Haber fotoğrafı: Fallingwater (Şelale Evi), Mimar: Frank Lloyd Wright
İnsan doğanın bir parçası ise binalar neden bu bütünün parçası olmasın?
İnsanoğlu yaratıldığı ilk andan itibaren barınma ihtiyacı duydu. Korunma içgüdüsü ile doğanın sunduğu mekânlara sığındı. Artık güvende idi. Yerleşik düzene geçtiği ve tarım alanında çalışmaya başladığında gene doğadan esinlenerek ve doğanın sunduklarını alarak “ev”ler yapmaya başladı. İnsanların yaşaması, çalışması ve bir araya gelmesi adına yaratılan binaları tasarlayan sanatkârlara mimar denmekte. Bu denli derin bir anlamı olan mimarlığın eski bir tarihi ve felsefesinin olması doğaldır. Mimar; sanatçı olduğu kadar, ısıyı güneşin yönünü tespit eden bir fizikçi, malzemeyi en ince detayına kadar kullanmayı bilen bir kimyager, insan ilişkilerinden anlayan bir psikolog, kültüre göre mekân tasarlayan bir bilim adamıdır. Ve tüm bu özelliklerin yanında mimar, doğa ile uyumu yakalamaya çalışır. Mimarın doğa ile uyumu yakalamasıyla Organik Mimari adı altında bir kavram gelişti.
Organik mimari nedir?
Organik Mimari doğa ile uyum sağlamanın çevre ile bütünleşmenin bir diğer adıdır. Doğal mimarlık binanın bulunduğu çevreden ayrışmasını değil, bütünleşmesini prensip edinir. Mekân ile çevre bir bütünün iki ayrı parçasıdır. Bir binanın organik mimari ile yapıldığına dair ilk işaret, binanın çevresindeki bitki örtüsünün, ışık ve iklim şartlarının göz önünde bulundurularak yapılmış olmasıdır. Doğal malzeme kullanımı da organik mimarinin temel prensiplerindendir. Ayrıca keskin hatlar, yerini yumuşak hatlara bırakır. Teraslar büyük, camlar iç-dış mekân dengesini sağlayacak büyüklüktedir. Günümüzde sürdürülebilir mimari yaklaşım anlayışı ile organik yaklaşım, birbiri ile paralel ilerlemektedir. Geri dönüşüm malzemeleri kullanmak, doğal havalandırma sistemlerinden faydalanmak, doğa renkleri ile tasarımlar yapmak her iki ekolün ortak noktalarıdır.
ORGANİK MİMARİNİN TEMSİLCİLERİ
Frank Lloyd Wright
“Doğayı incele, doğayı sev, doğaya yakın kal. O seni asla yarı yolda bırakmaz.”
Frank Lloyd Wright
Organik mimarinin öncüsü olarak kabul edilen Frank Lloyd Wright, “Bir bina, bulunduğu araziye ait olmalıdır, onun parçası olmalıdır” der. 20. Yüzyılın en etkin mimarlarından biri sayılan Wright, 1867 yılında Wisconsin’de doğdu, 1959 yılında Arizona’da bu dünyaya veda etti. “Yapılar doğanın biçimlerini, renklerini ve malzemelerini yansıtmalıdır” fikri ile hareket eden mimarın en ünlü eseri Fallingwater (Şelale Evi)’dir. 1939 yılında inşa edilen bu evin altından gerçek bir şelale akar. Cam duvarları ise, doğa ile bütünleşir. Klasik mimarlık anlayışında “manzaraya bakan ev”, bu ünlü eserde yerini “manzaranın parçası olan ev”e bırakır. Wright’ın hem yaşam alanı hem de çalışma mekânı olan Taliesin (Wisconsin), mimarlık tarihinin en önemli yapıtlarından biridir. Bu sadece bir ev değil, bir yaşam laboratuvarıdır. Taliesin iki kere yangın gördü. Wright evde yokken çıkan yangında, çalışanlarından birinin cinnet geçirip katliam yaptığı, evi ateşe verdiği anlatılır. 
