Haber fotoğrafı: Manevi Değer - Sentimental Value


2025 sinema sezonunun bilançosunu Oscar Ödülleri ve sinemanın en prestijli üç film festivali olan Berlin, Cannes ve Venedik üzerinden çıkarmaya çalışacağım.

2025 yılında belki çok sayıda başyapıt izlemedik. Ancak, kaliteleri ve özgün yönleriyle öne çıkan unutulmaz filmler izledik. Eleştirmenlerin “yılın filmi” olarak üzerinde birleştikleri film, (2026 Oscar’larının favorisi) Paul Thomas Anderson’un “Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another” oldu. Ben ikinci sıraya çeşitli türleri bir araya getiren, son yılların en başarılı müzikali, Jacques Audiard’ın “Emilia Perez”ini koyuyorum. Altın Palmiye Ödülü kendisinden esirgense de, Norveçli Joachim Trier’in “Manevi Değer / Sentimental Value”nun sıralamadaki yeri üçüncülük olsa da, yılın en başarılı duygusal filmi olduğunda eleştirmenler birleşti. 2025’in tercih edilen türleri arasında, politik, duygusal, ideolojik aksiyon, sanatın gücü, aile bağlarını ve insancıl temaları merkezine alan filmler oldu. Hafıza ve sanatın iyileştirici gücü temalarını işleyen kaliteli filmler de 2025 sinema sezonunu renklendirdi. Bilançoya Oscar Ödülleriyle başlayalım.



OSCAR’LAR
2 Mart 2025’te Los Angeles’in Dolby Tiyatrosunda dağıtılan Oscar Ödüllerinin galibi, beş daldaki başarısıyla Sean Baker’in “Anora”sı oldu. En İyi Film, Yönetmen, Orijinal Senaryo, Kadın Oyuncu, Kurgu ve Yapım Ödülleriyle “Anora” altı dalda aday gösterildiği yarışmada 6’da 5 yapma başarısını gösterdi. Filme adını veren Brooklyn’li striptizci Anora müşterilerinden, zengin bir oligarkın oğluyla evlenince hayatı değişir. Film, Rus ebeveynlerin bu evliliği iptal ettirme çabalarını anlatıyor. Film, yoksul bir genç kadının zengin bir aile ile karşı karşıya geldiğinde giriştiği varoluş mücadelesine odaklanıyor. Neorealist yaklaşımı, doğal oyunculukları, hızlı, enerjik, duygusal ve komik yönleriyle “Anora” her yaşta izleyiciye seslenen “garanti belgeli” bir filmdi. “Anora” gibi bağımsız film yapımlarının Oscar’ın en önemli dallarında başarı göstermesi, Oscar’ların küçük ölçekli yapımlar için de önemli bir platform olduğunu kanıtladı. Büyük bütçeli bazı filmler (“Dune bölüm 2” gibi) teknik kategorilerde ödül alırken, ana kategorilerde başarıya ulaşamadı.


“Hala Buradayım / I am Still Here”

Ödül sezonunda çeşitlilik, uluslararası üretimler ve teknoloji-kurgu dışı temalar da öne çıktı. Hem jürilerin hem kamuoyunun dikkatinin, klasik büyük stüdyolar dışında alternatif yapımlara yöneldiği gözlemlendi. On üç adaylık ile rekor kıran “Emilia Perez” ise ancak iki ödülle yetindi (En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Müzik). Jacques Audiard’ın kariyerinin bu en önemli filmi, Jacques Démy başyapıtı “Şerburg Şemsiyeleri”nden sonra Fransız sinemasının en başarılı müzikali. Ancak büyük bir şanssızlık, başroldeki transseksüel aktris Karla Sofía Gascón’un Oscar öncesi densiz çıkışının kamuoyunun ve Akademi üyelerinin tepkisini çekmesiyle birkaç dalda ödül şansını kaybetmesi oldu. En İyi Uluslararası Film dalında Brezilyalı Walter Salles’in “Hala Buradayım / I am Still Here”i, diğer güçlü adayları geride bıraktı. “Bir Kedinin Yolculuğu / Flow” ile büyük bir çıkış yapan Letonyalı Gints Zilbalodis En İyi Animasyon dalında Oscar heykelciğini kucakladı.


Yılın ilk önemli festivali Berlin ile devam edelim.

BERLİN FİLM FESTİVALİ
Şubat’ta yapılan 75. Berlin Film Festivali müthiş bir yönetmen keşfetti: Norveçli yazar-yönetmen Dag Johan Haugerud Altın Ayı Ödülünü “Hayaller / Drommer” ile kazandı.


