Haber resmi: Bir ispermeçet balinasından 25-40 varil yağ çıkıyordu. 18. yüzyıldan bir resim

Bir roman basıldıktan 174 yıl sonra DERGİ’de konu oluyorsa hâlâ güncel demektir. Herman Melville’in Moby Dick romanı evdeki rafta sararana kadar beklemişti. Birine verdim ve sonra pişman oldum; neyse ki geldi, yeniden rafa oturdu; artık okumak farz olmuştu. Bu kitabından para kazanamayan Melville’in kendisi de denizciymiş, yolu 1856’da İstanbul’a düşmüş. Mina Urgan’dan gelen dedikoduya göre Büyükdere’den seyrettiği Boğaz manzarası dışında ziyaret pek içine sinmemiş.


Gregory Peck’in canlandırdığı Kaptan Ahab

Romana dönersek, 700 küsur sayfada Nantucket’taki soğuk han odaları, yamyam zıpkıncı, geminin alışveriş listesi, merhametli limanlar, kalleş dalgalar, Ahab’ın güvertede tıkırdayan takma bacağı, takıntılı Ahab’ın yiğit ve sağduyulu 2. kaptanı gibi dönemi, insanları, doğayı anlatan tasvirler, herkeste değişik etkiler bırakıyor. Okuyanın durumuna göre, bazıları maceranın zevkini tadıyor, bazıları ahlak dersi çıkarıyor, kimileri balıkçılık hobisini besliyor. Biz her zamanki gibi tarihe bakacağız, bu kez balina üzerinden...


Abraham Storck, 1690

Kandiller, mücevherler, yemekler, saatler, ilaçlar derken balina yağının girmediği yer yokmuş. Moby Dick’in anlatıcısı Ismael, Britanyalılara seslenirken akla gelmeyecek başka bir alanı hatırlatıyor: “Krallarınızın, kraliçelerinizin taç giyme törenleri, biz balina avcıları sayesinde oluyor.” Yani asil başlara sürülen kutsal yağın kaynağı da balinalarmış, ama zaman değişince çevrecilik galip gelmiş ve 2023 tarihli Independent haberine göre, Kral Charles’tan sonra taç giyme törenlerinde memeli yağı kullanılmayacağı duyurulmuş. Roman koskoca bir dünya açınca bakmamak olmazdı, buradan da yazı çıktı.

Balina avcılığı
Avcılık tarihi deyince anlatılanlar şöyle: Kore’deki balina avcılığına dair tasvirler M.Ö. 6000’e uzanıyor. Alaskalı araştırmacıların kanıtları M.Ö. 1000’den sesleniyor. Cebelitarık Boğazı yakınlarında çıkan kemikler, antik Romalıların Akdeniz’de avlandığı ihtimalini gündeme getiriyor. Kimileri 4000 yıl öncesinde Norveçlilerin ilk avcılar olduğunu söylüyor, ancak Japonların geçmişi daha eskilere gidebilirmiş. Ismael’e bakarsanız “vahşilerle” ilk kontakt kuranlar, haritalarda adı geçmeyen yerlere kâşiflerden önce gidenler balinacılarmış.
Balina avcılığı sadece coğrafyanın zorunlu kıldığı bir durum değildi, ticari kazanç da iyiydi. İnuitler kutuplarda, Basklar Atlantik okyanusunda, Japonlar Pasifik okyanusunda avlanıyordu.


İnuitler

Kıyılarda yaşayan halklar açısından balina çok değerliydi. Bilinen en eski ve hâlâ kullanılan yöntem, küçük teknelerle balinaları kıyıya doğru yöneltmekti. Başka bir eski yöntem, zıpkına bağlı tahta bir davul veya şişirilmiş fok derisiyle balinayı yavaşlatıp yakalamaktı. “Druge” denilen bu aleti Ainular, Inuitler, Kızılderililer ve Basklar kullanıyordu. Orta çağ ve Rönesans döneminde balina avcılığı Kuzey Avrupa’da yaygınlaştı. Başlangıçta İngiltere, Fransa, Danimarka, Norveç keşif gezileri için Basklı avcıları gönderiyordu. Avrupa’dan sonra avcılık Kuzey Amerika’ya sıçradı.

