Oscar´sız 10 Ünlü Yönetmen

Oscar´sız 10 Ünlü Yönetmen
Sinema

Oscar´sız 10 Ünlü Yönetmen

Haber resmi: Alfred Hitchcock (1899-1980)

Bu yazımı filmleri sayısız festivalden ödülle ayrılan ancak En İyi Yönetmen dalında Oscar ile taçlandırılmayan ünlü isimlere ayırdım.

1– ALFRED HITCHCOCK
Korku-gerilim türü ile adı özdeşleşen, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en prestijli yönetmeni Alfred Hitchcock (1899-1980) 65 filmlik parlak kariyerinde Oscar’a 5 kez aday gösterilmesine rağmen En İyi Yönetmen Ödülü’nü alamadı. İngiliz asıllı yönetmen Cannes’da ve Venedik’te yarıştığı üçer filmle de ödül listesine giremedi. İlk büyük başarısı “The Man Who Knew So Much”ı (1934) 1956’da tekrar çevirdi. “39. Basamak” (1935) uluslararası başarıyı yakaladığı ilk film sayılır. Daphne du Maurier’den uyarladığı romantik gerilim “Rebecca”nın ardından (1940) “Aşktan da Üstün / Notorius”ta (1946) Ingrid Bergman Nazi avına çıktı. “Ölüm Kararı / Rope”ta (1948) 2 genç kusursuz cinayetin var olduğunu ispata çalıştı. “Kelepçeli Âşık / To Catch A Thief” (1955) Grace Kelly’ye Monako Prensesliği yolunu açtı. İkili evvelce 1954’te “Cinayet Var / Dial M For Murder”de ve ünlü “Arka Pencere / Rear Window”da birlikte çalışmıştı. “Ölüm Korkusu / Vertigo” (1958) bazı anketlerde sinema tarihinin en iyi filmi seçildi. “Sapık / Psycho” (1960) korku sinemasının en büyük başyapıtı sayılır. “Kuşlar / The Birds” (1963) ve “Marnie” (1964) Hitchcock’un son dönem filmleridir.

 

2– QUENTIN TARANTINO
Sinema tarihinde son 30 yılda yapılmış en iyi film olarak gördüğüm “Ucuz Roman / Pulp Fiction”ın (1994) yaratıcısı Quentin Tarantino (58), Orijinal Senaryo dalında 2 Oscar kazanmasına rağmen yönetmen olarak Akademi tarafından bu ödülle taçlandırılmadı. Birbirine göbekten bağlı öykücükleri, sinema tarihine yenilik getiren bir kurgu anlayışıyla birleştiren Quentin Tarantino’nun “Ucuz Roman”ı Cannes Film Festivali’nin jürisi tarafından Altın Palmiye ile ödüllendirilmişti. Karizmatik yönetmen ilk çıkışını, kariyerinin ilk filmi olan “Reservoir Dogs” (1992) ile bu festivalde gövde gösterisi yapmıştı. İki bölümlük “Kill Bill” (2003-2004) ile müthiş bir intikam öyküsü anlatan yönetmen, türler arasında dolaşmaktan hoşlandığını, Nazileri tiye alan aksiyon ve komedi filmi “Soysuzlar Çetesi / Inglorious Basterds” (2009) ile kanıtlıyordu. 2 yıl öncesinin kendinden en çok bahsettiren filmi “Bir Zamanlar… Hollywood’da / Once Upon A Time… In Hollywood” (2019) sinemanın Kâbe’sinin nefis bir taşlamasıydı. Cannes Festivallerinin gediklisi olan Tarantino’yu her zamanki muzipliğiyle basın konferanslarında birkaç kez izledim.

 


3– CHRISTOPHER NOLAN
Genç kuşağın gözde yönetmenlerinden Christopher Nolan (51) 5 filmiyle Oscar’a aday gösterilmesine rağmen bu ödülü hiç kucaklayamadı. İnsan hafızasının karanlık labirentlerinde gezinen filmleriyle ünlenen İngiliz yönetmen ilk başarısını, sondan başa anlatımıyla sinema tarihinde ihtilal yaratan “Akıl Defteri / Memento” (2000) ile yaptı. Birbirlerini alt etmeye çalışan iki sihirbazın hikayesini anlatan “Prestij / The Prestige”den (2006) sonra, “Başlangıç / Inception” (2010) ile Nolan bilinçaltının derinliklerine dalan başyapıtıyla bilim kurgu türünün en başarılı örneklerinden birini sundu. Pandemi döneminin en merakla beklenen filmi “Tenet” (2020), kazandığı bir Oscar’a rağmen düş kırıklığı yarattı.