Hayaller - Drommer


Film, genç bir kızın Fransız öğretmenine duyduğu hisleri ve bunun ailesi üzerindeki etkileri gibi hassas konuları işledi. Oslo’ya yazılmış bir aşk mektubu hüviyetindeki filmin konusu dört kadın arasında geçen duygu yüklü bir ergenlik dramasıydı. Haugerud, deneyimli bir romancı olmanın hasletlerini, ikna edici senaryo yazılımında, bilhassa zengin içerikli diyaloglarda kullandı. “Hayaller”, 2025’in edebiyatla sinemayı buluşturan filmlerin en başarılısıydı. Bu queer büyüme hikâyesi yönetmenin “Sex” ile başlayan, “Love” ile devam eden üçlemesinin son halkasıydı.


Mavi Ay - Blue Moon

Gümüş Ayı Büyük Ödülü Brezilyalı Gabriel Mascaro’nun “Mavi yol / O Ultimo Azul”u, Jüri Ödülünü Venezüellalı Iván Fund’un “Mesaj / El Mensaje”si, En İyi Yönetmen Ödülünü Çinli Meng Huo “Topraklarda Yaşamak / Living The Land” ile kazandı. En İyi Başrol Oyuncusu “Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim / If I Had Legs I’d Kick You” ile Rose Byrne, en İyi Yardımcı Oyuncu “Mavi Ay / Blue Moon” ile Andrew Scott, En İyi Senaryo “Kontinental 25” ile Radu Jude oldu.

CANNES FİLM FESTİVALİ
Ülkelerinde yaşanan baskı rejimini eleştirdikleri için film yapmaları, yurt dışına çıkmaları yasaklanan, hapsedilen İranlı yönetmenler, ne yapıp edip gizlice ürettikleri filmleri uluslararası yarışmalara yollamayı yıllardır beceriyorlar. Sinema sanatı için gerçek riskler almış, baskılara direnip gerçeğin peşine düşmüş, hapis cezalarına katlanmış, acılar çekmiş İranlı yönetmenlerin uluslararası festivallere katılan filmleri, yarışmaya 1-0 önde başlıyor. Bu gerçeği 78. Cannes Film Festivalinde bir kez daha yaşadık.


Jafar Panahi

Juliette Binoche başkanlığındaki jüri, Altın Palmiye için aynı kalitedeki 3-4 film arasından, tercihini Jafar Panahi’nin “Basit Bir Kaza / Yek Tesadef Sadeh”ten yana kullandı. Joachim Trier’in “Manevi Değer / Sentimental Value” filmi ikincilik ödülü sayılan Büyük Ödüle kaydırıldı.


Manevi Değer - Sentimental Value


Brezilyalı Kleber Mendonça Filho’nun “Gizli Ajan / O Agente Secreto”su ödül listesine iki kez (En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu) girdi. Jüri Ödülü yılın en büyük sürprizlerinden biri olan İspanyol Oliver Laxe’ın “Sırat”ı ile Alman Mascha Schilinski’nin “Düşüşün Tınısı / In Die Sonne Schauen”i paylaştı.

Senaryo Ödülü ünlü Belçikalı kardeşler Dardenne’lerin “Genç Anneler / Jeunes Meres” filmine, Jüri Özel Ödülü Çinli Bi Gan’ın “Diriliş / Resurrection”a gitti. Nadia Melliti, Hafsia Herzi “En Küçük Kız Kardeş / La Petite Dernière”i ile, Wagner Moura, Kleber M. Filho’nun “Gizli Ajan”ıyla En İyi Kadın ve Erkek Oyuncu Ödüllerini kucakladılar. Bir özgürlük savaşçısı olan, “sinemanın cesur yüreği”, demokrasi aktivisti, dünyanın en korkusuz yönetmenlerinden biri olan Jafar Panahi, yasakları hiçe saymaya devam edip filmlerini çekebileceğini ve yurt dışında boşluklar bulup gösterilebileceğini ispatlayan bir demokrasi kahramanı olarak Cannes Film Festivali’nde alkışlandı. Alışkanlıklarına ve cesaretine sadık kalan Panahi “Basit Bir Kaza” ile, bir minibüsün iç mekânını bir film seti olarak kullanıp, diktatörlük ve rejimin etkileri üzerine düşündürücü bir film yaptı. Film kendilerine sorgulama sırasında işkence yapan birinin peşine düşen altı kişiyi bir araya getiriyor. Joachim Trier’in “Manevi Değer / Sentimental Value” filmi duygusal ve inişli-çıkışlı, gergin bir baba-kız ilişkisini merkezine alıyor. Terk ettiği aile yuvasına yıllar sonra geri dönen bir yönetmen, tiyatro oyuncusu kızına yeni filminin başrolünü oynamasını teklif eder. Trier’in başarısı bütün karakterlerine eşit mesafede durup, kendilerini ifade edebilecekleri diyalogları yazmasından geliyor.