Kârlı ticaret
Pazar kazançlı olunca, değişik milletlerin gemileri denizlerde kapışmaya başladı. Konu sadece ticari rekabet değildi, siyasi anlaşmazlıklar yüzünden de kanlı çatışmalar çıkıyordu. Danimarkalılar, Fransızlar, Hollandalılar, İngilizler arasındaki çekişme 1640’larda sona erebildi. Açık denizde avlanmaya ilk başlayanlar 1630’larda Hollandalılardı. 18. Yüzyılda Hollanda filosunda dört kişiden biri Kuzey Frizya’daki Föhr adasındandı, zaten adanın 6.000 sakininden 1.600’ü balina avcısıydı. 1700’lerde Atlantik kıyısında balina bulmak zorlaşınca Amerikalı balıkçılar dünyaya açıldılar, özellikle kutuplara… 1800’lerde Amerikalı denizciler silahlı zıpkınlar, buharlı gemiler gibi teknolojilerin geliştirilmesiyle kazancın zirvesine ulaşmış, seferler beş yıla kadar uzamıştı. 1800’lerde Bering Boğazına gelen beyazların aşırı avlanması yüzünden Alaskalı Eskimolar açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.


Balinanın yerini işaretlemek ve dalmasını önlemek için zıpkına bağlanan şişirilmiş fok derisi

Sanayi Devriminin makinelerini çalıştıran balina yağı, Amerika’da 32 galonluk varillerde galonu 1- 2 dolara satılıyordu. Kolonilerde aydınlatma için balina yağı kullanımı yaygındı. Işık veya parlaklık ölçümündeki “mum” biriminin kökü buradan geliyordu ve bir ispermeçet mumunun yaydığı ışık karşılığıydı. Amerikalılar Pasifik ve Hint Okyanuslarına, Peru, Ekvator, Japonya’ya kadar gitmişlerdi. Gemilerde 3.000’den fazla siyahla beraber 10.000 denizci görev yapıyordu. Milyonlarca dolarlık bir endüstri söz konusuydu. Moby Dick’teki İsmael’in anlatımına göre tayfaya aylık verilmezdi. Kaptan dahil, herkes işine göre kazançtan “lay” denilen bir pay alırdı.
Uzun seferlere çıkılmayan eski zamanlarda, sahile ufku izlemek için direkler dikilirdi. Bu direkler sonra gemilere aktarılacak, tayfalar tepede nöbete duracaktı. Bir balina görüldüğünde, kürekli tekneler denize gönderiliyordu. Balinalar kıyıdan çok uzakta yakalansa bile sahile çekiliyor ve kesilen yağ, kazanlarda kaynatılıyordu; bu 18. yüzyıla kadar sürdü.


Amerikalılar gemilerdeki tuğla fırınlar sayesinde, yağı denizde kaynatıp fıçıladılar

Sonradan gemilerde kaynatılmaya başlayan yağın kötü kokusundan ve kara dumanından Herman Melville de bahseder. 1880’de, gemiler bomba mızrakları kullanarak yüzgeçli ve kambur balinaları avlamaya başladı. Balinaların batması, misinaların kopması vb. yüzünden insan kaybı çoktu.

Petrol ve elektrik geliyor
Balinanın neredeyse her yeri yenirdi: et, deri, yağ ve organlar… Bazı balina türlerinin ağzındaki balen denilen uzun keratin plakalar yağ kadar değerliydi. Balene kemik dense bile aslında kemik değildi; şemsiye, çember etekler ve korse yapımında kullanılıyordu. Balenle sepet örülür, olta olarak kullanılır, sıcak iklimlerde tavan örtüsünde değerlendirilirdi. Kemiklerden maske gibi dinî ayin malzemesi ve kesici alet üretilirdi.
1900’lerde balina avcılığı kuzey yarımküreden güney yarımküreye yayılmıştı. Bir türü tüketince, gemiciler bir sonraki türe geçerek sırayla mavi balinalar, yüzgeçli balinalar, ispermeçet balinaları, sei balinaları ve minke balinalarının peşine düştüler.
Bilim insanlarına göre 1900’lerde 400 yılın toplamından daha çok balina öldürülmüştü. Amerika İç Savaşından sonra aydınlatmada gazyağı ve ardından elektrik kullanılmaya başlayınca balina avcılığı endüstrisi, rekabete dayanamadı. Petrol piyasada boy gösterince ve satışlar maliyeti kurtarmayınca balina yağı gözden düştü, ama balina düşmedi.


