Fransa’nın güneyinde iki asır etkisini gösteren, orta çağların gizemli bir Gnostik1 tarikatı olan Katarların hikâyesi; aydınlığın karanlıkla, cehalet ve bağnazlığın bilgelikle savaşının, insanların yakılmasına rağmen özgür düşünce, eşitlik ve sosyal adaletin zaferinin hikâyesidir.
Bu tarikatın Fransa’nın güneyinde Oksitanya bölgesindeki Languedoc’ta2 gelişmesi dikkat çekicidir.
Ülkenin batısında İspanya Endülüs Emevileri, Maimonides, Kabala kitabı Zohar’ı kaleme alan Moses De Léonla3 gelişen Kabala kültürü… Doğusunda ise Hristiyanlık… Hemen yanı başında da Provence’ta, Avrupa’nın Kabala merkezi bulunan bu bölgede, kuzeyde halk yazı yazmayı bile bilmezken çeşitli diller konuşuluyor, birçok alanda gelişmeler sağlanırken en önemlisi bölgedeki feodaller bu gelişimi destekliyordu.
Katarlarda toplum
Mazbut, sosyal adalete dayalı erdemlere değer veren bu toplum kısa zamanda İspanya’dan kâğıt yapım teknolojisini alıp hayata geçirmeyi de başarmıştı.
Katarlarda toplum Auditores - Dinleyiciler, Credentes - Müminler, Perfecti - Ermişler kusursuzlar olmak üzere üç bölüme ayrılmakla beraber aynı kıyafetleri giyiyor, Ermişler çok sofu bir hayat yaşarken diğer kesime hiçbir görüşü dayatmıyordu.
Kabalistik bir geleneğe uyarak geçimlerini elişleriyle sağlıyorlardı. Katarlar için çalışmak tapınmak kadar değerliydi. Kilise dokumacılığı yasakladığı ve bu tarikatı aykırı gördüğü için onlara Dokumacılar diyordu.
Katar tarikatının inanç sistemi
Katar tarikatının inanç sistemini anlayabilmek için gelin tarihte bir geziye çıkalım...
Hem tek Tanrılı ve hem de düalist heterodoks dinlere etkisi olan ve M.Ö. 10. yüzyılda başlamış olan Zerdüşt dini; M.S. 216’da Zerdüşt, Buda ve Hristiyanlık karışımı Maniheizm dini; M.S. 260’da Anadolu’da özellikle Ermeniler arasında yayılan ve Aleviliğin önemli ölçüde etkilendiği Pavlusçuluk (Aleviliğin tarihini kaleme alan Yazar Cemal Güzel bu dini Proto Alevilik -Rae Haqi- olarak tanımlıyor) ve M.S. 10. yüzyılda Hristiyanlığa başkaldıran temel kabulleri reddeden Bogomiller… Bu din, Bulgaristan’da köylülerin feodal yönetime duydukları tepki sonucu Bogomil adlı köy papazı önderliğinde yeni bir dinî hareket olarak doğmuştu.
Bogomiller
Bogomiller, resmî Hristiyan kilisesinin görüşlerini kabul etmiyor, Ortodoks ruhban sınıfına karşı çıkıyorlardı.
Bulgaristan'da Bogomil Pomaklar
Lüks hayatı, özel mülkiyet edinmeyi ve içki içmeyi reddetmekteydiler. Dünyayı kötülüğün sembolü olan şeytanın yarattığına inanıyor; Tevrat’ı ve Meryem’in kutsallığını kabul etmeyip, kilise ayinlerini protesto ediyorlardı. İkonlara, haça saygı göstermedikleri gibi Ortodoks ve Katolik kiliselerini “şeytanın mabetleri” olarak isimlendiriyorlardı.
Devrin İstanbul Patriği tarafından “Maniheizm ile Pavlusçuluğun karışımı” olarak tarif edilen bu akımı benimseyenler ağır zulme uğruyorlardı. 12. Yüzyılın ilk yirmi yılından itibaren İtalya, Fransa ve Batı Almanya’ya kadar yayılmayı sağladılar. Daha sonra ise Fransa’nın güney bölgesi olan Languedoc bölgesine geldiklerinde, entelektüel gelişimi oldukça ileri düzeyde olan, özellikle Grekçe, İbranice ve Arapçanın ilgi gördüğü farklı dillere ve fikirlere açık eleştirel bir mantalitenin olduğu çok kültürlü bir toplulukla karşılaştılar. Zamanla Katarları oluşturan onların da yok olmasıyla sessizliğe gömülen Bogomil tarikatı, günümüzde Bulgaristan’da, ilk önce Alevi sonra Osmanlı baskısıyla Müslüman olmuş Slavlar olan Pomaklar arasında devam etmekte, zaman zaman Rojen’de toplantılar düzenlemekteler.
