Haber fotoğrafı: Dluga, Gdansk


(Fotoğraflar: Şahin Önder)

Eski adı Danzig olan bu şehir, 12. yüzyıldan itibaren, şehri kendi toprakları arasına katmak isteyen Polonya ile Almanya arasında hep sorun olmuş. Gdansk, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı önemli şehirlerden biri. Birinci Dünya Savaşı sonucu Almanlar tarafından kaybedilen şehri Hitler geri almak istemiş ve 1 Eylül 1939’da, sabah saat 5.35’te İkinci Dünya Savaşı’nın ilk top atışları bu şehre yapılmış. Zaman zaman farklı ülkelerin hakimiyetinde kaldığı için birbirinden farklı mimariye sahip olmasının bir nedeni de, İkinci Dünya Savaşı sonunda Nazi saldırılarına direnç gösterdiği için büyük ölçüde yıkılan şehir neredeyse yeniden inşa edilmiş.

Şehrin bir diğer önemli özelliği ise, Varşova Paktı ülkesindeki Komünist parti denetimi dışında kurulan ilk sendikanın bu şehirde kurulması ve ülkede bir direnişi başlatmasıdır. 31 Ağustos 1980 tarihinde Polonya Halk Cumhuriyeti’ndeki Gdansk Tersane işçileri arasında kurulan bu sendikanın ilk lideri de dünya tarihinin yakından tanıdığı isim Lech Walesa’dan başkası değildir. Yapılan direnişler sonuç verir, 1989 yılında seçim kararı verilir. 1990 yılında yapılan seçimde ünlü sendika başkanı Lech Walesa Polonya Cumhurbaşkanı seçilir.

Şehrin mimarisi ve keyifli noktaları
Savaş sonrası şehrin inşası sırasında, daha önce mevcut olan Prusya mimarisi yerine İtalyan, Felemenk ve Fransız tarzında binalar inşa edilmiş. Kuzey Avrupa’ya özgü mimari binaların bulunduğu sokaklarda kendinizi Hollanda’da sanmanız içten bile değil. Gdansk’ta meşhur rengârenk evlerin ön cepheleri inanılmaz derecede güzel. Binaları, tarihî dokusu, evleri ve sahil şeridi ile Gdansk, gezilesi güzel bir turistik destinasyon.


Motlawa Nehri-Gdansk

Gdansk’ta gezilecek yerler listesi oldukça uzun gibi görünse de hepsi birbirine yakın yürüme mesafesinde olduğu için, gezmesi çok kolay ve bir o kadar da keyifli... Motlawa Nehri’nin kenarı ve şehrin ana caddesi, günün ilk saatlerinden itibaren oldukça kalabalık olsa da rahatsız edici bir gürültü yerine adeta bir mırıltı yükseliyor şehirden…


Uzun Pazar

Golden Gate (Altın Kapı)’dan Green Gate (Yeşil Kapı)’ya kadar uzanan meşhur ana cadde Dlugi Targ yani Uzun Pazar, her birini tek tek fotoğraflamak isteyeceğiniz Hollanda-İtalya tarzında güzel binalar, restoranlar, kafeler, sokak gösterileri ile gezmesi oldukça keyifli bir mekân. Ayrıca Gdansk’ta görülecek pek çok nokta da bu yürüyüş güzergahı üzerinde.

Tarihî şehre adım attığınız noktada sizi karşılayan Golden Gate, 1614 yılında Barok tarzda inşa edilmiş. İkinci Dünya Savaşı sırasında oldukça hasar gören kapı restore edilmiş. Kapıdan geçip yol boyunca uzanan kafe ve restoranların önünden ilerlerken, Neptün Heykeli ve Çeşmesi çıkıyor karşımıza. 1603 yılında zamanın belediye başkanı tarafından, şehrin simgesi olabilecek, akılda kalıcı bir anıtın inşa edilmesi için yapılan yarışma sonucu, Roma mitolojisinde Deniz Tanrısı olan Neptün heykeli dikilmiş olan bu nokta turistlerin yoğun ilgisini çekiyor.


Neptün Çeşmesi

Neptün Çeşmesi
’nin hemen arkasında bulunan beyaz Artus Binası ya da Lehçe adıyla Dwor Artusa, bir zamanlar tüccarların toplandığı, sosyal hayatın döndüğü mekânmış. Günümüzde çok sayıda ziyaretçinin ilgi odağı ve Gdansk Tarih Müzesi’nin bir şubesi.

Yol üzerinde yürürken, bilmeseniz görmeyeceğiniz, pek dikkat çekmeyen Fahrenhayt Termometresi, Alman fizikçi Daniel Gabriel Fahrenheit’ın yaptığı orijinal termometreden esinlenerek yapılmış, Gdansk’ta doğmuş olan Daniel Gabriel Fahrenheit’a adanmış. Kimi kaynaklarda bunun orijinal termometre olduğu, kimi kaynaklarda ise orijinalinden örnek alınan eski bir termometre olduğu belirtiliyor.