Balina kusmuğu parfüm yapımında kullanılıyor. Yüzen altın diye de anılan “ambergris”in kilosu 40.000 dolara çıkabiliyor


20. Yüzyılda 2,9 milyon balina öldürüldüğünü söyleniyor. Türün yok olma tehlikesi baş gösterince, önlemler gündeme geldi, öncelikle koruma alanları belirlendi. Balinalarla ilgili araştırmalar olumlu adımlarsa da yasakların delindiğini belirtmek lazım. Bu konuda yerlilere pozitif ayrımcılık uygulanmakta, zaten türü tüketen onlar değil; mesela 1855’te çiçek salgınlarıyla büyük kayıp veren ve ABD hükümetinin baskıcı politikalarına maruz kalan Makah kabilesi, avcılık haklarını 300.000 dönüm arazi vererek alabilmiş. Büyük cömertlik!

Kıyım bitmiyor
Bugün Norveç, minke balinalarının et için avlanmasını destekliyor. Japonya bilimsel amaçlarla balina avcılığına izin veriyor. Dünyada balina avcılığı yapan üç ülke kaldı: İzlanda, Norveç ve Japonya. Çevre örgütleri, üç ülkeyi sürekli olarak baskı altında tutuyor. 2023 tarihli habere göre, İzlanda’da yıllık av kotası belirlendi ve hayvanların acı çekmeden öldürülmesi kararı alındı.
Japonya’da balina eti artık yaşlılara yönelik nostaljik bir tat, Norveçlilerin sadece yüzde dördü bu tadı arıyor. İnsanlar sofradan kaldırınca Japonya, Norveç ve İzlanda balina etini hayvan yemi üretiminde değerlendirmeye başladı. Bu arada para başka bir alana kaydı, avcılığa en düşkün Japonya’da balina izleme teknelerinde rağbet arttı. 2015’te ülkenin gezi turizminden kazancı 8 milyon dolardı. Tekne turu İzlanda için de kârlı.


Kaliforniya, Güney Afrika, Meksika, Azorlar, Alaska, İzlanda, Yeni Zelanda, Arjantin, Kanada, Hawaii ve Antarktika, balina gözlem turları yapılan yerler

Moby Dick ve Ahab’ın savaşı, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi anlatır. Ahab sonunda hırsının kurbanı olur ve doğaya yenilir. Adı bir kahve zincirine verilen 2. Kaptan Starbuck, delirmiş kaptanı dizginlemeye çalışsa da başaramaz. Son bellidir, sağduyu hırsa yenilir. Ne kadar tanıdık!
Aşırı avlanma bitmiş değil, özel tekneler, küresel ısınma ve çevre kirliliği büyük sorunlar; diğer bir tehdit, okyanusta dolaşan balık ağı kalıntıları... Ancak insanlar okyanuslara destursuz dalarken karşı taraf boş durmuyor. Daha geçen yıl Moby Dick’in torunları birkaç tekne batırdı. Uzmanlara bakarsanız amaçları eğlenceymiş.

Kaynaklar:
Herman Melville, Moby Dick, Yapı Kredi Yayınları, 2019.
https://www.nrdc.org/stories/commercial-whaling-101#futurehttps://en.wikipedia.org/wiki/History_of_whaling
https://education.nationalgeographic.org/resource/big-fish-history-whaling/ https://www.adn.com/rural-alaska/article/whale-hunt-saved-alaska-native-tradition/2012/04/24/