Haber resmi: Roma’nın akıl almaz gurmeliği


İnsanoğlu tarih boyunca evreni anlamlandırmak, medeniyetler kurmak ve harika sanat eserleri üretmek için uğraşmıştır. İnsanlık tarihi; muazzam keşiflerin, dahice buluşların ve … aralarda insanın kendi felaketini örmesinin hikâyesidir. Şimdi kendinize güzel bir kahve yapın, canınız istiyorsa, içine biraz şeker atın (Tabii, şeker hastalığınız yoksa). Antik Romalı olsaydınız, içeceğinizi kurşunla tatlandıracak ve mutlak sona hızla yaklaşacaktınız. Hâlimize çok şükür.


Roma’nın akıl almaz gurmeliği
ve Kurşunlu Şarap
Antik Roma denince akla muazzam su kemerleri, heybetli arenalar, gladyatörler ve felsefe gelir. Ancak madalyonun diğer yüzünde, Roma aristokrasisinin damarlarında, ağır metal fırtınaları kopuyordu. Kurşun, kolay eriyen, kolay şekil alan bir metaldir. Romalılar kurşunu çok seviyorlardı, onsuz bir hayatı hayal bile edemiyorlardı. Su boruları kurşundandı. Su sürekli aktığı için borular kireçle kaplanıyor, zehir oranı azalıyordu, ama yine de suya kurşun karışıyordu. Mutfak kapları ve ayrıca kozmetik ürünleri kurşunluydu. Gümüş çıkarıp işliyor, bunu yaparken bol bol kurşun soluyorlardı. Bazı tıp tarihçileri, Roma’yı savaşların değil, bu sinsi metalin kullanımının yıktığına inanır.

Romalıların en büyük trajedisi tatlı bir şuruptu. Ekşimiş üzüm suyuna kurşun katıp kaynatıyorlardı. Kurşun asitle reaksiyona girerek “kurşun şekeri” (kurşun asetat) oluşturuyordu. Aristokratlar, bu lezzetli ama zehirli şurubu şaraplarına, yemeklerine bolca boca ediyorlardı.


Romalılar Kolezyum’u inşa ettikleri tarihlerde, kurşundan zehirleniyorlardı


Kurşun zehirlenmesi sinir sistemini çökertir, kısırlığa yol açar, gut hastalıkları ve böbrek yetmezliğine neden olur, ayrıca zihni bulandırır, insanı ciddi anlamda agresif veya deli dolu yapar. Bazı tarihçiler; Caligula’nın sarayda başlattığı çılgınlıkları, Neron’un Roma yanarken şarkı söylemesini, birçok imparatorun öngörülemez deliliklerini bu kurşunlu yaşama bağlıyor. Modern araştırmalar, antik Roma’da çocukların kanındaki kurşun seviyesinin zekâlarını ciddi oranda düşürdüğünü gösteriyor. Koca bir imparatorluk, daha tatlı şarap içme uğruna kolektif bir zihinsel çöküş yaşamış!

Kurşun çok uzun müddet hayatımızda kalmıştır. Rönesans’tan, 19. yüzyıla kadar, ressamlar boyaları parlak olsun diye kurşun kullanmıştır. Ünlü ressamlardan pek çoğunun akıl hastası olmasının nedenlerinden biri kurşun zehirlenmesi olabilir. Çocuklar için üretilen mobilyalarda kurşun kullanılmaması, duvar boyalarından kurşunun çıkması 1990’ları, hatta 2000’leri bulmuştur. Tabii, kurşunlu benzini de unutmamak gerek…


Eski Mısır’da makyaj yapanlar sadece kadınlar değildi


Antik Mısır kozmetiklerinin zehirli dünyası
Antik Mısır’da hem kadınlar hem erkekler için göz makyajı (sürme/kohl) sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda güneşe ve sineklere karşı bir korunma yolu ve kutsal bir ritüeldi. Ancak yeşil kohl malahit, siyah kohl ise yoğun miktarda kurşun ve bakır içeriyordu. Ciltlerini güzelleştirmek için sürdükleri kremlerde ve dudak boyalarında ise bol cıva ve arsenik vardı. Mısırlılar tanrılara yaraşır bir güzelliğe erişirken, fena halde zehirleniyorlardı!


İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in makyaj sırları
İngiltere Kraliçesi Elizabeth 1562 yılında çiçek geçirmişti, hayatta kalmayı başardıysa da cildi fena halde deforme olmuştu. Yara izlerini makyajla kapatırdı. Bembeyaz tenini, içinde kurşun bulunan bir makyaj malzemesine borçluydu. Makyaj malzemesini çıkarmak için kullandığı solüsyonda ise cıva vardı. Ölümünün sebeplerinden birinin, kullandığı güzellik müstahzarları olduğuna inanılır.


Kraliçe Elizabeth

Kurşunlu güzellik malzemelerinin kullanımı 1900’lerin başlarına kadar sürmüştür.


Çılgın Şapkacıların gerçek sırrı
Lewis Carroll’un “Alice Harikalar Diyarında” eserindeki “Çılgın Şapkacı” karakterini çoğunuz bilirsiniz. Durup dururken çay partileri veren, masadaki yerini değiştiren, cevaplanamayan bilmeceler soran, mantıksız şiirler okuyan tuhaf biridir. Aslında o karakter, Viktorya dönemi İngiltere’sinin en karanlık endüstriyel trajedilerinden birinin yansımasıdır.

18. ve 19. yüzyıllarda keçe şapkalar çok modaydı. Tavşan veya kunduz kürkünü kaliteli bir keçeye dönüştürmek için bir cıva-nitrat solüsyonu kullanılıyordu. Şapkacılar bu kimyasalla ıslatılmış kürkleri sıcak fırınlarda kurutuyor ve havalandırması olmayan daracık atölyelerde saatlerce buharı ciğerlerine çekiyorlardı.


Johnny Depp, “Alice Harikalar Diyarında” isimli filmde Çılgın Şapkacı’yı canlandırırken

Cıva buharı doğrudan beyni ve sinir sistemini etkiler. Bu işçilerde zamanla psikolojik bir yıkım başlardı. Aşırı utangaçlık, ani öfke patlamaları, topluluk içine çıkma korkusu, halüsinasyonlar, titremeler… Bir şapkacı yanına birisi yaklaştığında utancından ağlamaya başlayabiliyor, iki dakika sonra elindeki makasla duvara saldırabiliyordu. Dönemin insanları şapkacıların bu halini görüp “mad as a hatter” - (bir şapkacı kadar deli) diye bir deyim ürettiler, ama nedenini çok geç anladılar.


Ölümsüzlük ararken ölen İmparator
Çin’in ilk imparatoru Qin Shi Huang, Çin’i birleştiren, Çin Seddi’ni başlatan ve öldüğünde kendisini korusun diye binlerce askeri (Terra Cotta Askerler) toprağa gömdüren kudretli bir adamdı.


İmparator Qin Shi Huang

Kendisine birçok kere suikast düzenlenmişti; ölümden çok korkuyordu. Devrin simyacılarından ölümsüzlük iksirini bulmalarını istemişti. Simyacılar cıvayı sihirli bir madde olarak görüyorlardı. Akan ama ıslatmayan, metale benzeyen, ayna gibi parlayan ama sıvı olan bu maddeye hayrandılar. İmparator simyacıların hazırladığı cıvalı iksirleri içti; “Ölümsüz olayım” derken paranoyak oldu, her köşede düşman görmeye başladı, en sonunda da öldü. İroni burada bitmedi. Ölümünden sonra, İmparatorun mezarına cıvadan nehir ve denizlerle bezenmiş bir harita yapıldı. Bugün modern arkeologlar cıva buharı tehlikesi yüzünden hâlâ asıl mezar odasını açamadılar.

Cıva, tarih boyunca insanları zehirlemeye devam etti. Cıvanın doğada en yoğun olarak bulunduğu cevher kırmızı renkli zinoberdir “Cinnabar” (Cıva-sülfür). Tarihte, resim sanatı için çok değerli olan, vermilyon adı verilen canlı kırmızı renk pigment bu cevherden elde edilirdi. Hem boyayı yapanlar hem kullananlar boyadan zehirlenirdi.