Guggenheim Müzesi, New York
Mimarlığın manifestosu sayılan bu bina, Wright’ın diğer başyapıtlarıyla birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Fallingwater (Şelale Evi), Guggenheim Müzesi gibi eserlerinin temeli burada doğdu. Guggenheim, ünlü mimarın yaşamının son yılında yaptığı dünyanın en ünlü müzelerinden biridir. Spiral formu ile “yukarı akan bir nehir” benzetmesine uyar. Deniz kabukları, kozalaklar ve açılan çiçekleri ile organik döngü sanata taşınır. Guggenheim’da sergilenen sanat eserlerinin düz duvarlarda değil, eğimli mekânlarda yer alması ressamların tepki göstermelerine neden oldu. Bugün ise mekânın, barındırdığı eserleri daha da değerli kıldığı düşünülüyor.
Antoni Gaudí
“Mimarlık Tanrı’ya dua etmenin bir şeklidir.”
Antoni Gaudí, Barselona’yı dünyaya açan, 1882’de yapımına başlanan ve hâlâ tamamlanamayan, doğa ile geometriyi bir araya getiren, her cephesi farklı bir hikâyeyi anlatan ve 2005’de “UNESCO Dünya Mirası” listesine giren La Sagrada Familia’nın ilk mimarıdır. 
La Sagrada Familia
La Sagrada Familia güneşin günün farklı saatlerinde farklı yüzeylerde parladığı, modern çağda bile halen geçerliliğini koruyan planları ile dünyanın en çok ziyaret edilen yerler listesinde yerini alan bir ibadethane. Gaudí’nin tüm eserlerinde bitki formları, dalgaların boyutları ve kabukların kıvrımlarına rastlamak mümkün. 1852-1926 yılları arasında yaşamış olan Antoni Gaudí, bir bakır ustasının oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunu, sağlığı elvermediği için doğaya uzun saatler bakarak ve inceleyerek geçirdi. Parlak bir öğrenci değildi. 
Park Güell
Mimarlık diplomasını aldığında profesörlerin söylediği, “Ya bir deliye ya da bir dâhiye diploma veriyoruz” sözü, ileriki yıllarında yapacağı eserlerin adeta ayak sesleri gibiydi. 1878 yılında Paris’te yaptığı bir tasarım, zengin iş insanı Eusebi Güell’in dikkatini çekti. Birlikte birçok esere imza attılar. Gaudí yalnız yaşadı, az yedi az giyindi ve trajik bir trafik kazası ile yaşamı sona erdi.
Friedensreich Hundertwasser
“Düz çizgi tanrısızdır.”
1928 yılında Viyana’da doğan Hundertwasser’in anne ve babası Nazilerden kaçmayı başarmışlardı. Avusturyalı ressam, mimar ve çevre aktivisti olan sanatçı, 2000 yılında öldüğünde Yeni Zelanda açıklarında bir gemide yaşıyordu. Gerçek adı Friedrich Stowasser iken, Almanca “yüz su” anlamına gelen “Hundertwasser” adını seçti. Sadece bu seçimi doğaya olan yakınlığını anlatmaya yeter. Hundertwasser, “düz çizgi”ye ve her türlü standardizasyona karşı çıkarak, bu kavramı yapı tasarımı alanında ifade etti. İnsanın beş duyusu olduğu gibi beş derisi de olduğunu savundu. Buna göre, deri benim, giysiler dış görünüşüm, ev köklerim, toplum bağlılıklarım, dünya ise büyük bütünün parçası olarak yorumlanır. Sağlıklı yaşam ancak bu beş katmanın birbirine olan uyumu ile mümkündür. Hundertwasserhaus (Hundertwasser Evi) en ünlü eseridir. 
