Haber Fotoğrafı: Teri Erbeş

Piyano virtüözü Devlet Sanatçısı Ayşegül Sarıca, bir söyleşisinde, “Piyanoyu aşkla çalmak başka türlü bir şey…” demiş. Geride bıraktığımız yıl aramızdan ayrılan hocaların hocası, vurgu yaptığı o güçlü tutkuyu, 1999 yılında İTÜ Müzik İleri Araştırmalar Merkezi (İTÜ-MİAM) giriş sınavında ilk kez dinlediği ve takiben uzun yıllar boyunca hocası olarak gönülden desteklediği piyanist Jerfi Aji’de gözlemlemiş olmalı. Henüz beş yaşında piyano çalmaya başlamış olan Aji, üstün başarıyla tamamladığı mühendislik eğitiminin ardından, meslek yaşamını konser piyanisti ve akademisyen olarak sürdürmeyi seçmiş bir müzik insanı. Değerli sanatçı Jerfi Aji’yle keyifli ve bir o kadar da bilgilendirici bir sohbet gerçekleştirdik.

Piyano çalmaya başladığınızda, beş yaşındaydınız. Neden piyano?
Evde piyano vardı. Hem annem, hem anneannem amatör olarak piyano çaldılar. Çocukken en büyük hobim, odamdaki pikapta en sevdiğim klasik müzik plaklarını çalmaktı. Hatta o plakları dinlerken, orkestra şefi gibi yönetirdim. Hem o plaklar, hem evde piyano olması, beni çocukluğumdan itibaren ufak ufak besledi. Benim ilgimi görünce, ailem bana piyano dersi aldırmaya karar verdi. Beş yaşımda piyano dersleri almaya başladım. Eş zamanlı olarak, beni İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın Atatürk Kültür Merkezi’nde Cumartesi sabahları düzenlenen konserlerine götürmeye başladılar. Annem, babam, anneannem ve ben, hep birlikte giderdik; abonmanımız vardı. Beş yaşımdan itibaren, özel izinle konserlere götürdüler [8 yaş altı konserlere alınmıyor]: “Bu çocuk ses çıkarmaz; merak etmeyin” diyerek (gülüşmeler). O konserleri pür dikkat, hayranlıkla, huşu içinde dinlediğimi hatırlıyorum. Yalnız, “simbal”i (zil) çalan müzisyen, iki levhayı bana doğru bakıp birbirine vuracak diye korkardım. “Bu hafta konserde zil olacak mı?” diye annemlere sorardım! (gülüşmeler) Müziğin hayatıma o yaştan itibaren girdiğini hatırlıyorum.

İTÜ Tekstil Mühendisliğinden bölüm birincisi olarak mezun oldunuz. Takiben, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden lisansüstü dereceniz var. Sonra, bir yol ayrımında, müziği seçtiniz. Meslek hayatınızı konser piyanisti ve akademisyen olarak sürdürme kararınız nasıl şekillendi?
Ortaokul ve lisede fen ve matematik derslerim iyiydi. Işık Lisesi’ni ikincilikle bitirmiştim. Sonra İTÜ Tekstil’de buldum kendimi. Bir sıralamam vardı muhakkak, ama İTÜ Tekstil Mühendisliğine girme aşkıyla yanıp tutuşmuyordum. Benim bir üst ve bir alt tercihim tıptı. Bir soru fazla veya eksik yapsaydım, tıp olabilecekti. Orayı da, dediğiniz gibi birincilikle bitirdim, ama hiçbir zaman piyanoya ara vermedim. Özel ders alıyordum; konservatuvara hiç gitmedim. Beş yaşımdan 14 yaşıma kadar ilk piyano hocam Zeynep Aksoy Eğilmez’di. Onun Amerika’ya gitme durumu oldu. Ve beni, sonraki piyano hocam Hülya Ardıç’a teslim etti. Onunla da dokuz sene çalıştım. Yani MİAM’da yüksek lisansa başlayana kadar, hep özel dersle devam ettim. Derslere hiç ara vermedim. Bu benim için bir deşarjdı o zamanlar; özellikle üniversite hazırlık gibi o en yoğun zamanlarda, eve gelir gelmez çantamı fırlatır, piyanonun başına geçerdim. Hemen çalışmam gereken parçalara oturmazdım. Annemin, anneannemin “vıdı vıdı” diye tanımladıkları (gülüşmeler) doğaçlama şekilde çalardım – eğer kâğıda dökseydim, belki oradan güzel besteler çıkardı. Endüstri Mühendisliği ve MİAM yüksek lisans programlarına katılmam bir yıl arayla oldu. İki master aynı anda yapılabiliyordu o zaman; çünkü MİAM’daki master, tezsiz ikinci öğretimdi.

