Birçoğumuz için hikâye tanıdıktır: Bir sabah tartıya çıkılır, rakam biraz yükselmiştir. “Bayramdı”, “misafir geldi”, “biraz kaçırdım” diye teskin edici cümleler bulunur. Sonra diyet başlar; birkaç kilo verilir, içler rahatlar. Derken hayat akmaya devam eder; kilolar da sessizce geri döner. Bir yıl önce bu sayfalarda “Zayıflamanın kestirme yolu mu?” diye sorduğumda, yine bu döngüden ve bunu kırmaya çalışan yeni bir molekülden bahsetmiştim (https://dergi.salom.com.tr/haber-1750-zayiflamanin_kestirme_yolu_mu.html).
Aradan geçen zamanda soru ve beklentiler değişmese de bedenlerimiz biraz daha yaşlandı. Artık kabul ediyoruz ki, mesele çoğu zaman irade değil, biyolojinin kendi ayarlarıydı. Bugün aynı soruyu yeniden soruyoruz. Sahnede ise yerini artık giderek sağlamlaştıran yeni bir oyuncu var: GLP-1 ilaçları. Üstelik pek çok kişi için korkulu rüya olan iğneyle değil, tabletle.

GLP-1 benzeri ilaçlar pek çok sistemde etki yaratarak sonuca gitmeyi sağlıyorlar
GLP-1 hormonu ve ilaçları
Yıllarca herkese olmazsa olmaz denilen şuydu: Az ye, çok hareket et. Doğruydu ama eksikti. Çünkü açlık, yalnızca mideyle ilgili bir durum değil; beyin, hormonlar ve bağırsaklar arasında kurulan karmaşık bir iletişimin sonucu...
GLP-1 adı verilen hormon da bu iletişimin önemli aktörlerinden biri. Yemek yediğimizde bağırsaklardan salgılanıyor, beyne “tamam, yeter” mesajı gönderiyor. Aynı zamanda mide boşalmasını yavaşlatıyor ve daha geç acıkmamızı sağlıyor. Kısacası bedenin doğal tokluk mekanizmasının bir parçası.
GLP-1 ilaçları tam da bu noktaya dokunuyor. Açlığı bastırmak yerine tokluk hissini güçlendiriyor. Yani kişi kendini zorlayarak değil, gerçekten daha az yemek isteyerek porsiyon küçültüyor. Son yıllarda bu ilaçların adlarını, markalarıyla birlikte sıkça duymaya başladık. Hepsi enjeksiyon şeklinde uygulanıyordu. Etkiliydiler ama herkes için pratik değildi. Kullanmaya heves eden, ama “iğne işi bana göre değil” diyenlerin sayısı hiç az değildi.
İşte oral, yani ağızdan alınan GLP-1 tabletleri burada devreye giriyor. Her gün alınan bir hap… İlk bakışta küçük bir ayrıntı gibi görünebilir ama yaşamı antibiyotikten ağrı kesiciye, vitaminden minerale envaiçeşit hapla geçmiş bir kesim için bu büyük bir fark. Çünkü alışkanlıklarımızda tablet, iğneden her zaman daha tanıdık ve daha kabul edilebilir.

Zayıflamak artık birkaç hapa mı bağlı?
Bu ilaçları kullananların anlattıkları çoğu zaman benzer: “Artık tabağın yarısında durabiliyorum”, “Akşam yemeğinden sonra tatlı aramıyorum”, “Buzdolabını açıp kapatma sayım azaldı…” Bunlar küçük gibi görünen ama günlük hayatı ciddi biçimde etkileyen değişimler. Kilo kaybı da bu davranışların doğal sonucu olarak geliyor. Aylar içinde yavaş ama istikrarlı bir düşüş… Üstelik çoğu kişi bunu “diyet yapıyormuş” gibi hissetmeden yaşıyor.
Ancak vücuda dışarıdan alınan her kimyasal maddede olduğu gibi, GLP-1 ilaçlarının da yan etkileri var. En sık görülenler mide bulantısı, şişkinlik, bazen ishal ya da kabızlık. Çoğu kişide bu şikâyetler ilk haftalarda ortaya çıkıp zamanla azalıyor. Yine de herkes için uygun olmadığını unutmamak gerekiyor.
Bir diğer önemli nokta şu: Bu ilaçlar tek başına bir mucize değil. Kullanıldıkları sürece yardımcı oluyorlar. Bırakıldıklarında ise, eğer yaşam tarzında kalıcı bir değişiklik yerleşmemişse, kiloların geri gelme eğilimi olabiliyor. Yani ilaç kapıyı aralıyor; içeri girip yerleşmek hâlâ bize kalıyor.

Obezite ile mücadelede, yaşam şeklini değiştirmek kadar bunu istikrarlı bir şekilde sürdürebilmek de önemlidir
Ancak, tedaviye başlama kararı mutlaka hekime danışılarak verilmeli. Çünkü her bedenin hikâyesi farklı. Ülkemizde enjeksiyon formları mevcut olsa da tablet formlarının henüz resmî olarak reçetelenip satışa sunulmadığının da altını çizelim.
Zayıflama meselesi ne tembellik ne de karakter zayıflığıdır. Çoğu zaman biyolojimizin sessiz ama güçlü bir yönlendirmesidir. GLP-1 tabletleri bu yönlendirmeye karşı değil, onunla birlikte çalışmayı öneriyor. Belki de en büyük avantajları bu.
Soruyu bir kez daha soralım: Kestirme yol var mı? Yok. Ama daha insani, daha sürdürülebilir bir yol olabilir mi? Günlük hayatın içine sızan, sofrada alınan kararları yavaşça değiştiren, bedeni suçlamadan onunla anlaşmayı öneren bir yol… Oral GLP-1’ler burada bir ışık olabilir mi? Henüz uzun dönem sonuçları ve yan etkileri tam olarak ortaya konmamış olsa da, bunun önemli bir adım olduğu açık.
Tıp tarihinin en eski prensiplerinden biri hâlâ geçerli: “Primum non nocere.” Yani, “önce zarar verme”. Bugün kilo meselesine yaklaşırken belki de en çok ihtiyacımız olan şey tam olarak bu: Bedene savaş açmak değil, onu incitmeden yeniden dengeye davet etmek…





