerimizin kahve telvelerinin saksıların dibine dökmelerinin sebebini şimdilerde daha iyi anlıyorum. Günümüzde pek çok kahve zinciri atık kahveleri ücretsiz olarak dağıtarak toprağın böceklenmesini önlüyor. Tasarımcılar da boş durmuyorlar. Alman tasarımcı Julian Lechner telveden kahve fincanı üretmeyi başardı. Kurutulan kahve telvesini bazı süreçlerden geçirerek doğada kolayca çözülebilen kahve fincanları haline getirmek ve kırık yıllık hatırı olan kahveyi o fincanlarda ikram etmek oldukça yaratıcı bir fikir.

Bisiklet parçaları
Dünya üzerinde trafiğin son derece karmaşık olduğu ülkeler çözümü bisiklet kullanmakta buldular. Bisiklet, arabalara nazaran daha ekonomik. Zaten arabalar saldıkları gazlarla doğayı kirletmekte. Durum böyle olunca bisiklet kullanımında artış kaçınılmaz. Ve tabii ki kullanım dışı bisikletler de atık olarak sayılıyor. Qiang Huang bu hurda parçalarından kullanışlı mobilyalar üretiyor. Bu mobilyaların sağlamlığını tartışmak mümkün değil. Estetik mi? Bu sorunun cevabını vermek size kalmış.


Dario Tironi & Koji Yoshida
Geri dönüşüm sanat oluyor…
“Birilerinin çöpü, diğerinin hazinesidir,” diyenlere hak verircesine çalışan iki arkadaştan söz etmek istiyorum. Dario Tironi ile Koji Yoshida. Herkesin çöp diye gördüğünü değerli hammadde olarak gören ikili geri dönüşüme yepyeni bir anlam katıyor. Yıpranmış ev aksesuarları, bozuk teknoloji aletleri, ambalaj malzemeleri ve daha birçok atık bu sanatçıların elinde “Şeyler” adını verdikleri heykellere dönüşüyor. Sanatçılara göre heykeller, insan ve evrimleşmenin simgesi. Verilen mesaj ise, “ilerleyen uygarlık ile tüketim toplumuna yönlendirilen insan, zaman içinde büyük miktarda çöp ile baş başa kalacak ve bu sorun ile baş etmenin yollarını arayacaktır.”


Çok yönlü sanatçımız Deniz Sağdıç

Cam ustası bir babanın kızı, terzi bir halanın yeğeni, Mersin doğumlu ve çok yetenekli diye söze başlarsam Deniz Sağdıç hakkında ilk bilgileri vermiş olurum. Çok yönlü bir sanatçı Deniz Sağdıç. Denime tutkun. Ona göre, denim sadece bir malzeme değil, bir iletişim aracı.

Sağdıç verdiği bir röportajda, “İnsanlar denimi tanıyor ve onunla yapılmış bir sanat eserini kendilerinden bir parça olarak görebiliyor” dedi. “Tüm dünyada kabul görmüş bir kumaştan söz ediyoruz. Siyaset adamı da bahçıvanı da kullanabiliyor ve yadırganmıyor” diye devam etti. “Denim kıvrılır, dövülür katmanlara ayrılır ama kopmaz…”

Sağdıç şimdilerde anlaşmalı firmalardan özellikle tekstil atığı topluyor. “Çöp toplayan birinin evinden çok az çöp çıkıyor” diyor. Aynı röportajın sonunda ise, “Yaptıklarımın, en azından insanlara yapabilecekleri konusunda sınırlarının olmadığını göstermesini, onlara ilham verebilmesini amaçlıyorum. Öte yandan sürdürülebilirliği sadece doğa dostu yönleriyle değil, kişi ve kurumlara kazandırdığı maddi ve manevi getirileriyle birlikte değerlendirdiğimizde bu yaklaşıma, günü geldiğinde kimsenin kayıtsız kalamayacağını düşünüyorum” diyor.


Yuken Teruya
Japon bir sanatçı. Eski gazetelerden, kese kâğıtlarından, mektup zarflarından, kısaca eline geçen tüm kâğıt malzemeden ağaç ve çiçek figürü yaratmayı seviyor. Yuken Teruya kâğıt parçalarını oyarak “cut-out” ismini verdiği eserleri 15 yıldır yapıyor. Yuken Teruya bu çalışmalarında Yunan filozofu Aristoteles’in doğa felsefesinden ve ABD’de yaşadığı süre içinde karşılaştığı üretim çılgınlığından esinlendi. Yuken Teruya’nın malzemesi, bir an bile tereddüt etmeden buruşturup attığımız kâğıt.

Kaynakça:
https://www.sabah.com.tr
https://designisthis.com
https://oggusto.com
https://wikipedia.org
https://incitas.com.tr
https://www.donusumdernegi.org
https://ekolojist.net
https://bigumia.com
https:carloratti.com
https://kaffeeform.com
https://stjernaward.co
https://dezeen.com
https://projecthopealliance.org
https://www.verycompostable.org