Haber Fotoğrafı: Haute couture’de nakış


Kadın gölgeye çekil,” der mesela bir şövalye, “ve nedimelerinizle yemek içmek üzere boyalı ve altın kaplı odalarınıza gidin; ipek boyamakla uğraşın: sizin göreviniz budur. Benimkisi, çelik kılıçla vurmaktır.”
*

Filozof Schopenhauer demiş ki, “Hayat nakış gibidir; insanlar hayatlarının ilk yarısında nakışın ön yüzüne dikkat eder, arka yüzü ikinci yarıda düşünmeye başlar. Arka yüz düzgün motiflerin aslında karmakarışık olan arka yollarını anlamak açısından ön yüzden daha öğreticidir.” Bu giriş sırf şıklık olsun diye; konu felsefe değil biz ön yüzle ilgiliyiz. Ama ön yüz de boş değil, o renkler ve motifler kültürel hafızanın, toplumsal acıların, insanların umut ve mutluluklarının yansımaları...


I. Elizabeth’in 11 yaşında Kraliçe
Catherine Parr için işlediği kitap kapağı

Nakış, evlilik yolundaki -başka yol mu vardı!- kızların sosyal konumunu ortaya koyan bir beceriydi; asırlar boyu sadece kadınlar yapıyor diye pek prestijli bir iş sayılmadı. Oysa diğer sanat ve tasarım ürünleri gibi nakış da yorumun süzgecinden geçmiş imgelere, gözlemlere dayanır. Eline iğne-iplik alan, ister I. Elizabeth ister Ayşe Teyze olsun, nakış kadının bildiklerini, etrafında gördüklerini kumaşa anlatmasıdır; bir anlamda sessizlerin iğneyle yazdıkları otobiyografidir.

Tarihin çeyiz sandığı karıştırıldığında, M.Ö 7. ve 6. yüzyıllardan Yunan vazolarında süslü, giysili figürler görüyoruz. Çin’den M.Ö 5-3. yüzyıla tarihlenen örnekler var. İsveç’te M.S 300-700’den kalma bir giyside bugün de kullanılan temel dikiş tarzlarından bahsediliyor. İlginç olan, eski örneklerden bugüne, temel tekniklerin değişime uğramaması… Yani iğne denen aracın bütün marifetleri önceden keşfedilmiş. Üstelik erken dönem çalışmalardaki teknik başarı ve işçilik standardı aşılamamış, şimdi makineler çok marifetli tabii o ayrı…


Oleksiy Kakalo, Heritage, 1984 1987

Ellerindeki bezi her şekilde sanat eseri haline getirmek üzere kolları sıvayan kadınlar neler yapmış: İplikleri sayıp minik çarpılarla desen oluşturmuşlar; atkı ve çözgüleri ayırıp birleştirerek geometrik şekiller çıkarmışlar; delikler açıp etrafını sarmışlar; bazen atkı-çözgü saymayı bırakıp ipleri boya, iğneyi fırça gibi kullanarak “tuval”leri üzerinde natüralist motifler yaratmışlar.

Bu, kadınlar açısından keyfi bir seçim değildi. Eğitime, bazen yazı gereçlerine bile erişemeyen kadınlara kalan iğne-iplikti, onlar da öğrendiklerini eldeki malzemeyle değerlendirip üretime döktüler. Halı, kap-kacak resim nasıl geçmişi anlamamızı sağlıyorsa, görmeyi bilen gözler için nakış da ömürlerini sessiz sedasız bitirenlerin günlük yaşamlarını incelemenin bir yolu oldu.


500 yıl öncesine dayanan nakshi kantha, Bangladeş ve Hindistan kökenli

Geçmiş
Geleneksel işlemelerde kullanılan kumaş ve iplikler yöreden yöreye farklılık gösterir: yün, keten, ipek, pamuk, kurdele, metal teller, suni ipler… Nakış iğnesi, çeşitli boyut ve türde olabilir. Nakış iğnesinin ucu sivri, gobleninki küt gibidir. Küçük gözlü kısa iğneler kapitone ve dikiş içindir. İnce,uzun, küçük gözlü, sivri iğneler, kumaşa boncuk işlemede kullanılır.

En eski örnekler İskit nakışları, yani M.Ö 8. yüzyıl gibi... Eski Mısır mezar resimlerinde giysiler, örtüler, perdeler nakışla süslü.. Kapitone taa Perslerden kalma… Bizans zenginliği, sadece altın mozaiklerde değil, giysilerdeki altın nakışlarda.. Avrupa stilize hayvan motifleriyle Haçlı Seferleri sayesinde tanıştı, Bizans etkisiyle hanedan işlemeleri görülmeye başlandı. Rönesans’a kadar Kuzey Avrupa’da nakış çoğunlukla diniydi. Hindistan da bilindiği gibi nakış cenneti… Hint işleri 17. yüzyılda Avrupa’ya ulaştı; stilize bitki ve çiçek motifleri, özellikle çiçekli ağaç, İngiliz nakışını etkiledi. Özenle işlenmiş giysiler, dinî nesneler ve ev eşyaları, zenginlik ve statü işaretiydi. 18. yüzyıl İngiltere’sinde ve kolonilerinde, zengin aile kızları ipek işlemeler yaparken halktan hemcinsleri de ellerindeki iplikleri değerlendiriyordu.


