Salzburg ve çevresinde ‘Neşeli Günler’

Salzburg ve çevresinde ‘Neşeli Günler’
Gezi

Salzburg ve çevresinde ‘Neşeli Günler’

İlkokul yaşlarımda gece Mozart keman konçertoları olmadan yatağa girmeyen, babasının aldığı ‘Dostum Mozart’ı defalarca okumuş küçük Aslıhan olarak, Mozart’ın doğduğu ve sınırları dışına çıkmaya çalıştığı Salzburg’a gitme hevesini senelerce içimde büyütmüştüm.
İlerleyen senelerde bu minyatür şehrin dört mevsimini gördüm.

Karda Salzburg
Salzburg’a ilk defa Viyana’dan karlı bir günde trenle gittim. Erken inen kış akşamda, vagon restoranda masamızı sıcak sarı bir ışıkla aydınlatan ufacık lambanın eşliğinde şarabımızı yudumlarken, damları karla kaplı ahşap köy evlerinin üzerine karanlık çökmeye başlamıştı. Ben de çocukluğumun simli yılbaşı kartpostallarını seyreder gibi hayallere dalmıştım…
Salzburg’a geldiğimizde bir parça asfalt ya da toprak görünmeyecek kadar kalın bir buz tabakasına ayak bastık ve tam o sırada 18. yüzyıl kostümleri içinde kabarık ve uzun kocaman etekli genç hanımlar ve beyaz pudralı perukaları gecede parlayan beyefendiler gördük. Neşeli kahkahalar atıyorlardı. Hemen arkamızdan Mozart’ın en sevdiğim aryası ‘notte e giorno faticar’ usul usul duyulmaya başladı. Şimdiki zamanı hatırlatan tek bir unsur yoktu şehrin merkezinde. Daracık sokaklardaki kafeler, lokantalar çoktan kapanmıştı. Birkaç yüzyıl önceye gelmiştik bir anda, öyle ki, Leopold Mozart, yanında Wolfgang ve Nanerl ile önümüzden geçse şaşırmayacaktık…
Salzburg’un mimarî dokusu çok iyi muhafaza edilmiş, sokakları tertemiz ve parkları çok bakımlı.


Salzburg Kalesi

Zevk veren bir şehir

İlkbahar sonunda gittiğimde 1606 senesinde inşa edilmiş, ismi İtalyanca ‘harika’ anlamına gelen ve UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmış Mirabell Sarayı’nın bahçesindeki güllerin çeşitliliği, renklerinin ve konularının güzelliğiyle büyülenmiştim.
Salzburg’un her yerinden görülebilen, 11. yüzyılda inşa edilmiş ve şehrin en yüksek yerine kurulduğu için Yüksek Salzburg Kalesi anlamına gelen Hohensalzburg’un terasında oturup kahve içerken, şehri 360 derece görme imkânı bulduğumuzda da gözümü rahatsız eden hiçbir yapıya rastlamadım. Her Salzburg’a gittiğimde Alp dağlarının manzarasını, kalenin içindeki Rembrandt ve Rubens eserlerini tekrar ziyaret ederim. İşkence Aletleri’nin yaratıcılığı ve korkutuculuğu ile ürker, Kukla Müzesi’nin tiplemeleriyle sevinirim. Kaleye çıkmak için 1892 senesinden beri faaliyet gösteren fünikülere binmek de, çıkışta yüzlerce çeşit amber satan dükkândan hatıralar almak da ayrı bir zevk verir bana. Bu hatıralardan en unutulmazı da salonumda duran küçük amber ağacımdır.

