LİSA ABUAF DEFÇİOĞLU 2001’de İstanbul’da doğdu. Lise eğitimini Hisar Okulları’nda tamamladıktan sonra 2019 yılında üniversite eğitimi için Amerika’ya taşındı. 2023’de Rhode Island School of Design’da Endüstriyel Tasarım bölümünü onur öğrencisi olarak bitirdi.
İstanbul’un ritmiyle şekillenen duyarlılığı, Rhode Island School of Design’da aldığı eğitimle çağdaş bir tasarım diline dönüşen Lisa Abuaf Defçioğlu, bugün New York’ta mobilyadan aydınlatmaya, oyun odaklı tasarımdan mekânsal kurgulara uzanan üretimleriyle dikkat çekiyor. Malzeme, kültür ve sezgisellik arasında kurduğu köprülerle öne çıkan genç tasarımcı ile uyguladığı pratikler üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.
Gölge Table Lamp Kullanıcının ışık ve gölgeyi yönlendirebildiği bu masa lambası, mekânsal atmosferi etkileşimle şekillendiren deneyimsel bir aydınlatma nesnesidir
İstanbul’da başlayan yolculuğunuz, bugün sizi siz yapan hangi temel dinamikleri oluşturdu?
İstanbul’da büyümek, kültürel çeşitliliği ve estetik duyarlılığı çok erken yaşlarda içselleştirmeme olanak sağladı. Lise eğitimim döneminde hem sanata hem de tasarıma ilgi duyduğumu fark ettim. 2019’da Amerika’ya taşınmam ise benim için yalnızca akademik değil, aynı zamanda kişisel bir dönüşüm süreci oldu. Rhode Island School of Design’da Endüstriyel Tasarım eğitimimi onur listesinde tamamlamak, global tasarım anlayışını yakından deneyimlememe ve kendi perspektifimi geliştirmeme yardımcı oldu.
Tasarım yolculuğunuz erken yaşlarda başlamış. O dönemin yaratıcı etkileri ve profesyonel tenis geçmişiniz bugüne ait pratiğinizi nasıl şekillendiriyor?
Çocukluk yıllarımda çizime duyduğum ilgi, bugün hâlâ tasarlarken hissettiğim o ilk heyecanın kaynağıdır. Renkleri özgürce kullanabildiğim, kompozisyonlarla oynayabildiğim o dönem, içgüdüsel yaratıcılığımın temellerini attı. Buna ek olarak profesyonel tenis geçmişim, çalışma disiplinimi çok net belirledi. Dayanıklılık, odaklanma ve stratejik düşünme gibi spordan gelen beceriler, bugün karmaşık tasarım süreçlerini yönetirken en büyük avantajım hâline geliyor.
Misela, Sanayi 313 ve Ekin Varon Design Studio gibi farklı ölçeklerde çalışan stüdyoların bir parçası olarak profesyonel deneyimler de kazandınız… Bunlar size nasıl bir tasarım vizyonu kazandırdı?
Bu deneyimlerim, tasarımı hem kavramsal hem de üretimsel boyutlarıyla yorumlamamı sağladı. Malzeme araştırmalarından el işçiliğine, üretim süreçlerinden tasarım dili oluşturmaya kadar geniş bir yelpazede deneyim kazandım. Bu ortamlar, disiplinler arası düşünmenin ve deneysel yaklaşımın tasarımın vazgeçilmez bir parçası olduğunu erken dönemde anlamamı sağladı.
Çocuklarla birlikte yürüttüğünüz ortak tasarım projenizden biraz bahseder misiniz? RISD tarafından ödüllendirilmeniz kariyerinizde nasıl bir anlam taşıyor?
Bu çalışma kapsamında 5-8 yaş arası çocuklarla bir atölye süreci yürüttük ve kütüphaneler için modüler, kişiselleştirilebilir ve farklı ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilir bir oyun sistemi geliştirdik. 
With / Alongside / For Çocuklarla birlikte yürütülen atölye çalışması kapsamında tasarlanan modüler ve yeniden düzenlenebilir oyun sistemi
Bu yenilikçi proje, tasarımcı-kullanıcı ilişkisinin ne kadar değerli olabileceğini yeniden düşünmeme neden oldu. Çocuklarla birlikte üretmek; sezgisel düşünme, spontane fikir üretimi ve oyunun tasarımdaki rolü üzerine çok şey öğretti. Onların bakış açısı, erişilebilir ve modüler bir oyun sistemi yaratmamda belirleyici oldu. RISD tarafından Education and Play Design Award tarafından ödül almam, yalnızca çalışmanın doğruluğunu teyit etmekle kalmadı, aynı zamanda çocuk odaklı tasarım alanında ilerlemem için bende güçlü bir motivasyon yarattı.
PopTop Stool Çocuklara yönelik bu flat-pack tabure, sezgisel montaj sistemiyle mobilya kurulumunu eğlenceli ve eğitici bir oyun deneyimine dönüştürür
New York’ta BETIL INC.’de asistan tasarımcı olarak çalışmak size neler kattı? El işçiliği ve dijital üretim arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
New York’a taşınmam ve Betil Dağdelen’in stüdyosunda çalışmaya başlamam, pratiğimi daha da disiplinler arası bir yapıya taşıdı. Burada el işçiliğine dayanan üretim süreçlerini dijital tasarım altyapısıyla buluşturmak hem estetik hem de teknik açıdan daha rafine sonuçlar ortaya çıkarmama yardımcı oldu. Mobilya ve aydınlatma projelerinde tasarımın her aşamasına dahil olmak, malzemeye daha yakın bir ilişki kurmamı sağladı ve tasarımın fiziksel gerçekliğiyle bağımı güçlendirdi.
Mayıs 2024’te açılan Off By an Inch sergisinde “Production Manager” olarak oldukça geniş bir sorumluluk alanı üstlendiniz. Bu deneyim, uluslararası görünürlük açısından da sizin için önemli miydi?
Bu sergide üstlendiğim rol, tasarımın yalnızca yaratım kısmıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda güçlü bir koordinasyon ve yönetim becerisi gerektirdiğini bir kez daha gösterdi. Teknik çizimlerden üreticilerle iletişime, lojistik planlamadan son kurulumlara kadar her aşamada yer almak, büyük ölçekli bir projeyi baştan sona yönetebilme yetkinliği kazandırdı. Aynı zamanda uluslararası bir prodüksiyonun parçası olmak, çalışmalarımın görünürlüğünü artırırken profesyonel çevremi de genişletti.

X-Tension Lounge Chair Islak şekillendirilmiş derinin yapısal potansiyelini araştıran bu lounge koltuk, metal karkasla bütünleşen yenilikçi bir üretim yaklaşımı sunar
Bugünkü tasarım pratiğinizin merkezinde “playful” bir yaklaşımınız var. Tasarımda kullanıcı deneyimine kattığınız eğlenceli unsurları nasıl kurguluyorsunuz?
Tasarımın yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda deneyimsel bir alan olduğuna inanıyorum. Bu nedenle mobilya, aydınlatma ve çocuk odaklı projelerde “oyun”, “keşif” ve “zevk” unsurlarını tasarımın doğal bir parçası hâline getiriyorum. Kültürel referansları çağdaş üretim teknikleriyle buluştururken, kullanıcıya hem sezgisel hem de eğlenceli bir etkileşim sunmayı önemsiyorum. Playful yaklaşım, aslında tasarımlarımı yaşayan, değişebilen ve kullanıcıyla birlikte dönüşebilen bir yapıya kavuşturuyor.