İki master programı aynı anda külfetli olsa gerek…
Boğaziçi’ndeki dersler yoğunken, buradaki resitalime hazırlanmak zor olmuştu gerçekten. Ama MİAM’ı bitirirken, Boğaziçi’ndeki tezimi beklettiğimi hatırlıyorum. MİAM bitince tamamen Boğaziçi’ndeki teze odaklandım. O arada, tabii ailemin mesajı hep buydu: “Tabii ki senin esas mesleğin bu; ama müziği de yap hobi olarak, o diplomayı da al…” (gülüşmeler) Ama burada üçüncü hocam, geçen sene kaybettiğimiz Ayşegül Sarıca’yı anmadan geçemeyeceğim; zaten Ayşegül Hanım’ı her gün anıyorum.


Jerfi Aji ve hocası Devlet Sanatçısı Ayşegül Sarıca (Ekim 2019); Kaynak: Jerfi Aji arşivi

O benim MİAM’daki hocamdı. Yol ayrımını sordunuz ya: ilk yol ayrımım MİAM’a kabul edilmemdir. Daha önce hiç kurumsal anlamda müzik eğitimi almamıştım. İlk defa kurumsal müzik eğitimi almam, parkurumda bir dönüm noktası oluşturdu. Çünkü Ayşegül Sarıca beni kabul ediyor. Benim her zaman sahnelerde gördüğüm… MİAM’ın gerçekleşmesi bir dönüm noktası oldu; yapabildiğimi gördüm… Ayşegül Sarıca gibi bir devlet sanatçısı tarafından onaylanmak, kabul edilmek, desteklenmek -beni sürekli olarak, her zaman destekledi- önemliydi. İkinci dönüm noktası da Amerika’da, Johns Hopkins Üniversitesi Peabody Konservatuvarı’na, bana yeni ufuklar açacak olan hocam Marian Hahn’ın sınıfına kabul edilmemdi. O artık, bu yoldan geri dönüş yok anlamına geliyordu.

Müzikte usta-çırak ilişkisi çok değerli olsa gerek. Ustalarınızdan neler gözlemlediniz, neleri içselleştirdiniz?
Ayşegül Hanım’la uzun yıllar boyunca hem usta-çırak ilişkimiz devam etti; hem de gittikçe dost olmaya başladık. Beni dostu, sırdaşı yaptı; birçok şeyi paylaştık. Ben onda müziğe, piyanoya ve genel olarak mesleğe adanmışlığı gördüm. Ayrıca, ailesine olan bağlılığı ile müziği çok güzel dengeleyebilen bir kişiydi. Kariyer sahibi bir insan olmakla birlikte, aile ilişkileri çok güzeldi. Bu, sanatçılarda çok nadirdir. Sanatçılar daha bencil olmaya eğilimlidir. Oysa Ayşegül Hanım bir tevazu örneğiydi. Amerika’daki hocam Marian Hahn’la da usta-çırak ilişkimiz oldu. Ms. Hahn, piyano sınıfı oldukça kalabalık olmasına rağmen -öğrenci sayısı bazen 20’yi buluyordu!- her birimizle çok yakından ilgilenirdi. Her öğrencinin teknik veya müzikal anlamda neye gereksinimi varsa, kişiye özel yöntemlerle onlara çözüm bulmakta usta idi. Kendisi takiben Türkiye’ye geldi. Bir hafta birlikte, İstanbul’da, Efes’te gezdik…


