Haber fotoğrafı: Vatikan Devlet Başkanı Papa XıV. Leo - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Kasım 2025
Eskiden Papalar, Patrikler ulaşılması zor insanlardı. Gerek ulaşım ve güvenlik sorunları, gerekse makamlarının gerektirdiği ağırlık nedeniyle, ender olarak halk içine çıkarlardı. Zamanla insanların dinden uzaklaşmaya başlaması nedeniyle ve dünyanın dört bir yanındaki kiliselerde düzeni sağlamlaştırmak amacıyla -ulaşımın artık çok daha hızlı ve kolay olması sayesinde- gerek kendi sınırları içindeki gerekse de uzak mesafelerdeki müminleriyle temas kurmayı hedeflediler.
İlk olarak Papa VI. Paul, kutsal topraklar ve Türkiye dahil (1967’de), geniş çapta seyahatleri ile Papalık diplomasisinde yeni bir çığır açmış oldu. Türkiye’yi de ziyaret programına katan diğer Papalar (Papa II. John Paul -1979 İstanbul ve 1999’da İzmir olmak üzere iki defa, Papa Benedict XVI -2006’da, Papa Francis 2014’te) doğu ile batı arasında bir köprü kabul ettikleri Türkiye’nin tarihsel ve dinî yönleri yanında, insanlar ve kiliseler arası barış için öneminin altını çizdiler.

Papa XIV. Leo’nun ilk resmî yurt dışı ziyaretiydi Türkiye (27 Kasım 2025) ve her yerde olduğu gibi burada da bir devlet başkanı olarak karşılandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretin ortak zeminimizi güçlendirdiğini vurgularken, bu fırsatla Türkiye’den Müslüman ve Hristiyan dünyalarına ulaşacak birlik mesajlarının evrensel barış için umutları güçlendireceğine inandığını ifade etti.
Şimdi, burada hedefim, herkesin az-çok basından takip ettiği ziyareti yeniden konu etmek değil, bilmediğimiz, aklımıza takılan sorulara cevap aramak olduğundan…
Papa neden devlet başkanı?
19. Yüzyılda İtalyan Birliği’nin kurulması ile, Papalık makamı ve dinen Hristiyan Katolik olan yeni İtalyan Devleti arasında çelişkiler baş gösterdi. Laik devlet kararları mı, Papalık yorumları mı dikkate alınacaktı? Gerek dinî gerekse evrensel diplomatik temaslarda netlik için, Vatikan’a resmî bir statü kazandırılmalıydı. Vatikan’ın bağımsız egemen bir devlet kabul edilmesi, Roma Katolik Kilisesi’nin yargı makamı (Santa Sede) ile İtalya Krallığı arasında imzalanan 1929 Lateran Antlaşmasıyla gerçekleşeli beri, dünyanın en küçük devleti denilen Vatikan alanında, Papalığın bağımsızlığı tescil edilmiş oldu.
Peki, neden ilk resmî ziyaret Türkiye’ye?
İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesi’nin başı Patrik Bartholomeos esasen geçtiğimiz Nisan’da vefat eden Papa Francis’i davet etmişti, İznik Konsili’nin 1700’ncü yıldönümünü yerinde kutlamaya. Papa Francis için, İznik Konsili’nde sağlanan Hristiyan birliğinin yeniden tesisi çok önemliydi. Ancak ömrü vefa etmeyince, Patrik davetini yeni seçilen Papa Leo’ya yineledi.