Katarizm Fransa’nın Albi bölgesinde ortaya çıktığı için Katarlar aynı zamanda Albigois olarak tanınır. “Katar” adı, sözcük anlamıyla “arınmış” demektir.
Başlangıçta gizli gizli örgütlenen Katarlar 1167 yılında Konstantinopolis’ten gelen “Nicetas” adlı Bogomil Metropolitin yönettiği ve Touluse yakınlarındaki “Saintfelix de Caraman” kasabasında toplanan din kurultayı ile birlikte dosta düşmana karşı açığa vurulmuştur. Rahiplere karşı oluşları, “İnsanlara itaat etmektense Tanrı’ya itaat etmek daha iyidir” sloganında yer alır.
Katarlarda Dualizm
Consolamentum: Müminlikten Ermişliğe geçiş
Güney Fransa’da yaşatılan Trubadur geleneklerinin ve Kabala’dan aktarılan Yahudi Agnostisizminin ilk çiçekleri de böylece ortaya çıkmış oldu. İspanya’nın güneyinde, İslam dahilindeki Gnostik anlayışa kök salmış olan mistik gelenek, Türk, Fars ve Sufi geleneklerinde büyük bir figür olan İbn Arabî (1165-1240) tarafından şekillendirilmişti. Katarların Hristiyan, Yahudi ve İslami mistik geleneklerinin karma bir anlayışıyla ortaya çıkışı, tarihte ender rastlanan bir durumdu. İnanışlarının temelini düalizm oluşturmakta ve Gnostik geleneğin belirgin bir yeniden dirilişini temsil etmekteydiler.
Vaftiz suyla değil secdeyle yapılır. Consolamentum denen Müminlikten Ermişliğe geçiş, ilk yılı sadece dinlemekle geçen üç yıl sürer, töreni oldukça sadedir.
Ermişlerin ölünce Tanrı katına çıktığına, diğer tarikat mensuplarının ise Ermişlik mertebesine ulaşana kadar reenkarnasyonla yaşama döndüğüne inanılırdı.
Fransa’daki Katarlar, Toulouse yakınlarındaki Languedoc bölgesiyle Albi ve Carcassonne merkezli olup bölgedeki hem köylüler hem de soylular tarafından desteklendi; tahminen nüfusun yüzde 10’u bu dini seçmişti.
Consolamentum
1198 yılında Papa seçilen III. Innocent, Katarlara karşı savaş ilan etti. Albigen Haçlı Seferi 1209 yılının başında Fransa’nın Beziers kentinde başladı. Halk “220 Katar’ı” teslim etmeyi reddetti ve kısa bir süre sonra şehir düştü. Bu saldırıda 20 binden fazla kişi (çocuklar da dahil olmak üzere, neredeyse kentin tüm nüfusu) öldürüldü. Bu savaş, Katarlarla günahsız halkı nasıl ayırt edeceğiz diyen komutana “Hepsini öldürün! Tanrı kendi kullarını ayırır!” diyen Papa Arnaud Amaury’nin söylediği acımasız sözleriyle bir soykırım olarak zihinlere kazındı. 1216, 1218 ve 1222 yıllarında daha büyük saldırılar gerçekleştirildi ve Katar kent ve kasabaları Katolik ordusu tarafından tam anlamıyla kılıçtan geçirildi.
1224 yılında saldırılar durdu ve Katolik Lordlar kalelerine geri döndü; böylece Katarlar bir süreliğine nefes alabildiler. Ancak Fransa Kralı 8. Louis, güneydeki toprakları yeniden ele geçirme arzusuyla doluydu ve yeni Papa 3. Honorius’un desteğiyle Mayıs 1226’da yeni bir Haçlı seferi başladı.
1234’te Engizisyon mahkemesi kuruldu. Son Katar soylusu, 1321’de canlı canlı yakılan Guillaume Bélibaste idi.