 


4– DAVID LYNCH
Kanada sinemasının çizgi dışı yönetmeni David Lynch (75) En İyi Yönetmen dalındaki 4 adaylığını ödüle çeviremedi. Ancak Cannes Film Festivali bu ödülü yönetmene “Mulholland Çıkmazı / Mulholland Drive” (2201) ile verdi. Aynı festivalde yönetmen, 1990’da “Vahşi Duygular / Wild At Heart” ile Altın Palmiye’ye layık görüldü. Bunlardan birincisi aktris olmak hayaliyle Hollywood’a gelen bir kadının gizemli ve erotik yolculuğuna odaklanan bir filmdi. 8 Oscar adaylığına rağmen “Fil Adam / Elephant Man” (1980) A. Hopkins - John Hurt ikilisine ödül getirmedi. Ancak David Lynch’e en büyük şöhreti getiren film ve TV dizisi “İkiz Tepeler / Twin Peaks” (1989-91-92) oldu.

 


5– DAVID CRONENBERG
Bir başka Kanadalı, bir başka David, “David Cronenberg”i (78) ilk kez 1996’da Cannes’da Jüri Ödülü kazandığı “Çarpışma / Crash” filmini takdim etmek için geldiğinde görmüştüm. 2005’te “Şiddetin Tarihçesi / History of Violence” ile bu festivale katılan sanatçı ödül listesine girememiş, ancak “Cosmopolis” (2012) filmiyle Cannes’da Robert Pattinson’u star mertebesine yükseltmişti. Bir Oscar kazanan “Sinek / The Fly” (1986) korku-bilim kurgu türünün başyapıtı olarak karşılanan bir Cronenberg filmiydi. “Ölü İkizler / Dead Ringers” (1988) grotesk ve rahatsız edici bulundu. “Varoluş / EXistenZ” (1999) bir oyun şirketinde çalışan bir kadını merkezine alıyordu. Rus mafyası liderliğindeki İngiltere seks trafiğini anlatan “Şark Vaatleri / Eastern Promises” (2007) müthiş bir macera filmiydi.

 


6– RIDLEY SCOTT
Scott kardeşlerin yetenekli olanı Ridley Scott (84), 55 yıllık parlak kariyerinde Oscar’a 4 kez aday gösterilmesine rağmen hiçbirini ödüle çeviremedi. Kendisini ilk kez Cannes’da ilk çıkışını yaptığı “Düellocu / The Duellists”i (1977) takdim etmek için geldiğinde görmüştüm. En İyi Senaryo dalında Callie Khouri’ye Oscar kazandıran, feminist başkaldırı filmi “Thelma and Louise”de yönetmen Susan Sarandon - Geena Davis ikilisine kariyerlerinin en parlak performanslarından birini yaratma şansını vermişti. 5 Oscar’lı “Gladiator” (2000) Russell Crowe ile Joaquin Phoenix’in önünü açmış, bilim kurguda kilometre taşı hüviyetindeki “Bıçak Sırtı / Blade Runner”da (1982) Harrison Ford öne çıkmıştı. R. Scott kariyerinin son önemli filmi “Marslı / The Martian” (2015-Matt Damon) ile bu türe bağlılığını sürdürmüştü.

 


7– SPIKE LEE
Sinemada zenci hakları savunucusu yönetmenlerin başında gelen Spike Lee (64) isyankâr bir sanatçı olduğunu kariyeri boyunca kanıtladı. ABD’de siyahilere karşı tarih boyunca sergilenen ayrımcılığa, ırkçılığa isyan eden, Afro-Amerikalıların sözcülüğüne soyunan Spike Lee, senaryo yazarı - yönetmen - oyuncu ve yapımcı olarak yer aldığı filmlerde genellikle hep bu konuya odaklandı. Atlanta doğumlu sanatçıyı ilk kez 1986’da Cannes’da kariyerinin ilk filmi olan “She’s Gotta Have It”in basın konferansında gördüm. Film festivalden Gençlik Ödülüyle ayrıldı. Lee’nin en önemli filmi “Doğruyu Seç / Do the Rigth Thing” (1989) ırkçılığı mizahi bir dille anlatan bir başyapıttır. 1992’de Lee Cannes’da “Orman Ateşi / Jungle Fever” ile Ekümenik Jüri Ödülünü aldı, aktörü Samuel L. Jackson En İyi Erkek Oyuncu seçildi. Lee fetiş aktörü Denzel Washington’a “Malcolm X” ile1982 Berlin Film Festivalinde Gümüş Ayı Ödülünü kazandırdı. Aynı oyuncuyla “İçerdeki Adam / Inside Man” (2006), “Oyunun Galibi / He Got Game” (1998) ve “Mo’ Better Blues”da (1990) çalıştı. Oğlu John David Washington’u Cannes’da Büyük Jüri Ödülü kazanan “BlacKkKlansman”da (2018) başrolde oynattı. S. Lee bu filmle En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar kazandı.