Papalık armasında yer alan “In illo uno unum” (Bir olanda -İsa’da- biriz) mottosu uyarınca, insanların barışa ve birliğe ihtiyaç duydukları günümüz şartlarında birliğin, sevginin, barışın önemini vurgulamak ve ilk adım olarak, kiliseler arasında birliği sağlamak öncelikleri olmalıydı. Tarihte İznik Konsili’nin nerede yapılmış olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte, İznik Gölü’nde, 2 metre derinlikte yer alan Aziz Neofitos Bazilikası suların çekilmesi ile ortaya çıkınca, yıldönümü ayininin orada yapılması düşünüldü. 
İznik Gölü’nde, 2 metre derinlikte yer alan Aziz Neofitos Bazilikası
Görüşmelerin ardından, mekân sit koruma alanında yer aldığından devlet himayesinde alt yapısı 3 yıl önceden başlanan hazırlıklarla ayinin gerçekleşeceği kalıntılara ulaşılacak üst platform inşa edildi.
Ayine hangi kiliseler katıldı?
Ortodoks kiliselerden İskenderiye ve tüm Afrika Rum Ortodoks Patrikhanesi, Doğu Rum Ortodoks Kiliseleri Patriği, Kudüs Rum Ortodoks Patriği, Doğu Ortodoks kiliselerinden Süryani ve tüm Doğu Kiliseleri Ortodoks Patriği, İskenderiye Kıpti Ortodoks Patriği, Ermeni Apostolik Kilisesi Patriği, Kilikya Ermeni Apostolik Kilisesi Başpiskoposu, Malankara Ortodoks Süryani Kilisesi Metropoliti, Doğu Asur Kilisesi Piskoposu ve bunların temsilcileri ile Hristiyan Dünya Birlikleri ve Ekümenik Kuruluşlar temsilcileri (özetle bildik isimleri sayarsak Metodist, Evanjelist, Anglikan, Lutheran ve diğer mezhepler temsilcileri) katıldı. Şimdi akla takılan, tüm bu kurumlar arasında Rus ve diğer Slav kiliseleri temsilcilerinin neden katılmamış olduğu…
1054 yılında, Katolik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi arasındaki birliktelikte, teolojik anlaşmazlık ve jeopolitik gerilimler sonucu “Büyük Bölünme” olarak bilinen bir kırılma (schism) yaşandı. İnsanlık, doğası gereği, ezelden beridir, başkalarına üstünlük kurma içgüdüsüyle hareket etmiştir. Sosyologlar der ki, doğanın “güçlü olanın hayatta kalması”ndan başlayan ilkel yaşamdaki canını korumak, ekmeğini kaptırmamak içgüdüleri, binlerce yıl zarfında toplum içinde sivrilme, değer görme gibi bir psikolojik dürtüye dönüştü, sosyal hiyerarşiler oluştu. İşte buna örnektir Büyük Bölünme…
İznik (Nicea) Konsili
Hristiyanlığı resmî olarak destekleyen ilk Roma imparatoru ve Konstantinopolis (bugünkü İstanbul) şehrini kuran İmparator Konstantin 312 yılında Hristiyanlığa geçmişti. Yeni doğu topraklarında yaşayan Hristiyanların arasındaki inanç farklılıklarının yol açmış oluğu teolojik krize bir dur demek arzusundaydı. Doğu Hristiyanları onun tahmininden bile çılgın çıkmıştı, anlaşılan söylemesi yapmasından kolaydı.
Peki, neden İznik?
En önemlisi İznik, yakında başkent olacak Konstantinopolis’e yakındı ve Küçük Asya, Yunanistan, Ortadoğu, Kuzey Afrika’dan gelecek piskoposların kolayca ulaşabileceği bir konumdaydı. Kaldı ki, imparatorluğu dinsel birlikle istikrarlı hale getirmek peşinde olan Konstantin, Konsil kararlarında etkin olmak, bizzat kontrolünde tutmak istiyordu ve İstanbul’dan İznik’e el uzatması daha kolay olacaktı. Öte yandan İznik, Roma gibi, İskenderiye veya Antakya gibi, yerleşik kilise patriklerinin, inatçı piskoposlarının rekabetinden, anlaşmazlıklarının etkisinden uzak, nötr bir konumdaydı. Üstelik geniş çaplı konsey katılımcılarını barındırabilecek bir alt yapıya sahip, gelişmiş bir şehirdi.

