Sevgili Okur,

Sevgili Okur,
YAYIN YÖNETMENİ´NDEN

Sevgili Okur,

DERGİ’nin Mayıs sayısını, geleneksel olarak annelere-kadınlara ayırdık.

Birçok kültürde, kız bebek doğar doğmaz anne adayı addedilir. Aynen bu satırların yazarı gibi: Ağabeyinden 16 ay sonra dünyaya geldiğinde, o ‘Cerebral Palsy’li ağabeyine yaşam boyu yoldaşlık etmiş, annelik görevini ilk sözcüğünden, ilk adımından itibaren ebeveynleriyle paylaşmıştı.

Annesini üç yaşındayken kaybettiğinden ‘gerçek anne sevgisini’ tadamamıştı annem Jüliyet; daima, “Sen onun mucizesisin! Sen yürüdün, o seni takip etti. Sen konuştun, o seni taklit etti…” derdi. Bir anne gibi, rol modelliğim, ‘bu adı konmamış görevim’, aralıklarla da olsa, uzun, upuzun yıllar sürdü. Ta ki, ağabeyimi birkaç yıl öncesinde sonsuzluğa yolcu edene dek! O gittiğinde adeta bir uzvumdan olmuştum. Annem ise, oğlunu yitirdiğinde, kokusuna doyamadan kaybettiği, hatıralarında yer alamayacak kadar yaşayamadığı o anne-kız ilişkisini bende buldu. Doksanlı yaşlarından itibaren annem, kızım olmuştu, adeta. Birkaç ay öncesinde vedalaşana değin! Bu, kız-anne-kız ilişkisinde sanırım, her ikimiz de hayatın dalga-dalga duygularının, katmer-katmer çatışmalarının rengarenk tünellerinden geçtik. Sağlık-hastalık, varlık-yokluk, sevinç-acı … nicelerini dinmeyen bir coşku, kimi kez ruhları tırmalayan bir hırsla paylaştık, sınırları hiçbir zaman belirlenememiş bir görev - özveri zincirinde. Yaşamım boyunca, ne olursa olsun tünelin ucunda her daim titrek de olsa bir ışık gördüm.

Çok genç yaşlarımda doğurduğum her iki oğlumla nice nice sevdalar paylaştım. Onlar en engebeli sınavların üstesinden gelmemi sağladılar, en güçlü fırtınalardan birlikte sıyrıldık, en büyük dersleri yine onlar sayesinde aldım. Onlar için, onlarla beraber, düşünce ve inançla sürdürdük yolculuklarımızı, öngörüyle, atiklikle, kimi kez hayatın kumarına katılarak… Birbirimizin büyümesine izin verircesine, umudu, sevgiyi elbette çoğaltarak…. Ve, en önemlisi -sanırım- koşulsuz sevmeyi öğrendim.

*** ***

Bu sıralar ise pandeminin gerilimi yaylım ateş sürerken endişe, korku ve bütün vesveseleri geride bırakmaya karar verdim. Tüm tarifelere uydum, gereken neyse yaptım: Aşı, maske… mesafemi koruyorum, toplu yerlere de girmiyorum!

Bütün dünyanın başına bela kesilen ölümcül virüsün yolculuk halleri onca belirsizken bütün kısıtlamalara uygunluk gösteriyor (kimisi ne kadar anlamsız geliyorsa da) elden ne gelirse tüm önlemleri alarak yaşıyoruz. Aşı olma tereddüdünü yaşayanları hiç mi hiç anlamıyorum. Nasıl yaman bir çelişkidir, yegâne çıkış yoluna isyan etmek? Hem de yaşamı pahasına…

Satırlarımın her okurundan ricam var: Lütfen bilgiyi çoğaltalım, sırası gelen süratle aşısını olmalı. Pandeminin üstesinden başka türlü gelemeyeceğiz. Kendimizi, çocuklarımızı, nesilleri ancak böyle koruyabiliriz. Bunu, yeni bir normale ulaşma arzusundaki bir medeniyetle, bir anne olarak rica ediyorum.

Her mayıs ayında adeta kış uykusundan uyanıyor, yaşamı seçiyor, yaşamı kucaklıyorum. Aynen geçtiğimiz aylarda, 98 yaşında yitirdiğim annem, Sultana’nın kızı Jüliyet (Abigadol) Katan’ın yaptığı gibi…

Annem-annem, güzel annem! Mekânın cennet olsun!