Holokost’u Anma Günü – Yom Ha-Şoa (İbrani takvime göre 27 Nisan), bu sene miladi takvime göre 24 Nisan Perşembe gününe düşüyor.
II. Dünya Savaşı’nda Almanlar işgal ettikleri ülkelerdeki Yahudileri toplatarak, ölüm kamplarına yolladılar. Nazi dehşetinin sembolü haline gelen Auschwitz kampı, eski adıyla Oscwinchim, yarısı Yahudi olan 14 bin kişinin yaşadığı sakin bir kasabada kuruldu.
Berlin’in güneybatısındaki tatil bölgesinde Wannsee’de, Ocak 1942’de yapılan konferansta, Nazi Partisinin üst düzey yetkilileri, SS ve Alman devlet yetkilileri, “Yahudi sorununa nihai çözüm” adını verdikleri süreci tartıştılar. Bu yapılan dünya Yahudileri listesinde, Türkiye’deki Yahudilerin adları da geçiyordu. Türkiye savaşa girmediği için, Türk Yahudileri bu olası soykırımdan kurtulabildiler. Türk asıllı ressam Moiz Benezra yaptığı “İstanbullu Bir Yahudi’nin Kimliği” tablosunda, Wansee konferansı protokolü ile bu süreci gözler önüne sermektedir.
'İstanbullu Bir Yahudinin Kimliği', Moiz Benezra
Barbarlık, Dehşet ve Mucize Hikâyeleri
II. Dünya Savaşı’nda Nazi dehşetinin sembolü olan Auschwitz Kampı, eski adıyla Oscwinchim, yarısı Yahudi olan 14 bin kişinin yaşadığı sakin bir kasabada kuruldu. Naziler, altı milyon Yahudi dışında Çingeneleri ve Eşcinselleri de öldürdüler. Başlangıçta bu kampın, savaş esirlerinin ve tutukluların zorunlu olarak SS için çalışması amacıyla kurulduğu sanılıyordu. Kampın asıl işlevi birkaç ay sonra ortaya çıktı. 1941 sonlarında KZ Auschwitz I’de denemeleri yapılan Zyklon B adı verilen zehirli gazla 1942 yazında gaz odasında ölümler başlatıldı. Kampa getirilen çocuklar, özellikle ikizler, Dr. Josef Mengele tarafından barbarca yürütülen deneylere tabi tutuluyorlardı. Mengele, örneğin anestezi yapılmadan göz bebeklerine enjekte edilen serumlarla ve kalplerine verilen kloroformla, kardeşlerin hangi süre içinde ve ne şekilde öleceklerini saptamaya çalışıyordu.
Sovyet askerleri 27 Ocak 1945’te, öğleden sonra ana kamp Auschwitz I ve Auschwitz Birkenau kamplarına girerler. Birkenau’da 4.000’i kadın olmak üzere 7.800 güçsüz ve hasta tutuklu geride bırakılmıştır. Dezenfekte edilen barakalarda enfeksiyonlu, eksik beslenmiş ve travmalı tutuklulara bakım yapılır.
Birkaç gün sonra dünya kamuoyu bu hunharca eylem konusunda bilgilendirilir ve kamplarda, SS’in geride bıraktığı bir milyondan fazla giysi, yaklaşık 45.000 çift ayakkabı ve 7 ton insan saçı bulunur. UNESCO, 1979 yılında Dünya Kültür Mirası listesine Auschwitz-Birkenau kampını ekledi. 2011 yılında, Auschwitz Müzesi 1.400.000 ziyaretçi çekmiştir.
4 Eylül 2003 günü, İsrail Hava Kuvvetlerinden üç F-15 Eagles uçağı, bir törenle Auschwitz Birkenau üzerinden bir uçuş gerçekleştirdi. Uçuş, bir Holokost kurtulanın oğlu olan Tümgeneral Amir Eshel, tarafından yürütüldü.
Avrupa’nın birçok şehrinde ve Amerika’nın her eyaletinde bir veya birden çok daha fazla Holokost müzeleri mevcuttur. Bu müzelerde, Nazilerin “Nihai Çözüm”üne ve Holokost’a ilişkin olayların milyonlarca kurbanının hatırasını yaşatmak için çeşitli organizasyonlar, anma günleri ve konferanslar düzenlemektedir.