İznik Konsili (Cesare Nebbia)
M.S 325’te toplanan Konsey beklendiği gibi şiddetli ve ciddi tartışmalara sahne oldu. Hiyerarşik konumlarını yükseltmek derdinde olan din adamları, iş teolojiye gelince -hele tartışmalar Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olup olmadığı konusuna gelince-, Tanrı özünde olmadığını savunan heretik Arius’un iddiasına karşı, Myra (antik Likya kenti) piskoposu Aziz Nikolas’ın (Noel Baba) dayanamayıp ayrımcılığın başı Arius’u yumruklamaya kadar gittiği rivayet edilir. Konseyde, İmparator Konstantin’in son sözü, “Mesih’in ‘Baba ile aynı özden’ olduğuna inancını” savunması karşısında, toplu anlaşma sağlandı, Arius dahil bazı heretikler (“sapkın”, “aykırı görüşler savunan”) aforoz edildi. Bayramların tarihleri üzerinde ve Kilise hiyerarşisinin tespiti, din adamlarının seçimi, ayin yönetim şekil ve düzenleri üzerinde anlaşıldı. Onun içindir ki, ortaya çıkan “İznik İnanç Bildirgesi”, Hristiyan gruplarını inançta birliğe götüren Hristiyanlığın Anayasası kabul edilir.

Patrik Bartholomeos - Papa XIV Leo
Peki sonra?
Esasen her türlü tartışma, doğal ve gereklidir… ancak bu tür, hele konu inanç olunca, yeniden tesis edilmeye çalışılan birliğin de zemini, olgunlaşması zaman alır. Gelelim yukarıda sözü geçen Rus ve Slav kiliselerinin geçtiğimiz Kasım ayındaki ayine katılmamış olmasına: Doğu kiliseleri, Katolik kiliseleri gibi tek merkez olan Papa’ya bağlı değildir. Her biri kendi içlerinde otosefal olup, kendilerine ait bir baş tarafından, yani Patrik, Mitropolit, Başpiskopos tarafından yönetilir… ancak eşitler arasında birinci (primus inter pares) kabul edilen, bu nedenle de ekümenik (evrensel) unvanına sahip İstanbul Patriği’nin vasiyeti altındadırlar. Yani, temel kilise kuralları konusunda Doğu Ortodoks kiliselerinin yetkili inisiyatif mercii, (burada söz konusu olan Katolik-Ortodoks diyaloğunun kilit muhatabı) Patrik Bartholomeos’tur. Ancak, yukarıda değindiğimiz gibi, Büyük Rus İmparatorluğu’nun o güçlü dönemlerinden kalma bir üstünlük dürtüsü ile, her daim Rus Patrikliği ile Rum Ortodoks Patrikliği arasında bir çekişme yaşanagelmişse de Rus Patrikliği hem Katolik-Ortodoks resmî yakınlaşma çabalarına temkinli, hem de zaman zaman eleştirel yaklaşmıştır. Dolayısıyla gerek teolojik gerekse de jeopolitik (Ukrayna savaşına destek oluşu ve Rum Ortodoks Patrikliğinin Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin bağımsızlığını kabul etmesine karşı çıkması) nedenlerle bu etkinliğe davet edilmemiştir. Diğer Slav kiliselerine gelince, onlar bu görüşmelere saygı duyar ve onaylar ancak hiçbir Papa’nın Türkiye ziyaretlerine aktif olarak katılmamışlardır.

Hasılı…
Tarihî ve 27 farklı dinî kilise liderinin katıldığı geniş çaplı bir anma töreni olmasının yanında, Papa XIV. Leo’nun ilk yurt dışı resmî ziyareti için Türkiye’ye gelmiş olması, dünya çapında ses getirdi. Dinî lider sıfatı ile temsil ettikleri kiliseleri adına, gerek Papa gerekse Ortodoks kiliseleri lideri Patrik Bartholomeos her fırsatta, nasıl kiliseler arası barışı ve birliği tesis etmeyi kararlaştırmışlarsa, aynı şekilde tüm insanlığa da her türlü şiddet ve çatışmaya karşı çıkması, barış ve sevgide birleşmesi çağrısı yaptılar. Uygulanabilecek mi, yoksa sonunda insan, “kurt kurtluğundan vaz geçmez” misali, yeniden kişisel / kurumsal hırslarına mı teslim olacak, bunu zaman gösterecek.