Yine Neptün Çeşmesi’nin arka çaprazında bulunan St. Mary’s Church, uğramadan geçmemeniz gereken bir nokta. Bazilikanın kulesine çıkıp şehri yukarıdan seyredebilirsiniz, gerçekten nefis bir manzarası var.

Altın Kapı’dan girip Uzun Pazar’dan geçerek Mottowa Nehri’ne ulaştığınızda, Gdansk’da görülecek yerler arasında en dikkat çekici noktalardan Green Gate (Yeşil Kapı) karşınıza çıkıyor. Sabahın erken saatlerinde ışıl ışıl parlayan dış cephesi, Mannerism tarzında inşa edilmiş.


Gdansk Vinci

Nehrin kenarında en ilgi çekici nokta ise şüphesiz, şehir ile özdeşleşmiş olan ve bir zamanlar buranın önemli bir ticaret şehri olduğunu hatırlatan meşhur Gdansk Vinci (Zurow) yer alıyor. Orijinali ahşap olan vinç 1442 yılında çıkan bir yangında yanınca, yerine 1442-1444 yılları arasında -o dönemde Dünya’nın en büyük vinci olduğu söylenen- bugün gördüğümüz vinç Zurow inşa edilmiş. Vinç olarak kullanılmasının yanı sıra, güçlü kuleleri ile şehrin savunulmasında da kullanılmış. Vinç artık çalışmasa da, içinde bulunan Polonya Denizcilik Müzesi halen hizmet veriyor.

Nehrin üzerindeki köprüden geçerek ulaştığınız diğer yaka da ise İkinci Dünya Savaşı Müzesi yer alıyor. Savaşın başlaması, gelişimi, Nazi katliamları ve sonrasını anlatan video, fotoğraf ve eşyalardan oluşan oldukça güzel bir müze; gezmesi oldukça uzun sürüyor.

Uzun Pazar’ın bir arkasındaki Mariacka Caddesi (Ulica Mariacka) Arnavut kaldırımlı sokakları, genellikle amber taşlarının tezgâhlarını süslediği dükkânları ile, şık ve keyifli kafeleri ile, belki de bu şehrin en güzel caddesi. Günün her saatinde oldukça kalabalık olan kafelerde yer bulursanız kendinizi şanslı sayabilirsiniz. İçi dışı ayrı güzel süslenmiş dükkânların sokaktaki tezgahlarından da, Baltık Denizi’ne özgü amber taşlarından yapılmış takılardan kendinize bir hediye almayı unutmayın derim. Renkli evlerle dizili bu sokakta en dikkat çekici noktalardan biri, su borularını gizlemek için yapılan hayvan heykelleri...


Malbork Kalesi-Gdansk


Gdansk’a gidip UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan ve yüzey alanı itibariyle dünyanın en büyük kalesi sayılan görkemli Malbork Kalesi’ni görmeden dönmek olmaz. 13. Yüzyılda Töton Şövalyeleri tarafından Ordensburg Kalesi biçiminde inşa edilen kale, aynı zamanda dünyanın en büyük tuğla kalesi unvanını da elinde bulunduruyor. Töton Şövalyeleri, Malbork Kalesi’ni Bakire Meryem’e adayarak Marienburg adını vermişler. Bu nedenle etrafında gelişen kasaba da Marienburg ismini almış. Yapımı 1406 yılında tamamlanan Klasik Orta Çağ mimarisine sahip kale, 1457 yılında On Üç Yıl Savaşları sırasında, Bohemyalı paralı askerler tarafından tazminatlar karşılığında Polonya Kralı IV. Cashmire’e satılmış. Polonya’nın birçok kraliyet ikametgâhından biri ve Polonya ofis ve kurumlarının merkezi olarak hizmet vermiş ve bu işlevi 1772’de Polonya’nın Birinci Bölünmesi’ne kadar sürdürmüş. O tarihten itibaren kale, 1945’e kadar 170 yıldan fazla bir süre Alman egemenliği altında kalmış, ancak askerî teknolojik gelişmeler kaleyi yalnızca tarihî bir ilgi noktası haline getirdiğinden, büyük ölçüde bakımsız kalmış. UNESCO, “Malbork’taki Cermen Tarikatı Kalesi”ni ve Malbork Kalesi Müzesi’ni Aralık 1997’de Dünya Mirası Alanı olarak belirledi.


Motlawa Nehri-Gdansk


Gezip yorulduktan sonra veya açlığınızı gidermek için, nehir kenarında bulunan kafe ve restoranların yanı sıra Piwna Sokağı’na bir göz atabilirsiniz. Burası kafe, restoran ve barların yan yana dizildiği oldukça hareketli güzel bir sokak. Nehir boyunca uzanan Motlawa River Embankment (Dlugie Pobrzeze) ise hoş kafe ve barları ile oldukça davetkâr. Gdansk’ta gördüğüm kadar çok sayıda pizza restoranına İtalya’da rastlamadım desem sanırım abartmış olmam. Sarımsak kokularının taştığı pizza dükkânlarına adım başı rastlamak mümkün. Kiminin önünde uzun kuyruklar oluşsa da bir öğün mutlaka meşhur Polonya yemeği olan Pierogi denemenizi öneririm.