Dantelciler (Brittany, France), 1920

17 ve 18. yüzyılda Kuzey Amerika’da tasarımlar Avrupa geleneğini sürdürüyordu ve daha basitti. Yüzyıl başlarında, İngiltere ve Kuzey Amerika’da Berlin işi moda oldu. Arts and Crafts hareketinden etkilenen daha sonraki moda, kaba, doğal renkli keten üzerine yapılan nakıştı. Orta Amerika Kızılderilileri nakışlarda gerçek tüy kullandılar. Kuzey Amerikalı bazı kabileler, derileri ve kabukları boyalı kirpi tüyleriyle işlediler. Yani nakışta da coğrafya kaderdi.


1930’ların başında, ABD’de modern bir nakış hareketi başlatan Georgiana Brown Harbeson’un işi

Nakış, Ortaçağ İslam dünyasında önemli bir sanattı. Altın ve gümüş iplikle işlenen eşyalar sosyal statü işareti olduğu için çok popülerdi. Mendil, üniforma, bayrak, ayakkabı, kaftan, tunik, at süsleri, terlik, kın, kese, örtü , hatta deri kemerler bile işlenirdi. Talebi karşılamak için yüzlerce işçi çalıştıran atölyeler kurulmuştu.

Gelelim günümüze…
El üretimine alternatif, Sanayi Devrimi sırasında geldi. İlk nakış makinesi, 1832’de Josué Heilmann tarafından Fransa’da icat edildi. Bir sonraki adım, Schiffli nakış makinesiydi. İsviçre’de makine yapımı nakış imalatı 19. yüzyılın ikinci yarısında gelişti. Hem İsviçre hem Almanya önemli merkezlerdi. İsviçreli ve Alman ustalar, yirminci yüzyıl başlarında New Jersey’e göç etti ve Shiffli makineleri orada gelişmeye devam etti. Makine nakışı, polyesterin yanı sıra suni ipek iplikle yapılırdı, çünkü doğal ipler ele uygundu, makinenin gücüne karşı dayanıksızdı.

Tekneye benzetilen makineye Almanca “miniktekne” anlamında “Shiffli” diye isim verildi

Nakış, sıkışık hayatlara mahkûm edilen kadınlara nasıl kapı araladıysa, erkeklere de yardım etmiş. Örgü ören erkek belki görmüşüzdür ama karşı cins açısından nakış sahiden devrim gibi… İngiltere’de Birinci Dünya Savaşı gazilerini iyileştirmek ve işgücüne kazandırmak için 400-500 kişilik bir atelye çalışması gerçekleştirilmiş. Ekip kiliselere örtü işlemiş, aristokratlara sergiler açılmış. Savaşın yaraları…

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralyalı gazilere terapi olarak nakış yaptırıldı. Engelli Askerlerin üretimi 1918’den 1955’e kadar devam etti

Sakat kalmış askerlerin tedavisinin etkisi olmuş mudur bilinmez ama, psikoloji toplumca benimsendikçe, farkındalık kavramı yaygınlaştıkça nakışın popülaritesi arttı. Rahatlatan bir etkinlik olarak nakışın meditatif etkisiyle stres hormonunu düşürdüğü ve sağlıklı alışkanlıklar yarattığı kanıtlandı.

Çağdaş nakış sanatçıları, izole hale gelen özel hayatların ve dünyanın hediyesi binbir çeşit stresin karşısında sanatla ayakta kalmanın yollarını arıyor. Asla ataları gibi utangaç değiller, mesajlarını direkt söylüyorlar, geçmişin estetiğinden ödünç aldıkları tekniklerle sıradan şeyleri giydiriyorlar, dönüştürüyorlar. Tığ işiyle kaplanan ağaçlar, kırkyamanın keşfi, kanaviçeyle renklenen banklar, dantel gibi oyulan madeni gereçler derken, 2010’lardan sonra el nakışı popüler hale geldi. Pinterest ve Instagram sayesinde sanatçıların paylaştığı işler, genç nesillere iğne ve iplikle tanışma konusunda ilham verdi.

İğne-iplik insanın kendine zaman ayırmasını sağlayan yollardan biri... Özellikle dikkat süresinin kısaldığı günümüzde, teknik gerektiren yaratıcı bir işe odaklanmanın faydası çok… İşin sonunda renkli ve şık bir mükafat da cabası…

*Norbert Elias, Uygarlık Süreci, İletişim Yayınları

Kaynaklar:
https://en.wikipedia.org/wiki/Embroidery
https://www.britannica.com/art/embroidery
https://crewelghoul.com/blog/types-of-embroidery-needles/
https://www.artshelp.com/the-history-of-embroidery-art-and-contemporary-practitioners/