 


8– TIM BURTON
Sıra dışı ve tuhaf filmleriyle ünlenen Tim Burton (63) sinemanın en başarılı masal anlatıcılarından biri. İzleyicisini hep şaşırtmayı seven, filmlerinde Gotik betimlemeler kullanan yönetmen genellikle yakın arkadaşı, fetiş aktörü Johnny Depp ile çalıştı. 2 kez Oscar’a aday gösterildiği filmleriyle bu ödüle hiç sahip olamadı. Bunlardan “Frankenweenie” (2013) 3 boyutlu, fantastik, korku ve komedi türlerini harmanlayan stop-motion bir animasyon filmidir. Oscar adayı gotik ve karanlık “Ölü Gelin / Corpse Bride”da (2005) J. Depp’in yanında hayat arkadaşı Helena Bonham Carter’e rol verdi. En önemli filmlerinden biri olan, komedi-dram “Makas Eller / Edward Scissorhands” (1990) mucit Edward’ın ölümüyle makaslardan oluşan ellerini bırakmasıyla gelişen bir modern masaldır. Yine J. Depp’li “Charlie’nin Çikolata Fabrikası / Charlie and the Chocolate Factory” (2005) çocukları mest eden bir müzikal fantezi filmidir. Dünyanın en kötü yönetmeni olarak şöhret yapan Ed Wood’un ayrıntılı hayat hikâyesi “Ed Wood”da (1994) yine J. Depp vardı. Biyografik dram filmi “Büyük Gözler / Big Eyes” (2014) büyük gözlü çocuk portreleriyle tanınan bir kadın ressam ve sahtekâr eşine odaklanır.

 


9– DAVID FINCHER
David Fincher (59), 90 filmlik kariyerinde insan doğasının karanlık ama gösterişli portresini çizmedeki başarısıyla tanınan bir yönetmen. Kendi dalında Oscar’a 3 kez aday gösterilmesine rağmen hiç kazanamayan yönetmen, babası Jack Fincher’in yazdığı senaryodan yola çıkarak yaptığı “Mank” (2020) ile “Yurttaş Kane”in senaristi Herman Mankiewicz’i anlattı. İlk önemli başarısı “Yedi / Seven” (1995) iki dedektifin, cinayetlerini 7 ölümcül günahtan ilham alan bir seri katilin peşine düşmelerini anlatır. Kült filme dönüşen “Dövüş Kulübü / Figth Club” (1999) psikolojik sıkıntılarla boğuşan bir sigorta memurunun gizemli bir kulübü lideriyle ilişkisine odaklanır. “Zodiac”ta (2007), yine bir seri katil öyküsünde, Fincher kurbanlarını rasgele seçen, onları öldürdükten sonra gazetelere Zodiac imzasıyla mektuplar yollayan gizemli bir adamı anlatır. “Benjamin Button’un Tuhaf Hikâyesi / The Curious Case of Benjamin Button” (2008) hayatını tersten yaşayan, sekseninde doğup bebekliğine uzanan bir adamı odağına alır. Ertesi yıl yaptığı “Sosyal Ağ / The Social Network” (2009) milyonların sosyal paylaşımı Facebook kurucusu Mark Zuckerberg ve arkadaşlarının öyküsünü anlatır. Gerilim filmi “Kayıp Kız / Gone Girl” (2014) karısı gizemli bir şekilde kaybolduğu için şüpheleri üzerine çeken bir adamı merkezine alır.

 


10– PAUL THOMAS ANDERSON
Paul Thomas Anderson (51) sinemanın en prestijli 3 film festivalinin (Cannes - Venedik - Berlin) En İyi Yönetmen seçip Akademi üyeleri tarafından bu ödül ile taçlandırılmayan tek yönetmeni. Senaryo yazarı olarak Oscar’a 4 kez, yönetmen olarak 2 kez aday gösterilip hiç kazanamayan Anderson, genç kuşağın en parlak yaratıcıları arasında gösteriliyor. En İyi Yönetmen ödüllerini, Altın Ayı Ödülü kazanan “Manolya / Magnolia” ile Berlin’de “There Will Be Blood” (2008) filmiyle, “Tied With Kwon-taek...” (2002) ile Cannes’da, “The Master” (2012) ile Venedik’te kazandı. Anderson’un erken dönem filmlerinden “Ateşli Geceler / Boogie Nights” (1997) porno yıldızı bir gece kulübü çalışanına odaklanan bir dram. 2 yıl sonra yaptığı “Magnolia”da bir polis memuru üzerinden birbirinden bağımsız ona yakın insanın trajik hikâyesini anlattı. “Kan Dökülecek” (2007) petrol arama çalışmaları yapan hırslı bir adamla oğlunun felakete sürüklenen epik dram filmi, Daniel Day-Lewis’e Oscar getirdi. “Gizli Kusur / Inherent Vice” (2014) uyuşturucu bağımlısı bir polis memurunun kaybolan kız arkadaşını aramasını anlatan bir neo-noir suç filmi. “Phantom Tread” (2017) 50’lerin moda dünyasına damgasını vuran ünlü bir tezinin hayatına giren kadınlarla ilişkisini anlatan bir romantik dram.

Yerim bittiği için yazımda Jane Campion, Denis Villeneuve, Sofia Coppola, Wes Anderson, Ava Duvernay, Brian De Palma gibi Oscar’sız ünlü yönetmenler yer almıyor.