VENEDİK FİLM FESTİVALİ
Eylül ayı başında yapılan 82. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan Ödülünü Jim Jarmusch’un “Baba, Anne, Kız Çocuğu, Erkek Çocuk / Father, Mother, Sister, Brother” kazandı.



Jim Jarmusch’un sessiz tarzına sahip bir üçlemesi olarak tanımlanan film çok kişi için sürpriz oldu. Ödül listesinde yer alan filmleri Filmekimi Festivali’nde izlediğimizde, Venedik’in bu yıl çok sönük bir katılım sağladığına ve şanına yakışan bir festival yaşayamadığına tanık olduk. Deneyimli Amerikalı yönetmen Jim Jarmusch, aynı motifleri ele alan üç bölümlük filmiyle bizleri üç ayrı ülkede (ABD, Fransa, İngiltere) geçen üç aile hikâyesi anlatıyor. Filmde yıllar içinde birbirlerinden uzaklaşan kardeşler, çözülememiş gerilimlerle yüzleşmek ve duygusal olarak uzak ebeveynleriyle gergin ilişkilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalarak, kerhen de olsa yeniden bir araya geliyorlar. Zengin oyucu kadrosuyla ilk iki bölümüyle ilginç olmayı başaran filmin son bölümüyle ilgili aynı şeyleri söylemek mümkün değil.

Gümüş Aslan Büyük Jüri Ödülünü kazanan Kaouther Ben Hania’nın gerçek bir hayat hikâyesini anlattığı “Hind Rajab’ın Sesi / The Voice of Hind Rajab”ı bir Tunus-Fransa ortak yapımı. Film Gazze odaklı bir anlatı üzerine kurulmuş güçlü bir toplumsal ve politik etkiye sahip olarak yorumlanıyor. Filmin tamamı, gönüllü olarak çalışan Filistinli Kızılay görevlilerinin bulunduğu bir mekânda geçiyor. Aldıkları acil çağrıdan Gazze’deki İsrail askerlerinin ateşi altında mahsur kalan, babası öldürülen, tek canlı olarak bir arabada bulunan 6 yaşındaki bir kız çocuğunun kurtarılmayı beklediğini öğreniyorlar. Kızılay gönüllüleri Hind Rajab adlı kızı hayatta tutmak için, kendisine telefonda telkinde bulunarak yardım ambülansının yolda olduğunu ve kendisin kurtaracağını söylüyorlar. Bir yandan da o coğrafyadaki ambülans görevlilerini harekete geçirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir buçuk saat boyunca Hind’in sesini duyduğumuz film yüreklere seslenen güncel bir dram.


La Grazia

“Dövüş Efsanesi / The Smashing Machine”
adlı filmiyle, ağabeyinden ayrılıp müstakil filmler yöneten Benny Safdie festivalin En İyi Yönetmeni seçildi. Mark Kerr adlı bir dövüş sporcusunun mesleği ve sorunlu karısıyla mücadelesini anlatan bu kanlı filmden nefret ettim. Her türlü darbenin mübah sayıldığı, bokstan da vahşi olan bir sporun (!) filmini ödüllendirerek yüreklendirmek Venedik jürisinin ayıbı. Xin Zhilei “Güneş Hepimizin Üzerinde Doğuyor / The Sun Rises On Us All” ile En İyi Kadın Oyuncu seçildi. Valérie Donzelli - Gilles Marchand ikilisi “İş Başında / At Work” ile En İyi Senaryo Ödülünün sahibi oldu. Toni Servillo, Paolo Sorrentino’nun “La Grazia” filmindeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu seçildi. Film, görev sonuna gelmişken büyük tartışma yaratan birkaç kararı onaylamanın arifesinde, duygusal bir İtalyan Cumhurbaşkanını konu alıyor. Paolo Sorrentino’nun fetiş oyuncusu Toni Servillo ile bir kez daha bir araya geldiği filmde, yönetmen halkın çok sevdiği bir siyasetçiyi perdeye taşıyor.