Qing Hanedanından kalma, zinober (Cinnabar) cevherinden elde edilen boya ile boyalı Çin vazoları


Karanlıkta parlayan işçi kızlar ve çocuklar
Andersen’in “Kibritçi Kız” masalını çoğumuz biliriz. Bir kış günü kibritleri çakıp onların ışığında hayal kurarken soğuktan donarak ölen küçük kızın acıklı masalı… Kibrit işçisi kızların ve çocukların ne yazık ki masal olmayan hayatı da bir o kadar acıydı. 19. yüzyılın ortalarında her yerde kolayca ateşlenebilen kibritler üretilmeye başlandı. Bu kibritlerin baş kısmında beyaz fosfor kullanılıyordu.


Genç kızlar ve kadınlar, kibrit yapım fabrikalarında çalışıyorlardı

Londra’daki dev fabrikalarda çoğunluğu genç kızlar ve çocuklardan oluşan bir ordu, günde 14 saat çalışıp bu kibritleri üretiyor ve kutuluyordu. Beyaz fosfor son derece toksik bir maddedir. Buhar işçilerin ağzına ve çenelerine işliyor, geceleri karanlıkta yeşil-beyaz bir renkte ışıldıyordu. Zamanla çene iyice çürüyor, ya ameliyatla alınıyor, ya da kurbanı öldürüyordu. Fabrika sahipleri durumun farkındaydı, ancak kırmızı fosfor kullanmanın maliyeti çok fazlaydı. Bu vahşet ancak 1888 yılındaki “Kibritçi Kızlar Grevi” ve sonrasındaki yasal yasaklarla tarihe karıştı.


Duvar kâğıdındaki gizli katil - Arsenik Yeşili
19. yüzyıl İngiltere’sinde evinizi modaya uygun bir şekilde dekore etmek isteseydiniz, çok hoş, canlı yeşiller seçebilirdiniz. Bu yeşiller, duvar kâğıtlarından elbiselere ve çocuk oyuncaklarına kadar her yerde kullanılıyordu. Ancak bu büyüleyici renkleri elde etmek için yoğun miktarda arsenik kullanılıyordu. Sonra da insanlar kendi evlerinden zehirleniyorlardı. Yavaş yavaş zayıflıyor, sararıp soluyorlardı, çocuklar yataklarında gizemli şekilde ölüyorlardı. Doktorların, bulaşıcı zannedilen bu hastalıkla duvar kâğıtlarının bağlantısını kurması 1860’ların sonunu buldu.


Lanetli Ekmek ve Salem Cadıları
Eğer çölyak hastası değilseniz, ekmeğinizde glüten var diye çok üzülmeyin. Düşünün, ya Orta Çağ’da yaşıyor olsaydınız! Mesela bir sabah uyanıyorsunuz, tüm köy halkı sokaklarda çılgınlar gibi dans ediyor, havada uçan ejderhalar gördüklerini iddia ediyor, yahut vücutlarında amansız bir yanma hissinden şikâyet ediyor… Hayır, herkes içkiyi fazla kaçırmadı, ya da toplu halde uyuşturucu partisine katılmadı, sadece hastalıklı çavdar unundan yapılmış ekmek yediler.


Çavdar mahmuzu içeren ekmeklerden zehirlenmiş hastalar

Çavdar mahmuzu, çavdar ve benzeri tahılların üzerinde büyüyen parazit bir mantardır. Günümüzün ünlü halüsinojen uyuşturucusu LSD’ye benzeyen bir etkiye sahiptir. Bu mantarlara daha fazla maruz kalan kişilerde daha feci etkiler de görülebilir. Damarlar daralır, kangren oluşabilir. Uzuvlar kararıp kopabilir. Bazen de deliryum, şiddetli kasılmalar, titremeler, epileptik nöbetler yaşanır.

