Lippstadt serüvenim

Lippstadt serüvenim
Anı & Nostalji

Lippstadt serüvenim

Tarih 20 Kasım 1999. Duesseldorf garındayım. Lapa lapa kar yağıyor… Neuss bölgesinde kuzey doğuya gideceğim. Lippstadt’a…

Doğru perondayım. Trenimi beklerken düdük sesleri şamatasına hoparlörler bir de anons katıyor. ‘Gecikmeyi mi bildirdi acaba memur, “Ahtung!” diye başlayan tüyler ürpertici uyarısına’ diye düşünüyorum.

İzliyorum. Beklerken insanların ifadelerini sökmeye çalışıyorum. Lisanı anlamıyorum fakat sormaktan da çekinmiyorum. İki tren arası, solumdaki genç kıza bakıyorum. Renoir tablosu benzeri bir profile sahip. Güzel, lacivert paltosunun yakasına sımsıkı sarılmış, sakin bekliyor.

“Bağışlayın ecnebiyim. Köln’ün kuzeyinde bulunan Lippstadt’a gideceğim. Siz de mi?” diye soruyorum, yarı İngilizce yarı Fransızca...

25 yaşlarında kusursuz genç, yumuşak bir ifade ile, “Evet efendim; fakat ben daha da kuzeye gidiyorum. Sizden iki durak sonra ineceğim, isterseniz sizi vardığınız istasyonda uyarırım” diyor.

Bu soğuk günde bu sıcak zarif yaklaşım yüreğimi ısıtıyor. “Fransız mısınız?” diye ilave ediyor genç kız. Kendisine, öğrenimimi İstanbul’da bir Fransız lisesinde yaptığımı söylüyorum. Mavi, iri iki çift göz, kızaran yüzünde parlıyor.

“Pratiğim yok, geçmişte ben de Fransızca okudum. Çok severim bu lisanı,” diyor. Diyaloğumuz böylece başlamış oluyor.

Devam ediyor: “Ben hafta sonları evime annemi görmeye giderim. Resim hocasıyım Duesseldorf’ta. Bu, ilk senem. Akademi’den yeni mezun oldum. 8-12 yaş çocuklarına resim dersleri veriyorum, çok mutluyum. Onlarla hayat öyle güzel ki...”

Bilmez miyim, Burgazada tatil evinde, gençlerimizle ne güzel anlar yaşanabileceğini tatmıştım resim derslerinde!..

Camdan dışarı bakıyorum. Süratle geçiyoruz yeşil alanları, köy ve kasabaları. Gri bulutlar dağılmak ister gibi.

Rastlantı bu ya, ben de ressamım ve Lippstadt’da bir karma sergide yer almaktayım. Açılış kokteyli için (vernissage) Almanya’da bulunduğumu söylüyorum.

Karşılıklı oturduğumuz kompartmanda yaslandığı koltuktan sırtını doğrultup bana doğru eğiliyor. Merakla, dudak ve göz mimikleriyle söylediklerimi izliyor. İlgisini uyandırmak, bana baktıkça neler düşündüğünü hissetmek inanılmaz haz veriyor.

Resim çalışmalarımın ne tarzda olduklarını sorunca da yağlıboya tablolarımın yer aldığı elimdeki kataloğu henüz açmadan önce, “Size sergi projemizin yaratıcısını, eski hocam Prof. Özdemir Altan’ı anlatmalıyım müsaadenizle. Kendisi öğretim üyesidir.”

Sanatsal espasın birbirinden farklı kavram, köken ve strüktür birleşmesiyle oluştuğunu, uç noktada kanıtlamak içinde rastlantısal birleşme yöntemi geliştirdiğini söylüyorum.

“Çok sayıda kişi ile yapılan uygulamalarda binlerce ayrıntısal rastlantı, sanatın desen, valör, renk armonisi, kompozisyon gibi zorunlu sanılan uygulamalara hiç başvurmadan da oluşabileceğini savunmaktadır.


Az sonra açılışı yapılacak sergide ise, 15 Türk 17 Alman ressamın teke tek çalışmaları numaralandırılmak suretiyle bir yapıtta birleştirildi.

Bizlere dağıtılan ve kendi arzu ettiğimiz şekilde boyadığımız irili ufaklı duralit ahşap puzzle parçaları ile 3x4 m. büyüklüğünde dev bir yağlıboya duvar panosu yaratıldı.”

