Sevgili Okur,

Sevgili Okur,
YAYIN YÖNETMENİ´NDEN

Sevgili Okur,

İnsan Hakları Günü her yıl, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1948 yılında kabul edildiği gün olan 10 Aralık tarihinde kutlana-geliyor. “İnsan” ve “Hak”: Gündelik hayat olsun, dünya politikaları olsun, yaşadığımız dönemde bu iki sözcüğü yan yana kullanmak büyük çelişkilere yol açıyor, bu kesin!

2020 Nobel Barış Ödülü, açlığın bir savaş ve çatışma silahı olarak kullanılmasını önleme çabalarında itici güç olarak hareket ettiğinden, BM Dünya Gıda Programına verildi. Şimdilerde yine çatışmaların gündeme geldiği ve açlığın en çok hükümran olduğu Kara Kıta’da bulunmuştum. Geçen yıl, 2019 Nobel Barış Ödülü’ne layık bulunan Abiy Ahmed Ali, Başbakanı olduğu Etiyopya’da Eritre ile yıllar süren bir sınır anlaşmazlığına son vermişti. Bu yıl ise Tigray bölgesinden Eritre’ye roketli saldırılar yeniden ortalığı kasıp kavuruyor. Yakın zamanların birinde Güney Etiyopya’daki halkı tanımıştım, insanlık utancı yaşamlarıyla. Bebeler analarının kurumuş memelerine asılı hayatta kalma mücadelesindeydi, dünyamıza gözlerini açar açmaz. Kelimelere sığmayacak bir sefalet tablosu… Kabileleri koruyan gençlerin ellerindeki, kuyu açıp suya (veya daha sağlıklı bir yaşama) kavuşmak yerine, satın alınmış kalaşnikoflardı.
Yayınımızın yazı kurulu olarak 2020’nin son DERGİ’sini, “insan” temelli “hümanizma” temasıyla donatmayı planlamıştık. Fark ettim ki, doğru yoldaydık, odağımızda zaten her dem “insan” vardı, her olay, her kişi, her söyleşi “insan” odaklı ve yazarlarımız da öylesine hümanist iken…
Örneğin İzmir depreminin enkazında çalışan kuruluşlar ve kurum gönüllüleri… Yıkımın ardından gelen mucize değil miydi, kurtarılanlar, özellikle depremin 91. saatinde dünyaya bir kez daha doğan Ayda bebek! Ayda bebeğin kırıksız-çıkıksız yaşama dönmesini Yaradan’ın insanlığa armağanı, mesajı olarak algılamayı seçiyorum.
Aynen… Milattan önceleri ikinci yüzyıldaki Hanuka Destanı’nda olduğu gibi… “İthaf etme / Tahsis etme” anlamına gelen Hanuka, yaklaşık 2200 sene evvel Yahudilerin Hellenlere karşı kazandıkları zafer ertesinde, işgalcilerin kutsallığını ihlal ettikleri Tapınak’ı, paganizmin izlerinden arındırıp yeniden ibadete tahsis etmelerinin anısına kutlanan bayramdır. Talmud’a göre, Tapınak gerekli şekilde temizlendikten sonra, buradaki Menora’yı yakmak üzere yağ arandığında, sadece bir güne yetecek kadar yağ bulunur. Ancak, bir mucize gerçekleşir ve bulunan o az miktardaki yağ, sekiz gün süreyle yanmaya devam eder.
Işıklar Bayramı olarak da tanımlanan, her yıl Aralık ayında sekiz gün boyunca kutlanan Hanuka, yalnız Yahudilere değil, yabancıların baskısı altında inleyen tüm uluslara cesaret, umut ve idealizm mesajı verir.
Hanuka’nın ilk mumu bu yıl 10 Aralık akşamına rastladı. İnsan Hakları gününe denk geldi, Nobel Barış Ödülü’nün sahibine ulaşacağı aynı güne…
…Ve 10 Aralık’ta önemli bir “hayatta kalma simgesi” olan Hanukiyalarımızı, konu-komşuya, yoldan geçen herkese cesaret, umut ve idealizm mesajı vermesi için pencere kenarlarına yerleştirelim.
Ve adanmışlıkla, mumlarımızı ithaf edelim:
Gelin hep birlikte birinci mumu ışık için, Yaradan’ın ışığı için aydınlık için yakalım.
İkinci mum kutsal olan her şey için…
Üçüncü mum ile adaleti yüceltelim.
Dördüncü mum merhameti temsilen yansın.
Beşinci mum barış adına olsun mu?
Mumların altıncısı ise sevgi için yansın.
Yedinci mum “insan ve insanlık” için…
Sekizinci gün yakacağımız mum şifa için olsun, yakarıların kabulü için olsun, özgürlük için ve özümüz için olsun!

Sevgiyle kalın.