Hayat kurtaran hastalık: “K Sendromu”

Hayat kurtaran hastalık: “K Sendromu”
TARİH

Hayat kurtaran hastalık: “K Sendromu”

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir İtalyan hastanesinde, ‘icat edilmiş’ bir hastalık yüzlerce kişiyi Nazilerden kurtardı.

Savaş sırasında Roma’daki 450 yıllık Fatebenefratelli Hastanesi’nin kapalı kapıları ardında, “K Sendromu” tedavisi gören hastalarla dolu bir koğuşu vardı. Adı, Koch Sendromu’nu (tüberküloz) çağrıştıran bu bilinmeyen ‘yeni’ hastalık; hastanede rutin olarak Yahudileri, partizanları ve faşizm karşıtlarını arayan Nazi askerleri için çok önemli ve güçlü bir caydırıcıydı. Askerlerin teftişi sırasında Yahudi çocuklara, abartılı bir şekilde öksürmeleri tembihlenmişti. Bu hastalığı kanser ya da tüberküloz sanan ve enfeksiyondan korkan Naziler, dikkatlerini başka bir yere çevirerek koğuşa girmeye cesaret edemediler.

“K Sendromu” icat ediliyor…
Bu koğuştakiler, 1943 yılının sonlarında “K Sendromu’ndan muzdarip hastalar” olarak sınıflandırıldı. O yılın 16 Ekim’inde Naziler, Roma’daki Yahudi gettosundan ve kentin diğer bölgelerinden yaklaşık 10.000 Yahudi’yi sınır dışı ederek kamplara yolladı. Bu olaydan sonra, hastanedeki doktorlar ve keşişler, giderek artan sayıda hastayı kabul etti. Ancak bu ‘hastalar’ gerçekte mültecilerdi; “K Sendromu” da icat edilmiş bir hastalık...


Dr. Giovanni Borromeo

“K Sendromu”, hastanenin Başhekimi Giovanni Borromeo ve diğer doktorların da yardımıyla, orada sığınan Yahudileri ve anti-faşistleri koruma niyetiyle yaratıldı. 1898 doğumlu Dr. Borromeo, faşizm karşıtı idi. Fatebenefratelli Hastanesi’ndeki görevine başlamadan önce kendisine başka iki hastanede başhekimlik teklif edilmişti, ancak her ikisi de Faşist Parti’ye üye olmasını şart koştukları için o bu görevi reddetti. Fatebenefratelli’deki işini, Katolik rahipler tarafından yürütüldüğü için kabul etti; Katolik Kilisesi ile faşist rejim arasındaki bir anlaşmaya göre Fatebenefratelli, devlet düzenlemelerinden muaf, özel bir hastane olarak kabul edilmişti. Çalışanlarının da siyasi bir partiye üye olması gerekmiyordu.

Politik bir direniş merkezi, Fatebenefratelli Hastanesi
Dr. Borromeo, faşist rejim tarafından çeşitli nedenlerden dolayı ayrımcılığa uğrayan birçok doktoru işe aldı. Bunlar arasında, 16 Ekim’deki olaylardan kurtulanların bir kısmını hastanede saklayan ve sahte isimle çalışan Yahudi Doktor Vittorio Emanuele Sacerdoti de vardı. Sonraki aylarda, Fatebenefratelli Hastanesi politik bir direniş merkezi haline geldi. Ancak, Fatebenefratelli’deki anti-faşist direniş “K Sendromu” ile sınırlı değildi. Katolik rahiplerle iş birliği yapan Dr. Borromeo ve ‘müttefikleri’, hastanenin içinde bir radyo istasyonu kurmuşlardı. Böylelikle, partizanlarla iletişim kurarak mücadelelerini organize ediyorlardı. Borromeo ve rahipler, Nazilerin radyonun konumunu belirlediğini anladıklarında, her şeyi Tiber Nehri’ne attılar.

“K Sendromu” koda dönüşüyor
Fatebenefratelli Hastanesi’nin Tiber Adası’ndaki konumu ve gettoya yakınlığı Nazi yetkilileri arasında şüphe uyandırmıştı. Dr. Borromeo ve meslektaşları, Nazilerin kaçınılmaz ziyareti için hazırlandılar: Hastanede yatan (Yahudiler ve diğer ‘siyasi’) hastalar resmî belgelerde “K Sendromu’ndan muzdarip kişiler” olarak listelendi. Ancak, “K” ismi riskli bir şakaydı: Dr. Borromeo, hayali hastalık olan “K” adını, Albert Kesselring ya da Herbert Kappler’e ithafen vermişti. Kesselring, güney bölgesinin Nazi Komutanıydı ve Roma’nın Nazi Polis Şefi olan Kappler’e, 335 kişinin (askerlerin ve sivillerin) öldürüldüğü Ardeatine Mağaraları’ndaki katliama katılmasını emreden kişiydi. Savaştan sonra hem Kesselring hem de Kappler savaş suçlarından yargılanacak ve mahkûm edilecekti.