Jerfi Aji ve Lolita Nahmias Haleva, Fotoğraf: Teri Erbeş


İdealist bir hoca olarak tanınıyorsunuz. Bir öğrenciniz sizin için, “…hocanız böyle olunca tabii ki öğreniyorsunuz; tembel bile olsanız, bu kadar çaba karşısında mahcup olup çalışıyorsunuz!” demiş. Hocalık sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?
İlk başta ben kendimi hoca olarak düşünmüyordum. Öyle bir niyetim yoktu. 2010 yılında ABD’de doktoram bitmişti; yalnızca tez yazımım kalmıştı. Buraya gelmiştim o arada. MİAM’da Müzik Teorisi dersi için hoca açığı vardı. “Jerfi yapar” dediler. Kendimi bir anda bu işin içinde buldum… Başta belki çok isteyerek başlamadım; ben piyanistim diyordum. Ama ondan sonra hocalığı o kadar çok sevdim ki… Hocalık, kimliğimin çok önemli bir parçası oldu artık… Zamanımın en büyük kısmı hocalıkla geçiyor. Ciddi sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencim var. MİAM’ın öğrenci profili çok özel: değil Türkiye’de, dünyada dahi böyle bir öğrenci profili göremezsiniz. Bize çok az konservatuvar öğrencisi geliyor. Aklınıza hangi branş gelirse; her türlü mühendislik, sosyoloji, arkeoloji, filoloji, diş hekimliği, hukuk… O kadar farklı alanlardan öğrenciler geliyor ki… Hepsinin ortak özelliği, zamanında müziğe -benim gibi- hobi olarak, bir enstrüman çalarak başlamış veya müzikle ilgilenmiş, ama ondan sonra içinde kalmış ve MİAM’a yüksek lisans başvurusu kabul edilmiş kişiler. Burada ses mühendisliği, bestecilik, müzikoloji, etnomüzikoloji gibi farklı bölümler de var. Öğrenci profili çok yüksek. O öğrencilerle etkileşimin zevki de bir başka oluyor. Eğer aktarabilmişsem, karşımdakilerin anladığını görüyorsam, hocalığın verdiği haz en az piyano çalmak kadar… Hocalıkla sahne arasında da çok paralellikler var. Benim için -şu içinde bulunduğumuz gibi- 25-30 kişilik sınıflarda ders anlatmakla, sahnede piyano çalmak çok benzer hisler… Her dersten önce aynı şekilde heyecanlanıyorum.

2019 Sicilya Uluslararası Piyano Yarışması’nda ilk üçe girerek kazandığınız kayıt hakkı kapsamında çıkan ilk solo albümünüz “Poems, Colours, Flames”, Rus besteci Alexander Scriabin’in eserlerinden bir seçki içeriyor. Yarışmanın final etabında da Scriabin’e yer vermiştiniz. Neden Scriabin?
CD kayıt ödülünün takdimi esnasında, prodüktör de oradaydı. Kendisi bana, besteci seçimimde serbest olduğumu, ancak tek bir besteci seçmem gerektiğini belirtti. Jüride yer alan hocalardan biri, Christopher Harding, “Finalde ne güzel Scriabin çaldın; Scriabin’i düşünmez misin? diye sordu. O zamana kadar Scriabin uzmanlığı gibi bir iddiam yoktu. Çaldığım 3-4 eseri vardı. İkisini de finalde çalmıştım. O deyince düşündüm.


Sicilya Uluslararası Piyano Yarışması finali ödül töreni (Ocak 2019); Kaynak: Jerfi Aji arşivi

Daha önce niçin Scriabin çaldığıma gelince: Scriabin’le ilk defa 30’lu yaşlarımda ABD’de iken tanıştım. Bir resital programım vardı; 1905-1915 yılları arasında, farklı stillerde bestecilerden eserler çalacaktım – Debussy vardı, Granados vardı… Bir konserde dinlediğim Scriabin’in 5. Sonatı’ndan çok etkilenmiştim. Ben bunu çalmak istiyorum dedim. Çok da zor bir eseridir. Böylece aramızdaki tutkulu aşk başladı Scriabin’le… Ondan sonraki resitalimde de yine Scriabin’den bir eser çaldım. Scriabin’e gittikçe daha çok merak sardım; okumaya başladım. Okudukça müzik dilini daha iyi anladım; daha güçlü bir bağ kurdum. Scriabin’i hep üç sözcükle tanımlarım: “eksantrik”, “enigmatik”, “ekstatik”. Notada bile “estatico” yazıyor; yani “esriklik hali ile çal”… Normalde notalarda böyle şeyler görmeyiz. Bu bende merak ve daha çok keşfetme hissi uyandırdı. Harding’in önerisi sonrasında, daha da derin araştırmaya başladım. Ve şu da var tabii: Scriabin “niş” sayılabilir. Çok kişi bilmez. En önemlisi, Türkiye’de hiçbir klasik müzik yorumcusunun yalnızca Scriabin’e adanmış bir albümü yoktu. CD İtalyan bir müzik etiketiyle çıkmış olsa da, Türkiye için bir ilk olacaktı. Onu da düşünerek Scriabin dedim…