Her mevsim güzel
Salzburg’da bahar-yaz aylarında, 5.000 m2’lik bir alana kurumuş ve 1621 senesinden beri bira üreten Augustiner Bräu’nun bahçesinde bira içip bir şeyler atıştırmak, Salzach Nehri’nin kıyısında yemyeşil çimenlerde oturmak ya da eski ve yeni şehri birbirine bağlayan Makartsteg köprüsünün nefis manzarasında fotoğraflar çekmek, sevgilimiz ile beraber, Paris’teki benzeri gibi bu köprüye de bir kilit asarak aşkımızı ölümsüzleştirmek mümkün…
Ve yine mevsimlerden kış değilse, çocuksu mizacını hiç kaybetmeyen ben ve benim gibiler için yapılacak en hoş ziyaretlerden birinin hedef noktası, Helbrunn Sarayı ve Su Oyunları Çeşmeleri, olmalı.


Helbrunn Sarayı
Başpiskopos Markus Sittikus von Hohenems tarafından yaptırılan saray 1610’lardan beri çekiciliği ve popülerliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Sarayın su oyunları bölümü rehber eşliğinde gezdiriliyor. Kış mevsiminde bu bölümler kapalı. Ben hangi arkadaşımla gitsem Salzburg’a, onunla Helbrunn’e gittim. Her zaman çok eğlendik. Çok şaşırdık. Çok ıslandık. Bahçede ziyaret masasına oturunca sizi aniden sırılsıklam ferahlatan gizli çeşmeler, su fışkırtan çeşitli hareketli oyuncaklar, içinde dönemin tiplemelerinin yer aldığı mekanik tiyatro, hayvan şeklinde süslü çeşmeler ve daha neler neler, bu Barok yapının bahçesinde bizi mest etti. Başpiskopos ile benzer bir mizaç taşıdığıma, aynı zamanda yaşasak çok iyi arkadaş olacağımıza emindim!
Ve takvim yine ılıman mevsimleri gösteriyor ise otelden rezervasyon yaptırarak şehir merkezinden hareket eden turlar için zaman ideal demektir! Ben turlara katılmaktan çok bireysel gezmeyi seven biri olsam da vakit kazanmak ve ulaşımı kolay olmayan yerleri bir arada görebilmek için bu, günü birlik turları zaman zaman tercih ediyorum.

Salzburg Tuz Madenleri, Salzburg çevresindeki göller ve Bavyera dağları, hepsi birbirinden ilgi çekici ve büyüleyici…
Yol boyunca tertemiz, göz alıcı yeşil ve maviyi bol bol görerek Fuschl Nehri’nden geçip, Mozart’ın annesinin doğduğu kasaba St. Gilgen’den bir tekneye bindiğimiz; irili ufaklı, her biri maket güzelliğinde, merdivenleri göl suyuna kavuşan sahildeki evleri seyrederek Wofgangsee’ye ulaştığımız anları asla unutamam.

Wofgangsee

Tarihî otel Weisses Röss’te kahve içmek ve meşhur ‘Weisses Rössl’ müzikal filmini hatırlamak çok hoştu. Asıl şaşırtıcı olan ise evlerdi. Küçükken misafirliğe gittiğimiz tanıdıkların evinde gördüğüm, bazısından saat başı kuş çıkıp guguk yapan, bazı daha güzellerinde ise saat 12.00 de Bavyeralı kızların, oğlanların dans etmeye başladığı, pencereleri kırmızı sardunyalı ahşap evler! O guguklu saat evlerde sahiden yaşayanlar olduğunu bu seyahatlerde anladım!
Evet Salzburg çevresi kartpostal güzelliğinde, daha doğrusu kartpostallardan daha da güzel, mis gibi havası, yemyeşil doğası, mavi lacivert gölleri, ahşap evlerde yaşayan yanakları kırmızı, sarı saçları örgülü kadınları, güler yüzlü tüylü şapkalı erkekleri…
Göllerden geçip, dağlardan inip de şehir merkezine geri dönersek, Orta Avrupa şehirlerini kışın sevdiğim için Salzburg’da kış aylarına çok yakışan birkaç lokanta, müze, kafe, cadde ismi saymam gerekir diye düşünüyorum.

