Silvyo Ovadya Koca bir dünya !..

Silvyo Ovadya  Koca bir dünya !..
Bir İnsan / Bir Dünya

Silvyo Ovadya Koca bir dünya !..

1955’te İstanbul’da doğdu. Fransız Lisesinin ardından, İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği’nden mezun oldu. Evli; iki çocuğu, bir de torunu var. Sanayi sektöründe çalışan Silvyo Ovadya, aynı zamanda, Sanayi Odası Meslek Komitesi başkanı. Elli yıldır devam ettirdiği sosyal ve kültürel faaliyetlerine, genç yaşlardan, toplumumuzun farklı gençlik kurumlarında çalışarak başladı.

1986-1998 yılları arasında Şalom Gazetesi yayın yönetmeniydi. Şalom’u önce Nişantaşı’na, sonra Teşvikiye’ye taşıdığı dönemde, kendi kendine yeten bir kurum haline getirdi. Günümüzde hâlâ her hafta, Şalom Gazetesi ve Judeo-Espanyol dilindeki ‘El Amanaser’ ekinde, bir veya iki yazısı okunabilir.

2001 yılında, ‘Osmanlı’da Yahudi Kıyafetler’ sergisinin küratörlüğünü ve kitabının da yapımcılığını üstlendi.

2003 yılında temeli atılan ‘Sefarad Kültürü Araştırma Derneği’nin 2007’de kurulmasıyla kurumsallaşan, ve Sefarad Kültürü ile Judeo-Espanyol lisanının yaşamasına ve gelişmesine olanak sağlayan projeye önayak oldu. Bugün hâlen bu derneğin başkanlık görevini sürdürüyor.

2004-2010 yılları arasında, Türk Yahudi Toplumu Başkanı olarak görev aldı. Yahudi Kültürü Avrupa Günü’nün İstanbul’da da düzenlenmesini sağladı. Ovadya, TYT başkanlığı görevini sürdürdüğü yıllarda, Avrupa Yahudi Kongresi (EJC) ve Yahudi Cemaatleri Avrupa Konseyi (ECJC) gibi kuruluşlarda yönetim kurulu üyesi görevlerini de üstlendi.

Edirne Büyük Sinagogu’nun yeniden ibadethane olacak şekilde restorasyonuyla bizzat ilgilendi; günümüzde topluma ve turistlere yönelik konser ve sergi organizasyonlarına da öncülük ediyor.

Türk Müziği’nde Yahudi Bestekârların bilinmesi için Prof. Nevzat Atlığ ile ‘Klasik Türk Müziğinde Musevi Bestekârlar’ CD’sinin yapımını üstlendi. Ayrıca, Judeo-Espanyol müziğini yaşatan birçok albümün hazırlanmasına da yardımcı oldu. Günümüzde, Neve Şalom Sinagogu kompleksinin içinde yer alan ‘Türk Musevileri Müzesi’ni bünyesinde barındıran 500. Yıl Vakfı’nın başkanlığını üstlenmiş konumda.

 

 

Judeo-Espanyol dilinin ve Sefarad kültürünün toplumumuzda çok önemli bir yeri var. Sefarad Kültürünü Araştırma Derneği başkanı olarak, bu dilin kaybolmaması için ne gibi çalışmalarınız var?