16 Mart 1244 sabahı, Montségur şatosundaki 225 Katar, istisnasız, ölümü seçtiler. Şatodan çıkmadan önce, son bir kez birbirlerine sarılarak vedalaştılar. Karı kocalar ayrıldı, çocuklar ebeveynleriyle öpüşüp koklaştı ve liderleri Bertrand Marty önde, af dileyip Katarizmi reddetmektense yakılmayı tercih ettiler son sözleri BİZ HEPİMİZ KARDEŞTİK oldu…
Hepsi yakıldı sonuç olarak bölgede yüzlerce yıldır süren savaş ve yıkım, Katarların yok edilmesiyle neticelendi. Bıraktıkları kültür miraslarında abdest ritüelinin icra edildiği çeşmeler, vaftizi tümüyle reddeden, yerine cemaate aidiyetini sembolize eden, isminin anlamıyla bütünleşen mutlak arınmışlık gerçeği “consolamentum” ayini ile hayatın içinde keşişliği teklif eden bir hareket olmuştur. Katar geleneği kısmen Trubadurlar (gezgin ozanlar) tarafından sürdürülmeye çalışılmışsa da bunların yaymaya çalıştıkları öğreti de yine Engizisyon tarafından yasaklanmıştır. Bir araştırma da, geleneklerinin Tapınak Şövalyelerinin içinde devam ettiğinden bahseder. Türk araştırmacı-yazar Mine Kırıkkanat ise Gülün Öteki Adı adlı kitabında, ortak mülkiyeti savunan Şeyh Bedrettin’in Katar öğretisinden esinlendiğini yazmıştır.
20. Yüzyılda Katar öğretisi
Yüzyıllarca unutulmuş durumda kalan Katar öğretisi, 20. yüzyılda ünlü reenkarnasyon araştırmacısı İngiliz psikiyatr Dr. Arthur Guirdham’ın araştırmalarıyla yeniden gündeme getirilmiştir. 1964 yılında Katar Kalesi duvarında ortaya çıkarılan arı kabartması, haçlarındaki sembole işaret etmektedir.
Haç sembolünde arılar
Haç sembolünü reddeden bir tarikatın, haçı bayrak olarak kabul etmeleri zaten şaşırtıcıydı. Yapılan inceleme aslında bayraklarındaki sembolün haç değil, dört arının reforme şekli olduğunu gösterdi.
Bilindiği gibi, arılar olmazsa insanlık son bulur. Ayrıca arılar disiplin, çalışkanlık ve düzenli toplumsal yaşam örneğidir. Tarih boyunca pek çok kültürde ve toplumda arıların değeri anlaşılmıştır. Arıları Mısırlılarda da mezar duvarlarında hiyerogliflerde görebiliyoruz. Hz. Süleyman bir özdeyişinde balla bilgeliği bağdaştırmış, Shakespeare oyununda 5. Henry’ye arıları öven sözler söyletmiş, Vatikan vitraylarda ve flamalarında yer vermiş, Fransız imparatorluğunun da simgesi olan arı zaman içinde günümüzde gördüğümüz zambak çiçeğine dönüşmüştür.
Umarım toplumlar her zaman arıları örnek alır ve Katarlar yok olduysa bile aydınlığın karanlığa, bilgeliğin cehalet ve bağnazlığa karşı mücadelesi hiç bitmez.
Albigeois olarak da adlandırılan Katarlar’ın (Cathares) temel görüşleri şöyle özetlenebilir:
• Ruhun dünyevi kurtuluşa ermesi için pek çok defa bedenlenmesi gerekir.
• Ruhun kurtuluşunu maddi bağlardan kopma yoluyla aramak gerekir.
• Nefis terbiyesi ruhun kurtuluş sürecini hızlandırıcı bir yoldur.
• Dünyada düalite (ikilem) ilkesi geçerlidir.
• Dünyada Şeytan’ın egemenliği hüküm sürdüğünden, dünya yaşamı ötesinde bir cehennemden söz etmeye gerek yoktur. (Yani cehennem bizzat yaşadığımız kötülük dolu yeryüzü olarak kabul edilebilir.)
• Kötülüğün kaynağı bedensel istekler, maddi hırslardır.
• İsa’nın dediği gibi, mal mülk edinme kaygısı, kaçınılması gereken nefsani bir kaygıdır.
• İsa Tanrı’nın oğlu değildir, o da hepimiz gibi, bir ruhtur.
Dipnotlar:
1 Gnostik terimi “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi” anlamındaki gnosis sözcüğünden türetilmiştir.
2 Fransızca Oc=Tamam ülkesi Oksitanya veya “Evet lisanı” ülkesi Languedoc’tur.
3 İbranicede Moşe ben Şem-Tov olarak bilinen Moses de León, Zohar’ı ilk kez duyuran İspanyol bir haham ve Kabalist idi.