Cafe Tomaselli
Bunlardan biri eski şehrin tam merkezine yerleşmiş, 1700’lerden beri hizmet veren, 150 senedir aynı aile tarafından işletilen Cafe Tomaselli. Yirmi çeşitten fazla hem görsel olarak da lezzetleriyle ağız sulandıran pastası, kafeye adımınızı attığımız anda dalga dalga bize ulaşan kokusu ile mutluluk veren kahveleri, sunumlarının sade zarafeti, yüksek tavanı, ahşap kaplı duvarları ile mutlaka görülmesi gereken bir yer Cafe Tomeselli. “Salzburg’da gün Tomeselli’de bir kahvaltıyla başlar” ve Oscar Wilde’ın, “Zevklerim basittir sadece en iyisi ile tatmin olurum” sözleri bu kafenin mottosu.

Cafe Tomaselli

Hem tarihin geçmiş günlerine yolculuk yapmak hem de iyi bir yemek için, her gittiğimde yer ayırttığım, adı ilk defa meşhur bilim adamı Alcuin’e ait olduğu kayıtlarda geçen, Faust’un dahi kalitesini bildiği rivayet edilen, eski manastır duvarları arasında yerleşmiş, St. Peter Stiftskeller’i çok severim. Avusturya mutfağının seçkin örneklerinden tadarak, pek lezzetli Avusturya şaraplarını yudumlamayı da…
Bu kompleksin üst katında, biraz fazla turistik olsa da ‘Mozart Akşam Yemeği Konseri’ne katılarak, Mozart’ın eserlerini dinleyip o dönemin yemeklerinin tadına bakılabilir... Çok şeyi denemeyi seven ve farklı lezzetlere açık biriyim ama içtiğim tarçınlı çorbayı sevmediğimi, yemekte salep içer gibi hissettiğimi de not düşeyim.
Her ne kadar Sacher bir Viyana klasiği olsa da Salzburg’da güzel havalarda nehir kenarında, kışın ise restoranın iç kısmında yemek yemek bana her zaman keyif verir.

Tabii Salzburg demek Mozart demek!
Tüm tabelaları ferforje sanat eserlerinden oluşan mağazaların yer aldığı, şehir merkezinde sadece yayalara açık Linzergasse’de vitrinlere bakmak, 27 Ocak 1756’da Mozart’ın dünyaya geldiği Getreidegasse’deki evini, mutfaklarını gezmek, küçük Mozart’ı hayal etmek… Mozart’ın Sihirli Flüt’ü bestelerken kullandığı klavseni, çocukluk kemanını, mektuplarını görmek….

Aslıhan Karay Özdaş Mozart'ın doğduğu evin önünde


Mozart’ların 1773-1787 seneleri arasına yaşadığı Makartplatz’daki binayı ziyaret etmek… Her bir evden, kafeden gelen Mozart müzikleri… Baharda açık hava konserleri… Dükkânlarda almaya doyamadığım ve kullanmaya kıyamadığım Mozart temalı bebekler, peçeteler, kırtasiye malzemeleri… Diğer yanda, 35 yaşında Viyana’da ölen ve kimsesizler mezarlığına gömülen iyi yürekli, büyük dahi Mozart’ı düşünmenin hüznü…
Salzburg; tarihi, doğası ve Mozart notaları ile döşenmiş atmosferi ile defalarca görülecek bir mücevher şehir… Şimdiye kadar gitmediyseniz birkaç gün bir şehrin içinde, şehir hayatından ve 21. yüzyılın ağırlığından kaçmak, sanat ve güzellikle vakit geçirmek için sizlere de güzel Salzburg ve çevresini görmenizi ve muhakkak seveceğiniz şeyler bulacağınızı da garanti ederim.
Hepimizin bildiği ve sevdiği filmde dediği gibi:
do, bir külah dondurma
re, masmavi bir dere
mi, denizde bir gemi…”

Salzburg’da ‘neşeli günler’ dilerim!..