Derneğin bugün hâlen koordinatörü olan Karen Gerson Şarhon, üniversitedeki öğretim üyeliğinden ayrıldığı dönemde derneği birlikte kurduk. Bu konuya büyük gönül ve çok emek vermiş kişileriz. Bizlerle bu heyecanı paylaşan on beşin üzerinde de yönetici/üyemiz mevcut. Tüm dünyada da olduğu gibi, altı yıldır, her sene İstanbul’da düzenlediğimiz bir Judeo-Espanyol (DIDL - Diya Internasyonal del Ladino) günü var. Bu yıl da, 16 Şubat tarihinde yapılacak. Geçtiğimiz yıl, 400 kişiye ulaşan ziyaretçi sayısıyla gerçekleşen organizasyonda, bu sene için de sürprizlerimiz var. Her sene yurtdışından birini getirtiyoruz. Sabah 11.00’den akşam 18.00’e kadar Ulus Musevi Lisesi’nde gerçekleşecek o güne ait tüm faaliyetler Judeo-Espanyol dilindedir. Senarist ve oyuncu Forti Barokas’ın yazıp, yönetmen Ferit Kohen’in sahneye koyacağı müzikli bir oyunumuz da olacak. İzzet Bana ve korosu Las Estreyikas d’Estambol, o gün hem kuruluşlarının 15. yılını kutlayacaklar, hem de şarkılarıyla renk katacaklar.

Dokuz aydır süregelen bir kitap çalışmamız da var. Daha önce rahmetli Klara Perahya’nın bir kaç genç arkadaşı ile birlikte hazırladıkları ‘Erensya Sefardi Diças i Proverbos’ (Atasözleri ve Deyimler) çalışması, genişletilerek yeniden hazırlanıyor.

Türk Yahudi Toplumunun yönetiminde, Hahambaşı Müşavirler Kurulu’nda da son 25 senedir görev alıyorsunuz. Bu kurulun görevini bize biraz açar mısınız?

Müşavirler Kurulu, Türk Yahudi Toplumu’nun üst yönetimini oluşturur. Bünyesindeki İcra Yürütme Kurulu da günlük işleri yürütür. Türk Yahudi Toplumu ile ilgili bütün köklü kararları bu kurul alır. 60 kişiden oluşan kurul, Hahambaşı’nın da katılımıyla ayda bir toplanır. Çalışmaları sürekli devam eden alt komisyonlar arasında Emlak, Hukuk, Mali, Dış İlişkiler, Sinagog Vakıfları, Duyarlılık Komisyonu’nu sayabiliriz.

Siz de, uzun bir dönem Emlak komisyonunda görev aldınız. Bu komisyonun sorumlulukları nelerdir?

Önemli bir sorumluluk bu bence. Bu komisyonda, ‘olan’ ancak sonradan terk edilmiş ya da takip edilmemiş emlakların ortaya çıkartılması ile ilgilendim uzun süre. Bunlar, çoğunlukla eskiden Yahudi mezarlığı olan yerlerdi. Bugün de Türk Yahudi Toplumu eş başkanı Erol Kohen hukukçuların da yardımıyla, diğer emlakları da, bir ekiple incelettiriyor. Gerek İstanbul, gerek İstanbul dışındaki eski Yahudi yerleşimlerinin olduğu semt/şehirlerde çalışmalarımız devam ediyor.

Bugün çok sayıda ziyaretçiye kapılarını açmış olan, Edirne Büyük Sinagogu’nun restorasyonuyla da bizzat ilgilendiniz. Harabe durumundaki bu eski sinagogu, böylesi güzel bir ibadethaneye dönüştürme süreci nasıl gelişti?

2004 yılında, ABD Başkanı George Bush Türkiye’ye geldiğinde, kendisini Galatasaray Üniversitesi’nde karşılayan protokolün içindeydim. Aynı gün, orada, zamanın Maliye Bakanı ve Edirne Milletvekili olan Kemal Unakıtan’ı görünce, Edirne Sinagogu’nun restorasyonu hakkında konuştuk. Bakan bana, niye Edirne Sinagogu restorasyonu ile ilgilenmediğimizi sordu. Ertesi sabah, saat 7.45’te aradılar; restorasyonla ilgili bir proje hazırlamamızı istediler. O sırada, binanın sadece bir duvarı ayaktaydı. Mimar Rubi Asa, bu restorasyonun ilk projesini hazırlayan kişiydi. Sonra, o zamanki Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt’a projeyi teslim ettik. Sonrasında projenin üç boyutlusu yapıldı ve Büyük Edirne Sinagogu restorasyonu böyle başladı. Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem ve Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Osman Güneren’in bu konuda çok önemli katkıları var.