Güney Bölgesi Komutanı Albert Kesselring

K Sendromu”, kısa süre sonra hastanede saklanan kişilere gönderme yapan bir koda dönüştü. Daha sonra 1990’larda İtalya’nın Sağlık Bakanı olan Adriano Ossicini, Dr. Borromeo’ya, ilerleyen günlerde hastaneye gelecek olan “K hastaları” için kesin rakamını verdiği adette yatak tahsis edilmesini istediği mesajlar yazdı. Hastane, Müttefiklerin Roma’yı kurtardığı güne kadar, ‘mültecileri’ kabul etti.

Daha sonra Sağlık Bakanı olan Partizan Adriano Ossicini

Nazi yetkilileri şüpheleniyor
Dr. Giovanni Borromeo’nun oğlu Pietro Borromeo, Nazilerin, beklenildiği üzere1943-Ekim ayının sonunda, Fatebenefratelli Hastanesi’nde Yahudiler ve anti-faşistlerle ilgili bir araştırma yaptıklarını anlatıyor. Dr. Borromeo o gün Nazileri hastanede gezdirmiş ve “K Sendromu”nun, kurbanları üzerindeki korkunç etkilerini ayrıntılı olarak açıklamıştı. Bunu yaptıktan sonra da onları koğuşlara davet etmişti. Pietro Borromeo’nun anlattığına göre, bir doktorun eşlik ettiği Naziler daveti reddetmiş ve daha fazla araştırma yapmadan oradan ayrılmışlardı.

Dr. Giovanni Borromeo’nun oğlu Pietro Borromeo

Bu konuda farklı versiyonlar anlatılsa da…
Nazilerin, hastanedeki Yahudileri nasıl aradıklarının farklı versiyonları, Dr. Borromeo’nun onları yanlış yönlendirilmelerinin farklı anlatıları ve kurtarılan yaşam sayısı ile ilgili çeşitli tahminler olsa da her versiyonun ortak onayı, “K Sendromu”nun icat edilmiş bir hastalık olması. Pietro Borromeo, yapılanların tümünün faşizme karşı mücadelede planlı ve sistematik bir kampanya olduğunu söylerken, Dr. Ossicini ve Dr. Sacerdoti ise diktatörlüğe karşı uyguladıkları bu direniş eylemlerinin çoğunlukla planlanmadan doğaçlama gerçekleştiğini öne sürdüler.

“Uluslararası Dürüst”
Hikâyenin gerçeği ne olursa olsun, bildiğimiz bir şey var ki, “K Sendromu” Nazileri ‘hastalardan’ uzak tuttu ve icat edilen bu hastalık pek çok can kurtardı. Dr. Borromeo’nun cesareti hem İtalya’da hem de uluslararası alanda tanındı. 2004’te, 1961’deki ölümünden yıllar sonra, İsrail’in, Holokost kurbanlarını anan resmî kurumu Yad Vashem, Dr. Borromeo’yu, Soykırım sırasında Yahudileri kurtarmak için hayatını tehlikeye atan “Uluslararası Dürüst” olarak tanıdı. Yahudileri evlerinde, kamusal alanlarda saklayan ya da onları kurtarmak için yalan söyleyen pek çok kişi gibi, Fatebenefratelli Hastanesi’ndeki doktorlar ve rahipler de kendi hayatlarını ve özgürlüklerini ciddi tehlikeye attılar. Ancak bu hikâye, aynı zamanda Katolik Kilisesi’nin faşizm karşısındaki belirsiz tutumunu da ortaya koymakta: Kilise, bir yandan Mussolini’nin İtalya’da yaptığı zulmü görmezden gelirken, diğer yandan da bazen, tiranlığa karşı mücadeleyi destekleyen bir kurum oldu. Roma’daki Nazi yetkilileri, “K Sendromu”nun var olmadığını asla anlamadılar. Bu, dezenformasyon, korku ve cehaletin iyilik için bir güç olarak çalıştığı güzel bir örnekti.

Kaynak:
History Today Quartz.com