Üyesi olduğunuz “Trio Kuvars Viyolet”in bir araya gelme öyküsünü okurlarımızla paylaşır mısınız?
Biz 2015 yılında kurulduk. Ama çok daha önce, 1990’larda ben bir sınavda, bir çelliste eşlik etmiştim. Jüride de çellist Rahşan Apay vardı. Arada çıktı, geldi, beni buldu: “Ben seni nasıl daha önce tanımadım! Çok etkilendim! Biz bir gün birlikte çalacağız!” dedi. Aradan belki on sene geçti… Rahşan, Evrim’i de [klarnet sanatçısı Evrim Güvemli] beni de tanıyordu. Evrim’in, benim bir konserime gelmesini sağladı.


“Trio Kuvars Viyolet” üyeleri Jerfi Aji, Rahşan Apay ve Evrim Güvemli (soldan sağa) Fotoğraf: Pelin Ulca; Kaynak: Jerfi Aji arşivi

Sonunda bu üçlüyü kurduk. Klarnet, çello ve piyano çok geniş repertuvarı olan bir trio değildir. Normalde keman, viyolonsel ve piyanodur. Bizimki Türkiye için daha farklı bir trio oldu.

Müzikle, sanatla ilgili insanların, genel olarak dünyaya daha insancıl, daha yapıcı bir gözle baktıklarına inanıyorum. Muhakkak ki herkes müzisyen olamaz. Ama herkes iyi bir klasik müzik dinleyicisi olabilir. Sizce iyi bir klasik müzik dinleyicisi nasıl olunur?
Konserlere giderek… Ben iyi ki beş yaşımdan itibaren, özel izinlerle, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın konserlerine gittim diyorum. Yaşım biraz daha büyüdükçe, program kitapçıklarını okurdum. Ben ilk müzik eğitimimin en önemli kısmını o orkestradan aldım. Birçok farklı türde eserler tanıdım; bestecileri tanıdım. Ama doğru konseri seçmek lazım. İnsan ilk deneyim olarak dört saatlik ağır bir operaya giderse, klasik müzikten tamamen soğuyup, bir daha dinlemek istemeyebilir. Ve tabii şu anda müziğe ulaşmak çok kolay oldu. Spotify, dijital platformlardan müzik dinlemek… Ben onu hiç yapmıyorum diyebilirim. Spotify’da bir albümümün çıkması sonrası Spotify’ı yükledim; bir bakayım diye. Yoksa ben kulaklık takıp yolda müzik dinleyemiyorum. Ben canlı konser deneyimini hiçbir şeye değişmem. Konserde seyirciyle bir etkileşim var. Diyelim çok iyi bir konser, ama salon boş. Aynı zevki almazsınız. Çünkü o etkileşim yok. Öte yandan, orta karar bir konsere gitmişsinizdir; ama salon kalabalık, yıkılıyor. Onun etkisi farklı oluyor…