Açılış günü, oraya beş yüz kişiyi taşıyan on otobüs gitti. Bu, Başkan İshak İbrahimzadeh ve ekibinin organizasyonuydu; çok büyük bir destek geldi. Açılıştan bugüne beş yıl oldu; tüm kültürel etkinlikleri bir kaç kişiyle birlikte yürütüyorum. Sürekli sergilerimiz var. Senede 2-3 konser gerçekleştiriyoruz ve Üniversite’nin Konservatuarı ile de çalışmalar yapıyoruz.

Bana göre Avrupa’daki en güzel sinagoglardan bir tanesi. Edirne sinagogunu gezmek için ücret alınmıyor. Sinagog, pazartesi hariç, sabah 9.00’dan akşam 17.00’ye, her gün açık.

Sinagogda geçen yıl yapılan ilk düğün, anne babası da orada evlenen bir kızın düğünüydü; çok güzel ve duygulandırıcıydı.

 

Gaziantep sinagogunun restorasyonuna 2011’de başlandı; 2012’de tamamlandı. Yedi senelik bir gecikme ile nihayet Gaziantep ve Kilis’teki sinagoglar da çok güzel oldu. Bence, bunların Müze Sinagog olarak kalmaları lazım, çünkü Türkiye turizmine de çok büyük bir katkı sağlar.

Her yıl tekrarlanan Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinliği yeterince ilgi görüyor mu?

Türk Yahudi Toplumunda en çok eleştirilen konulardan biri, toplumumuzun yeterince açık olmayışı; kapalılığı... Bundan 19 sene önce, Avrupa’yla olan temaslar sonucunda onların ‘Yahudi Kültürü Avrupa Günü’ adlı bir etkinlik yaptıklarını öğrendim. İlk kez Fransa’da Strasbourg şehrinde yapılmış. 2001’den itibaren, İstanbul’da da yapılmaya başlandı. Bizzat ilgilendiğim ilk dört yıl, tüm Galata’da farklı mekânlarda birçok konser ve sergi şeklinde gerçekleşmişti. Bu sene, bir günde 2.300 kişi gibi ciddi bir kitlenin gelmesi, bizler için çok önemli. Bir halkla ilişkiler uzmanıyla çalışmamız da işi hızlandırdı.

2019’un ilk aylarından itibaren, Neve Şalom Sinagogu-500. Yıl Vakfı Müzesi’nin de başkanlığını üstlendiniz. Müze ile ilgili yeni projeleriniz var mı?

Müzede yapılması gereken çok şey var ve gerçekten zaman ayırmak gerek. Bu ilgi alanıma girdiği için, ayrıca koleksiyonculuk tutkum da olduğundan, geçtiğimiz Mart ayından beri, vakıf başkanı olarak görev yapıyorum. Galata turları, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çektiğinden, çoğaltmayı hedefliyoruz. Müzeye yeni bir arşiv, kütüphane ve müze programı aldık. Hahambaşılık Kütüphanesi’nde 6.000 kitap var ve Atatürk Kitaplığındaki uzmanların yardımıyla, hepsini gözden geçirdik. Neve Şalom yönetimiyle birlikte gerekli finansal kaynağı bulduğumuz takdirde, sinagogda Mikve’nin olduğu bölümde üç katlı bir kütüphane ve arşiv oluşturmak istiyoruz.

Gerçekleştirmek istediğimiz diğer bir proje de, Hahambaşılık bünyesinde bulunan ve günümüzde kullanılmayan ‘parohet’ ve ‘mapa’ların konservasyonu ve restorasyonu. Sinagoglarda, sefer tora’ların muhafaza edildiği Ehal a-Kodeş’e ait perdeler ve kürsülerin üzerindeki örtüler, kullanıldıkça ve yıprandıkça, yenileriyle değiştiriliyor. Kadifeden, satenden, ipekten yapılmış bu örtülerin çoğu kötü durumda. Bunu gerçekleştirmek için kayda değer bir fona ihtiyacımız var. Restore edildiklerinde, hepsi birer eser olacak.