Bu yapıtta iki ayrı çalışmam ile bana da yer verildiğini, belediye binasındaki müzede ebediyen yer alacağını anlatmaya çalışıyorum.

Diyaloğumuzu sanatsal tanımlar ve izlerini tartışıp fikir teatileri ile sürdürüyoruz. Açılışa katılamadığından dolayı üzgün olduğunu, en yakın zamanda sergimizi ziyaret edeceğini ifade ediyor zarif bayan. Bir gün İstanbul’a gelip şehrimizi, nişanlısı ile evlendiğinde balayı seyahati sırasında gezmeyi çok arzu ettiğini anlatıyor bana.

“Umarım çizdiğiniz gelinliğinizi, eşim ve benim sinagogda evlendirdiğimiz çocuklarımız gibi yakıştırır, mutlu bir hayata güzel adımlar atarsınız…”

“Sizi tanımaktan çok mutlu oldum. Sizi, bir renk şöleni ile yaşama sevinci aktaran ruhun kanatlarını havalandıran bir sanatçı olarak hatırlayacağım. Şimdiden tebrik ederim serginiz için. Tren yolculuğunu kısacık ettiniz, renklendirdiniz efendim. Allahaısmarladık.”

Trenden iniyorum, Lippstadt garı çok minik. Bol ağaçlı ve çiçekli bakımlı bir meydana açılıyor.

“Hoş geldiniz, yolculuğunuz iyi geçti umarım” diyor, beni karşılamağa gelen ressam Zeki Aslan. Kendisini Kuzguncuktaki evinde Özdemir Altan’ın sayesinde tanımıştık...

İçinden akarsu geçen, mis gibi toprak kokan, dökülmüş bakır rengi yapraklar ile bizim Belgrad Ormanı adeta bu şehir. Yol üstü kafeleri artık kapanmış mevsim dolayısıyla.

Müzeye vardığımızda sergi organizatörü Marcus Cruger sıcak bir karşılama ile: “Memnun oldum Esti Hanım, hoş geldiniz. Birlikte oluşturduğunuz yaptınız çok ilginç bir harita. Ne mutlu Lippstadt karşılıyor sizleri!” diyor.


Açılış kokteyline yarım saat kala misafirler salonu doldurmak şöyle dursun, kalabalık bir topluluk oluşturuyor. Nermin ve Özdemir Altan gelince alkışlarla etrafı çınlıyor. Genci yaşlısı ile bir insan seline dönüşüyor mekân.

Ellerinde birer kadeh, merakla herkes yapıtı inceliyor. Tuallerin önünde uzun kalıp sonra da uzaklaşıp, bu kez başka açıdan seyrediyorlar.

Soyağaçları arasındaki haritayı beğenmiş görünüyor sanatseverler. Müzede yer alan işlerimiz önünde fotoğraf çektirmeye fırsat bile kalmıyor bu hoş kalabalıktan. Değişik olan bu tarzı soruyor, anlattırıyorlar. Kimi zaman tercüman yardımı ile…

O gün, Kunstverein (müze) önemli bir açılış yaşıyordu. Mekândaki bu kompozisyonu kentli gururla izliyordu. Dev yapıt önünde bir genç, gitarı ile bir beste dinletiyordu ve alkışlarla belediye başkanı konuşmasında, kişileri, kültürleri bir araya getiren estetiğin öneminden bahsediyordu.

“Hamburger Abendblatt” günlük gazetesinin yazarı olan ve Hamburg’dan kocası ile açılışa gelen ateş gibi bir Türk kızı ile çok iyi anlaştık. Güzel sohbetler ettik. Güçlü yapıttan gazeteci Nuray da söz etti. Değişik gazetelerin makaleleri arasında basında onun da sergi hakkındaki güzel yazıları yer aldı.

Son olarak, dernek başkanı Mr. Michel Wike alkış tutarak Özdemir Altan’ı davet etti kürsüye. “Yaratıcılığın bile sınırları vardır, ancak tesadüflerin sınırları yoktur. Bu saftan hareket ederek 37 farklı sanatçı birbirlerinden haberdar olmadan çalıştılar. Birleştirme işi benimdi. Netice ortada, estetik değil mi sorarım size?” Kısa ve öz tümünü aktarmıştı, deneyimli hocamız Özdemir Altan...

Akşam, dernek idarecilerinin ahırdan bozma lokantada verdiği yemeğe damak zevki, mekânın dekorasyonu ayrı bir zevk kattı. Sohbette güzel anılar paylaştık... Lippstadt serüvenim beni çok mutlu etti.