Küçük yaşlarda müzik eğitimi almanın, zihinsel gelişimi olumlu yönde etkilediğini kanıtlayan çalışmalar var. Müziğe yatkın olan, bir enstrüman çalmak isteyen çocukların ailelerine önerileriniz neler?
Benim ayrı bir şansım oldu: evde piyano vardı; evde piyano çalanlar vardı. O yüzden benim piyano çalmam doğal bir süreç içinde gelişti. Bir çocuk piyano görünce, doğal olarak merak edip tuşlara basar; tuşlardan ses çıkar. Bu bir enstrümana başlamanın en kolay yolu diyebilirim. Özellikle piyano için. Diğer enstrümanlara başlamak o kadar kolay değil. Kemandan veya nefesli sazlardan güzel bir ses çıkarmak kolay değil. Oysa piyano size çok çabuk cevap verebiliyor. Ben ailelere, öncelikle doğru hocayı bulmalarını tavsiye edebilirim. İyi bir piyanist olmasına da gerek yok; yeter ki çocuklarla iyi iletişim kurabilsin. 5-6 yaşında bir çocuğa ders verecek bir hocanın en önemli görevi, çocuğa müziği sevdirmek. Çok iyi bir kemancı/piyanist olmayabilir; ama çok iyi bir pedagogsa, müziği çocuğa sevdirebiliyorsa, bu en önemlisi. Çocukta bir ilgi varsa, zaten devamı gelecektir. Genç anne babaların, haklı olarak, çocuklarına birçok farklı sanat ve spor aktivitesi denettiklerini gözlemliyorum. Bunun hem zihinsel gelişime faydası var; hem de zannediyorum yurt dışında okumak isteyenler için avantaj oluyor. Bu güzel; ama devam etmeyecek gibiyse, ısrar etmenin bir anlamı yok.


Fotoğraf: Teri Erbeş

Bir konser piyanisti olarak hayaliniz nedir?
Halen yoğun bir şekilde devam eden solo ve oda müziği konserlerimin yanı sıra ülkemizdeki senfoni orkestraları ile solist olarak çalmak… Bugüne kadar Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ve Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası ile çaldım. Özellikle İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile solist olarak çalmayı çok arzu ederim. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası benim çocukluğumun idolüdür. Onunla duygusal bir bağım var. Program kitapçığından, tüm orkestra üyelerini isimleriyle bilirdim. Ona “bizim orkestra” derdim…


JERFİ AJİ
Doç. Dr. Jerfi Aji (1976, İstanbul), solo ve oda müziği kariyerinin yanı sıra, İTÜ Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nde (İTÜ-MİAM) piyano ve müzik teorisi alanında dersler vermektedir.
Piyanoya 5 yaşında başlamış olan Jerfi Aji, lisans eğitimini İTÜ Makina Fakültesi Tekstil Mühendisliği bölümünde, yüksek lisansını ise Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde tamamladı. İTÜ-MİAM’da piyano çalışmalarını Devlet Sanatçısı Ayşegül Sarıca ile sürdürmüş olan sanatçı, bu kurumda yüksek lisans derecesine hak kazandı. 2006 yılında Johns Hopkins Üniversitesi Peabody Konservatuvarı’na kabul edilen Aji, 2011 yılında doktora derecesi (DMA) ile mezun oldu. Aynı yıl, Peabody Konservatuvarı tarafından piyano alanında verilen Frances M. Wentz Turner Anma Ödülü’ne layık görüldü.
Klarnet sanatçısı Evrim Güvemli ve viyolonsel sanatçısı Rahşan Apay ile birlikte kurdukları Trio Kuvars Viyolet’in ve İTÜ-MİAM Modern Müzik Topluluğu’nun bir üyesi olan Jerfi Aji, James Buswell, Amit Peled, Ellen Jewett, Michael Berkovsky ve Cihat Aşkın gibi tanınmış sanatçılarla birlikte konserler verdi. 2016 yılında UNESCO Türkiye Daimî Temsilciliği ve Association of Artists for Peace (ADAP) tarafından Paris’te düzenlenen konserde, aralarında Cyprien Katsaris, Hüseyin Sermet ve David Lively’nin de olduğu sekiz piyanistle aynı sahneyi paylaştı.
2019 Sicilya Uluslararası Piyano Yarışması’nın finalinde ilk üçe giren Jerfi Aji’nin, kazandığı kayıt ödülü kapsamında Sicilya’nın Modica şehrinde kayıtları tamamlanan “Alexander Scriabin: Poems, Colours, Flames” (Alexander Scriabin: Şiirler, Renkler, Alevler) isimli ilk solo piyano albümü, 2022 yılında müzik severlerle buluştu.