İşte bir sabah erken masal böyle başlamış
Delikanlı, genç kıza iskelede rastlamış
Bakışmışlar göz göze, gören kimse olmamış
Fakat denizle dalga oynamaya başlamış
Bak bir varmış bir yokmuş eski günlerde
Tatlı bir kız yaşarmış Boğaziçi’nde

1961’de bu şarkının melodisiyle birlikte gerçekten denizle dalga oynamaya başlamıştı.
“Oynama” ne kelime? Fırtınaydı bu; hem de yıllar boyunca sürecek bir kasırga gibi her yerde etkisini göstermişti.
Bir zamanlar “Kedi Fecri” lakabıyla Fenerbahçe kalecisi olan Fecri Ebcioğlu, kadro dışı kaldıktan sonra canı sıkılıp Mısır asıllı Fransız şarkıcı Bob Azzam’ın “C’est écrit dans le Ciel” (Gökyüzünde yazılıdır) isimli şarkısının sözlerini yukarıdaki gibi Türkçeye çevirdi ve bununla da kalmayıp, bu sözleri dönemin tanınmış şarkıcısı İlham Gencer’e plak yaptırınca fırtına koptu ve Türkiye “Aranjmanlar” çağına girmiş oldu.

 

Daha önce 1940 yılında Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 17 milyondu ve bunun sadece 3,5 milyonu köylerde yaşıyordu. 1960’a gelindiğinde nüfus 28 milyona çıkmıştı ve bunun yarısı kentlerde yaşıyordu. Demek ki 60’ların başında, kentlerde doğmuş-büyümüş ve köy-kasaba yaşamından uzak, anne ve babalarından hayata bakış açısından çok farklı milyonlarca genç vardı. İşte bu gençler için aranjmanların sözleri ve sound’ları, kent yaşamından çok tedirgin ailelerinin -ve mahallelerinin- baskısından kaçış, sınırlı da olsa duygusal bir özgürlük hissi, yeni ilginç ve etkin kimlik arayışları demekti. Fecri Ebcioğlu da kendi isyanını bir nevi sözlerine aksettirmişti, çünkü onun da evde ut çalıp Türk müziği şarkılar söyleyen anne ve babası, kentsoylu olmalarına karşın çocuklarını “zararlı” Batı müziğinden uzaklaştırabilmek için, küçük Fecri etkilenmesin diye eve radyo bile almamışlardı

Bakın, “Bak bir varmış bir yokmuş” şarkısının sözleri şöyle devam ediyor;
Olamaz hayır hayır, annem çok kızar buna
Beni kenara ayır, git takıl şuna buna
Şayet beni istersen bize yolla anneni
Söz veriyorum sana, olacağım gelinin

Ben iffetli kızım!
Görüyor musunuz? Genç kız evde şarkıyı heyecanla söylerken kime söylüyor aslında? Sanki alışmadığı bu müzikten/hayat tarzından ölesiye korkan anne ve babasına şunları diyor;
“Anne, baba merak etmeyiniz! Ben iffetli bir kızım. Öyle sokaklarda sürtmek değil amacım. Beni beğenen genç çocukla usulünce, geleneklere uygun evleneceğim. Bu yüzden -lütfen ama- bırakın azıcık müzik dinleyeyim yeni ufuklara açılmasam da bakabileyim...”

Aslında aranjmanlar sadece müzikal bir tercihten ibaret değildiler; toplumsal değişimi, gelişen kimlikleri, kentleşmeyi gösteren sosyolojik bir süreci vurguluyorlardı.

Genç kız, “Merak etmeyiniz” dedi ama pek çok öykü delikanlının kızı almasıyla sonuçlanmadı. Kız ile erkek istemediğinden değil ama kaygılardan, korkulardan, hemşerilik bağlarından, sosyolojik / yöresel ve sınıfsal farklılıklardan pek çok -büyük kısmı platonik- aşk mutlu sonuçlara bağlanmadı.

Bu, müziğe ve yeni şarkıların sözlerine de yansıdı. Bu şarkıyı hatırlar mısınız?
Birgün belki hayattan
Geçmişteki günlerden
Bir teselli ararsın
Bak o zaman resmime
Gör akan o yaşları

 

Cem Karaca’nın “Resimdeki Göz Yaşları” ve Barış Manço’nun “Dağlar dağlar” şarkıları -ve benzerleri- 1970-80’lerde yeni bir olguyu vurguluyordu artık. Sosyoloji değişmişti ama halen tam anlamıyla kentsoylu değildi. Artık geleneksel sazlar Batı ritimleri ve armonisi kullanılarak Anadolu müziği formlarında müzik yapılıyor, şarkılar göç, dayanışma, ayrılık, kimliğe sarılmayı hissettiren sözlerle yer değiştiriyordu.