Geçtiğimiz yıl, Purim Bayramı’na denk düşen tarihte Purim’in hikâyesini anlatan ‘Megilat Ester’lerden oluşan bir sergi açtık. Yaptığımız çağrılara, olumlu yanıtlar aldık ve 60’tan fazla ‘Megila’yı sergilemeyi başardık. Gerçekleştirebilirsek, bunun ayrıca albüm-kitabını da yayınlamak istiyoruz.

Dinî objelerden bahsetmişken, önümüzdeki Aralık ayında, ülkemizdeki Hanukiyalar başta olmak üzere, bir Hanukiya sergisi yapmayı öngörüyoruz. Sergi yapıp yapmayacağımızı topladığımız Hanukiya sayısı belirleyecek.

Takip ettiğiniz müzayedelerde bulduğunuz en ilginç parça neydi?

Müze ile hiç ilgim yokken, bir müzayedede Hahambaşı Moşe Levi’nin yüzüğünün satıldığını öğrendim (yüzüğün ön yüzü Hahambaşı mührüdür). Ricacı olduğum bir kişi finanse etti; satın aldık ve bugün müzede sergileniyor.

Ayrıca, yine müzayedelerden Çanakkale’de savaşmış Yahudi dinine mensup bir askerin tütün tabakası (adı İbranice, Latince ve Osmanlıca kazılmış) ile Koridi soyadlı bir başka Osmanlı Yahudi’sinin savaş zamanı sefer görev emrini belirten bir karne, Şehita (Kaşer hayvan kesimi) ile ilgili 16 Kaşerut mührü de, yine müzeye katılanlar arasında.

“Koleksiyonculukla her zaman ilgilendim” dediniz. Biraz açıklar mısınız?

Genç yaşımdan itibaren önce pul, sonra kartpostal ve Judaica ile ilgilendim. Yirmi yıl önce Feshane’de bir el sanatları sergisi gezerken üç tezhip sanatçısı ile tanıştım. Yaptıkları eserler arasında, bir Yahudi kıyafet minyatürü de vardı. Bir yılı aşkın bir süre onlara gravürlerden, kartpostallardan, bilinen bazı kitaplardan, el çizimlerinden bulduğum kıyafetlerin minyatürlerini, renklendirerek yaptırdım. “Osmanlı’da Yahudi Kıyafetler” sergisi ve kitabı da öyle oluştu. Sergi, Dışişleri Bakanlığı’nın isteği doğrultusunda ABD’de 20 farklı şehirde sergilendi. Geçtiğimiz ay İzmir’de sergilenen minyatürler, Şubat sonuna doğru İsrail’de de sergilenecek.

Bunun dışında Selanik’i de kapsayan “Osmanlı ve Türk Yahudileri”ni konu alan kartpostal koleksiyonum var. Eğitimi, kıyafetleri, meslekleri, dinî ve sosyal yaşamı konu alan kartpostalları kitaplaştırmak istiyorum.

Diğer bir çalışmam da “Karagöz Oyunu”nda Yahudi tiplemeleri üzerine. Üç yılı aşkın bir dönemde 50 kadar Yahudi tiplemesini, işin ehli sanatçılara inek derisi üzerine ve has boyalarla yaptırdım. Her şey hazır… Ancak kitaplaştırmadan sergiyi yapmak istemiyorum.

“Türk Yahudileri ve Yahudilerle İlgili Bunları Biliyor musunuz?” adı altında az bilinenleri bir araya getirmeye çalışıyorum. Az bilinen bir olay veya olgu okuduğumda ya da duyduğumda, doğruluğunu araştırıp yazıyorum.

Yıllardır yaz aylarını Büyükada’da geçiriyorsunuz. Ayrıca, Anadolu Kulübü’nün Yönetim Kurulu’nda yer alıyorsunuz. Burada yaptığınız ne gibi etkinlikler var?