Hundertwasserhaus (Hundertwasser Evi)
Bunun, diğer evlerden en büyük farkı binanın hiçbir yerinde düz öğe kullanılmamış olması ve dış yüzeyinin rengârenk olmasıdır. Kunst Haus Wien ise sanatçı tarafından tasarlanan Viyana’daki ünlü bir müzedir. Bir çöp yakma tesisi olan Spittelau Termal Tesisi ise ilk olarak 1960’ların sonlarında inşa edilmişti, ancak 1987’de çıkan bir yangının ardından kapsamlı onarımlara ihtiyaç duyuldu. Yetkililer sonunda Hundertwasser’i bacayı ve cepheyi yeniden tasarlamaya ikna ettiler. Spittelau yakma fırını, bacasındaki mozaikler ve devasa altın küresiyle Viyana’nın en çarpıcı simgelerinden biri oldu.
Santiago Calatrava
“Benim için köprü iki kıyıyı değil, iki insanı birleştirir.”
İspanyol asıllı mimar, mühendis, heykeltraş ve ressam Calatrava 1951 yılında doğduğunda, kimse onun, kuş kanatlarından ve insan iskeleti kemiklerinden esinlenerek sanat ile biyolojiyi böylesine birleştireceğini tahmin dahi edemezdi. Eserlerinde baskın renk beyazdır. Beyaz, ışığı yansıtır, saflığın sembolüdür. Calatrava için denge ve zarafet yan yana yürür. Yapıları dev heykellere benzer ve işlevseldir, adeta denge içinde dans eder. Doğduğu şehir olan Valencia’nın en çok gezilen yerleri arasında Calatrava’nın tasarladığı Bilim ve Sanat Şehri yer alır. Dev bir kültür kompleksi olan şehir müze, akvaryum, opera binası ve köprüler içerir. Tüm bunların hepsi deniz canlılarını çağrıştırır. Sanatçı sadece doğduğu kentte değil, Wisconsin’deki Milwaukee Sanat Müzesi’ne yaptığı ekleme ile de dikkati çeker. 
Milwaukee Sanat Müzesi
Açıldığında 66 metreyi bulan kanatları ile müze, bu yüzyılın en ikonik binaları arasındadır. Işık ve teknolojiyi bir araya getirerek duyguyu sanat ve doğa ile özdeşleştiren Calatrava, 2005 yılında Amerikan Mimarlar Enstitüsü’nden Altın Madalya’nın sahibi oldu. Sanatçının diğer ilgi alanları arasında çizim ve heykelcilik de yer alır. Bu eserleri ve mimari modelleri, New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde (2005); Rusya, St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde (2012) ve Vatikan Müzeleri’nde (2014) sergilendi.
Emre Arolat ve mimari
Kentsel planlardan havalimanlarına, kültürel yapılardan iş yerlerine kadar birçok alanda tasarımları olan Emre Arolat ulusal ve uluslararası çok sayıda mimarlık ödülüne değer görülmüştür. Arolat’ın başarısı, inşa ettiği yapıların, bulundukları yerin tarihini ve kültürünü kendi başlarına ifade edebilmesine duyduğu tutkudan besleniyor. 
Emre Arolat
İlahi olanla insani olan arasında bağ kurmaya odaklanan çalışmalarının arasında, Sancaklar Camii öne çıkıyor. Anne ve babası da mimar olan 1963 doğumlu Arolat’ın eserlerinden bazıları Dalaman Havalimanı, Bergama Kültür Merkezi, Antakya Müze Oteli, Zorlu Center, ODTÜ Araştırma Merkezi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’dir.
Kaynakça:
https://avys.omu.edu.tr
https://www.akitera.com
https://tintmimarlık.com
https://artitektuel.com
https://markut.net
https://dendro.com.tr
https://www.wien.info
https://artnet.com
https://calatrava.com
https://www.gzt.com
https://www.cortizo.com/tr