Fecri Ebcioğlu ve bir dönemin aranjman sözü yazarları yavaş yavaş piyasadan çekilmişlerdi. Aslında sosyolojik değişimlerin müziğimize yaptığı etkileri anlamak için Ajda Pekkan’ın 1960’lardan bu yana meşhur olmuş şarkılarına bakarsanız çok şeyi fark edersiniz. 1965’de “Her yerde kar var” ile başlayan süreç 1970’lerde “Sana neler edeceğim” ile sürmüştü.

 

Batsın bu dünya
Ve sonra 1980’ler geldi. Türkiye’nin nüfusu artık 50 milyonun üstündeydi ve bunun 20 milyonu şehirlerde yaşıyordu. Artık şehirlerde yaşayanların nerede ise %80’i en fazla 3 nesil öncesinden köy ve kasaba kökenliydiler. Ekonomik bunalımlar, siyasi istikrarsızlıklar, gelir dağılımında adaletsizlik, yoksulluk, işsizlik ve yaşamın zorlukları katlanılamaz hale gelince feryat başladı;
Batsın bu dünya, bitsin bu rüya
Yazıklar olsun, yazıklar olsun
Kaderin böylesine, yazıklar olsun
Her şey karanlık, nerde insanlık
Kula kulluk edene yazıklar olsun

 

ya da;
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum
Ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum

Ajda Pekkan bile “Bir dost bulamadım” diyordu artık.

Bütün bunları niye anlatıyorum?
Yaşları benim yaşıma uygun olan dostlarım bu süreci çok iyi anımsarlar. Türkiye’de son 60-70 yıldaki sosyolojik / ekonomik / siyasi gelişmeler müziğe yansımıştır. Benim çocukluğumda evde hep radyo açıktı. Çok küçük yaşlarımda annemin tango müziği ya da Türk Sanat müziği dinlediğini anımsıyorum. Klasik Batı müziği hayranı bir komşumuz vardı, yazın kapılar pencereler açıkken gramofonunda çaldığı aryaları ve senfonileri de duyardık. Neticede bu müziklerin hepsi kentsoylu ve özgün müzikti.

Sonra Beatles ile başlayan bir cereyan bizim kuşağı ergenlik çağımızda sarıp sarmaladı. Bir ara dilimize “Samanyolu” gibi özgün ve güzel Türkçe şarkılar da takıldı ama ben ve arkadaşlarım Türkçe Aranjman şarkılara çok mesafeliydik. Onları kötü taklitler olarak niteliyor ve sıradan buluyorduk. Müziğini çok beğendiğimiz zamanlarda da şarkının orijinal dilinde söylenmiş kopyasını arayıp dinlemeyi tercih ettiğimizi hatırlıyorum.



Anadolu Pop müziğini ben ve arkadaşlarım çok fazla dinlemedik ama o müziğe saygı duyduk diyebilirim. Ama sonra bir anda, her yanı sarıveren Arabesk bizi nakavt ediverdi.

Türkiye’nin müzik tarihi aynı zamanda siyasi ve sosyolojik tarihidir de. Her on yılda bir yoğun olarak dinlenen parçaları analiz edin, gelecek yirmi yılı görebilirsiniz. Kimler ülkeyi yönetecek, kimler ne gibi değerleri önümüze sürecek? Hedefler, özlemler, üsluplar ne olacak? Şarkı sözlerinde ve tınılarda görebilirsiniz. Ne yazık ki, benim gibi yeteneksizler bu gerçeği geriye dönüp bakınca anlayabiliyor.

Karşıyım her şeye karşıyım, var mı?
Hadi gelin biraz falcılık yapıp dinlenen müzik üzerinden geleceği tahmin etmeye çalışalım.

Bana göre ülkemizin yetiştirdiği en büyük diva Sezen Aksu’dur. Yazdığı şarkı sözleri ve müziği son derece anlamlı, eşsiz, güzel ve dikkat çekicidir. Şimdilerde “Karşıyım” ve “Ben de yoluma giderim” isimli şarkılarında bizlerin ruh halini ne güzel yazmış. Ne diyor biliyor musunuz?
Ya efendisi olacağım kendi hayatımın
Ya bu yerden gideceğim
Karşıyım her şeye karşıyım, var mı?

 

Ve de öbür şarkıda tamamlamış;
Ben de yoluma giderim
Ezdirmem kendimi
Ama gezdirmem de gönlümü
Gider acımı çekerim