Her ismin arkasında bir hikâye var
Holokost Survivor’ları yaşadıkları korkunç kâbus günlerinden sonra yeni bir hayat kurmaya ve travmalarını atlatmaya çalıştılar. II. Dünya Savaşı sırasında yetişkin olanlar bu dünyadan çoktan ayrıldılar. Çocuk ve genç olanlar da 21. yüzyılda yaşlandılar ve bu dünyadan ayrılmadan önce hikâyelerini dünyaya anlatmak istiyorlar. Gelin onların seslerine kulak verelim…
Goldie Finkelstein
93 yaşında vefat eden Goldie’nin üzücü hikâyesi, yaptığı bir fedakârlıkla başlar. Goldie, 13 Mart 1943’te, Naziler tarafından ablasıyla birlikte sokakta yakalanır. Nazi subayı babalarına, “Bir kızını seç, birini götüreceğiz” der. Goldie kendisini feda eder ve Graben Çalışma Kampına götürülür, tekstil fabrikasında diğer tutuklu kadınlarla çalışmaya başlar. 1945 yılında Graben Kampından Bergen-Belsen Ölüm Kampına yapılan Ölüm Yürüyüşü’nden sağ çıkmayı başararak 1945’te özgür kalır. Çıktığında 15 yaşındadır ve bütün ailesinin Auschwitz’te öldürüldüklerini öğrenir. Daha sonra Stuttgart’ta rastlayacağı Sol’la evlenir. 1948’de Amerika’ya göç eden çift, Sol’un 2013 yılında ölümüne kadar 66 yıl birlikte Vinland’da bir çiftlikte, üç çocukları ile yaşarlar.
Paula Newman
1941 yılında Vilna Getosuna götürülen Paula 93 yaşında New York’ta öldü. Beş yaşındaki küçük kız kardeşi Linka’yı, Nazi subayları, Paula’nın kollarından çekip aldılar. Mucizevi bir şekilde annesi ve teyzesi ile birlikte, 5 ölüm kampından (Lauenbur, Stutthof, Riga-Kaiserwald, Riga-Strasdenhof ve Bruss-Sophienwalde) ve iki ölüm yolculuğundan sağ çıkarak 1947 yılında New York’a geldiler. Ve burada Paula doktor olma rüyasını gerçekleştirdi. Savaş yüzünden eğitimine devam edemeyen Paula 1957 yılında “NYU College of Medecine”den mezun oldu.
Sylvia Indyg
Atlantic City ve New Jersey’de otel ve restoranların sahibi Sylvia 91 yaşında hayata veda etti. Ama hiçbir zaman Treblinka Kampında kaybettiği ailesini unutmadı. Babası ve annesinin yanında Grojec’teki fırınlarında çalışan Sylvia 13 yaşındaydı. Almanlar Polonya’yı işgal ettiklerinde Varşova Gettosuna yerleşen ailesi ile birlikte Treblinka Kampına yollanmayı beklerken sonradan kocası olacak Morris Indyg ile tanıştı. Tren istasyonunda beklerken tanıdığı bir Alman subayı sayesinde trene binmekten kurtuldular Morris’le. Fakat annesi, babası ve kardeşi Treblinka’ya götürüldüler ve bir daha onlardan haber alınamadı.
Alman subay sayesinde, gettodan kaçtılar ve Polonyalı Katolik çiftçi bir ailenin yanında savaş bitene kadar 26 ay saklandılar. Morris ile geldiği Cansas City’de, 1963 yılında, Başkan Harry S. Truman tarafından açılan “Memorial to the Six Million Martyrs” anıtının inşa edilmesine yardım etti ve açılışında Sylvia, öldürülen altı milyon Yahudi’yi temsil eden mumların ilkini yaktı.
Leon Madowitz
97 yaşında New York’ta vefat eden Doktor Leon Madowitz, çocukluğundan beri bu mesleği yapmak istiyordu. Fakat yaşadığı Wielun şehrinde Yahudi olduğu için Tıp fakültesine kabul edilmemişti ve mecburen Finans karayerine yönelmişti. Savaş başladığı zaman kuzeni Jehoshua Eibeshitz ile 1942’de çiftçi kılığında Nazilerden kaçmaya çalıştılar, ancak diğer Yahudilerle yakalandılar. Annesi ve 11 yaşındaki kardeşi Wielun da yakalanmıştı. Treblinka Kampına yollanan annesi ve kardeşini bir daha göremedi. Savaş 1945’te sona erdiğinde Leon kuzeni ile birlikte kamptan çıktı, baba evine Wielun’a döndü ve bodrum katında özenle sakladığı lise diplomasını buldu. Artık Tıp okuması için hiçbir engel kalmamıştır. Çok yardımsever bir insan olan Leon, hiç unutamadığı ailesi adına, yerleştiği Amerika’da Brentwood Jewish Center ve New York’taki Southside Hospital için pek çok bağışta bulundu.
Ruth Winkelmann
Ruth savaş zamanı, annesi ile Berlin dışında bir bahçede barakada saklanmışlar.
Babası Auschwitz Kampında öldürülmüş, kız kardeşi Esther ise Sovyetlerin gelmesinden iki hafta önce Mart 1945’te Berlin’de açlıktan ve hastalıktan ölmüş. Halen Berlin’de yaşayan 95 yaşındaki Ruth, babasını anmadığı bir günü olmadığını söylüyor, “Acı gece gündüz burada” diyor. Yaşadığı kâbus gibi günleri ve vahşeti, Almanya’daki okulları gezerek gençlere anlatmayı bir misyon edinen Ruth, Assoociated Press’e verdiği röportajda şöyle anlatıyor hislerini: “Başta, Holokost’tan konuşmaya başladığım zaman, hıçkırıklarımı tutamıyordum. Gençlere hepimizin bir Allah’a inandığımızı ve hepimizin duaları birbirinden değişik olsa da, bizi birleştiren unsurların önemli olduğunu söylüyorum.”