Evet, birkaç yıldır Anadolu Kulübü’nün Ankara Yönetim Kurulu’nda görev alıyorum. Büyükada’da yapılan bazı kültürel etkinliklerin gerçekleşmesi için katkıda bulunuyorum. Birkaç yıl önce düzenlediğimiz Henri Benazuz’un “Atatürk Fotoğrafları” sergisi, iki yıldır düzenlenen İzzet Bana yönetimindeki Nes Korosu’nun Sefarad ezgilerden oluşan konseri, Alper Almelek’in farklı konularda yaptığı gösteriler, vb.

Bir dönem Adalar Kent Konseyi’nde görev yaptığım için de özellikle çocuklara yönelik bazı etkinliklerin Anadolu Kulübü’nde gerçekleşmesi için aracı oldum. Bu yıl İstanbul Bienali’nin Anadolu Kulübü’nde yapılması için de çaba gösterdim.

29 Ekim 2019 tarihinde davetli olduğum Açık Radyo’da Adalar ile ilgili her hafta yapılan programda Anadolu Kulübü’nün tarihi ve bugünü üzerine söyleştik. Dinleyiciyi Prinkipo Yacht Club ve Anadolu Kulübü hakkında bilgilendirmekle çok faydalı bir program yapmış olduk.

Adalar Kent Müzesi’nin kurulma aşamasında Adalar’da Yahudilik ve Yahudiler ile ilgili bilgi toplayıp müzeye aktarmaya çalıştım. Sağladığım en önemli kazanım Viktor Albukrek abimi yüreklendirerek, yakında 4. baskısını yapacak olan “Bir Zamanlar Büyükada” kitabını yazmasına ön ayak olmamdı. Kent Müzesi’nde sergilenmekte olan Tevrat’ı da restore ettirdim ve en iyi şekilde sergilenmesine yardımcı oldum.

Ülkemizde faaliyet gösteren Kültürel Mirası Koruma Derneği’nin de yönetim kurulundasınız. Orada da aktif faaliyetleriniz var mı?

Dernek genelde Anadolu’da sahipsiz kalmış her türlü ibadet yeri, çeşme, manastır, okul gibi binaların geçmişleriyle ilgileniyor ve daha fazla harap olmamaları için ön çalışmalar yapıyor. Daha önceki yıllarda İzmir ve Bursa’ya yapılan tetkik gezilerine katıldım. Geçtiğimiz aylarda da yapılan bir çalışma çerçevesinde Marmara Adası’ndaki eski sinagogu, Yahudi mezarlığındaki bazı eski mezar taşlarını, Yahudilerin yaşamış oldukları ve hâlen ayakta olan son birkaç binayı görme ve fotoğraflama olanağını buldum.

Bugün toplumumuzun bireylerine, özellikle de gençlere iletmek istedikleriniz var mı?

Toplumumuz gençlerinden isteğim, her türlü tarihin yanı sıra Türk Yahudilerinin de tarihi ile ilgili kitap ve yazı okumaları. Naim Güleryüz’ün yazdığı Türk Yahudilerine ait 2 ciltlik kitap onlara, geçmişimiz ve bu topraklardaki ibadet yerlerimiz, mezarlıklarımız, okullarımız, hastanelerimiz, Yeşiva binalarımız ile ilgili geniş bilgi sağlayacaktır. Bunun dışında da son yıllarda yayınlanmış onlarca kitap ve yüzlerce tezden de istedikleri konularda bilgi bulabilecekler.

Gerek gençlere, gerek yaşını başını almışlara, bir kez de olsa Müzemizi ziyaret etmelerini öneriyorum. Gezdiklerinde öğrenecekleri en önemli şey, geçmişimizin 1492’lere değil de Milattan önceki yıllara dayandığıdır. Birçok kültür faaliyetini sürdürebilmek için meşaleyi bizlerden devralacak genç kuşak mensuplarına ihtiyacımız var.