Tarih boyunca, çoğu Avrupa’da gerçekleşen 80 küsur çavdar mahmuzu zehirlenmesi epidemisi kaydedilmiştir. 1692 yılında Amerika’da gerçekleşen Salem Cadı Mahkemeleri’nin arkasındaki gerçek suçlunun da bu mantar olduğu sanılıyor. Hastalıklı ekmeği yiyen kızlar garip kasılmalar yaşayıp, görünmez varlıklar gördüklerini iddia edince cadılar arandı, onlarca masum insan işkenceyle öldürüldü.


Yakın dönemden bir kâbus - Radyum
Radyoaktivite yeni keşfedildiğinde, insanlar bu ölümcül gücü gençlik iksiri sanmıştı. Marie Curie’nin trajik ölümüne yol açan radyum, bir dönem ticari bir çılgınlığa dönüşmüş, radyumlu diş macunları, radyumlu çikolatalar, radyumlu kremler piyasayı kasıp kavurmuştu. Bu dönemin en trajikomik kurbanı doktor tavsiyesiyle bol bol radyumlu su içen Amerikalı zengin sanayici ve golfçü Eben Byers olmuştur. Byers’ın ölümü ABD’de radyoaktif tedavilerin tehlikeleri hakkında farkındalık sağlamıştır.


Saat fabrikasında radyumlu boya ile çalışan genç hanımlar

Beyaz fosfor kurbanı kibritçi kızların 20. yüzyıl versiyonu da bu parlak elementle sahneye çıkmıştır. 1920’li yıllarda ABD’deki saat fabrikalarında çalışan genç kadınlar, askerî saatlerin kadranları karanlıkta parlasın diye radyumlu boya kullanıyorlardı. Fırçalarının ucunu incecik yapmak için yalıyorlar, bu arada minik bir miktar radyumu da yutuyorlardı. Birkaç yıl içinde bu kadınların dişleri dökülmeye, çene kemikleri ufalanmaya başladı. Kemikler, içeriden yayılan radyasyonla delik deşik oluyordu. Bu kadınların çoğu öldükten sonra bile o kadar radyoaktiflerdi ki, gömülebilmeleri için tabutlarının kurşunla kaplanması gerekmişti.

İnsanlar, her parlayanın altın olmadığını, fosfor, radyum ya da cıva gibi derslerle öğrendi. Bugün iş sağlığı ve güvenliği yasaları varsa, bunu biraz da geçmişin mağdurlarına borçluyuz. Aslında liste yukarıdakinden uzun. Mesela asbestin zehirli olduğu biliniyordu, üstü kapatıldı. Biz hâlâ bugün bile kendimizi zehirliyoruz. İnşallah 100 yıl sonraki torunlarımız bir gün bize bakıp; kullandığımız plastikler, yapay tatlandırıcılar, gıda koruyucuları, kokular, yazar kasa fişleri, teflonlar, kozmetikler, pestisitler ve bilmiyorum neler için, “Nasıl bunları kullanıyorlarmış, ne kadar trajikomik!” demezler…

Kaynaklar:
https://www.instagram.com/reel/DWj42hBDJ7V/?igsh=MWhwMzg5dXJ2eThpNA==
https://en.wikipedia.org/wiki/Roman_lead_poisoning_theory
https://www.smithsonianmag.com/smart-news/ancient-romans-breathed-in-enough-lead-to-lower-their-iqs-study-finds-did-that-toxin-contribute-to-the-empires-fall-180985781/
https://en.wikipedia.org/wiki/Qin_Shi_Huang
https://en.wikipedia.org/wiki/Erethism
https://www.nationalarchives.gov.uk/explore-the-collection/stories/1888-matchgirls-strike/
https://geologyscience.com/tr/minerals/cinnabar/
https://en.wikipedia.org/wiki/Matchgirls'_strike
https://en.wikipedia.org/wiki/Ergotism
https://en.wikipedia.org/wiki/Radium_Girls
https://www.slam.org/blog/arsenic-in-victorian-wallpaper/
https://blog.sciencemuseumgroup.org.uk/dangerous-beauty-hazardous-chemicals-and-poisons-in-historic-cosmetics/
https://www.culturefrontier.com/death-by-cosmetics-did-make-up-kill-queen-elizabeth-i/
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/24041283/
https://en.wikipedia.org/wiki/Eben_Byers