Yisrael Abelesz
1930 yılında altı çocuklu dindar bir ailede Macaristan’ın Kapuvar şehrinde doğdu. Antisemitizmin olmadığı bu şehirde, Almanlar Mart 1944 yılında Macaristan’ı işgal ettiğinde her şey değişti ve iki hafta içinde Yahudileri Auschwitz’e götürdüler.
O zamanlar 14 yaşında olan Yisrael, birkaç kez gaz odaları seçmelerinden geçti, Birkenau Kampındaki günlük dehşet veren hayattan ve Ölüm Yürüyüşü’nden mucizevi bir şekilde sağ kalmayı başardı. Annesi, babası ve küçük kardeşi kampa geldikleri gün gaz odasına yollandılar. Yisrael savaştan sonra İngiltere’ye göç etti ve orada kendi gibi bir Holokost kurbanı olan Judit ile evlendi ve dört çocukları oldu. Yisrael kendini Macaristan’da tahrip edilmiş Yahudi mezarlıklarını onarmaya adadı. Torunu Avital dedesinin hikâyesini konferanslar düzenleyerek anlatmaya çalışıyor.
Tony Chuwen
Polonya’da Galicia şehrinde doğan Tony Chuwen’in çocukluğu 14 yaşında II. Dünya Savaşı başlayınca sona erdi. Sonrası sürekli tehlike içinde kaçmak ve hayatta kalma kaygısı içinde geçti. Dramatik hikâyesi, iki ölüm kampı ve hareket eden trene atlayarak kaçışı gibi bir insanın zorlukla katlanabileceği maceralardı. Bir sahte kimlik edinerek hiç beklenmedik bir yerde saklandı: Alman Ordusunda. Estonyalı bir kaçakçının yardımıyla Finlandiya’ya kaçabildi.
Son kaçışı ise üç gün boyunca tek başına, donmuş denizinde ski yaparak, tarafsız İsveç’te son buldu. Bütün Survivor çocukları gibi kızı Gloria Silver babasının ölümünden sonra, bu trajik hikâyeyi anlatmayı sürdürüyor, hem ailenin savaşta ölen fertlerini anmak, hem Holokost’u inkâr edenlere karşılık vermek için.
Nazi Almanyası’nın 1941 ve 1945 yılları arasında yaklaşık altı milyon Yahudi’yi öldürmesi olarak tanımlanabilen Holokost, tarihte en iyi şekilde belgelenmiş soykırımlardan biridir. Tüm Yahudi kurbanlarını listeleyen bir belge olmasa da altı milyon Yahudi’nin öldürüldüğüne dair kesin kanıtlar vardır. Ayrıca Nazilerin, Yahudileri imha kamplarında ve gaz vagonlarında öldürdüğüne ve bunu Nihai Çözüm planı altında sistematik olarak yaptığına dair kanıtlar vardır.
Holokost Kanıtları
Belgeler: Mektuplar, notlar, planlar, emirler, faturalar, konuşmalar, SS tarafından oluşturulan istatistiksel özetler, fotoğraflar... (Nürnberg mahkemeleri için 3.000 tondan fazla belge toplanmıştır.)
Tanıkların ifadesi: Holokost’tan sağ çıkanların, Nazi liderlerinin, SS askerlerinin ve komutanlarının, yerel halkın ifadeleri... (Neredeyse kimse Nihai Çözüm’ü inkâr etmemiştir.)
Yapısal kanıtlar: Toplama kampları, imha kampları ve Holokost kurbanlarının cesetlerinin bulunduğu toplu mezarlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Avrupa’daki Yahudi nüfusun yaklaşık altı milyon azalması, yaklaşık 2,7 milyon Yahudi’nin toplama ve imha kamplarına götürülmesi ve bir daha haber alınamaması…
Bütün bu kanıtlara rağmen, günümüzde hala Holokost’un gerçek olmadığını savunanlar var. Bazı ülkelerde, bunların kurgulanmış hikâyeler olduğunu savunanlar, olayların tarih kitaplarından kaldırılmasını istiyorlar. Üstelik hayatlarının pahasına Yahudileri saklayarak onları gerçek bir ölümden kurtaran dünyada iyi ve vicdan sahibi insanların tanıklıkları varken. Bu tanıkların arasında rahipler, rahibeler, iş adamları ve vatandaşlarına Türk pasaportu veren Necdet Kent, ve yakından tanıdığım Selahattin Ülkümen gibi Türk Konsolosları var. Nasıl bir dünya bu! Nasıl bir zihniyet!