Estel Lita Russo & Sınırları olmayan sanat dalı “Mobil Sanat”

Estel Lita Russo & Sınırları olmayan sanat dalı “Mobil Sanat”
Bir İnsan / Bir Dünya

Estel Lita Russo & Sınırları olmayan sanat dalı “Mobil Sanat”

İnsanlar söyledikleri değil hayata geçirebildikleriyle var olur, yaptıklarıyla ilham olur ve dünyada iz bırakır. ESTEL LİTA RUSSO karşısına çıkan iki büyük fırsatla birlikte yaşamında önemli iki dönüşüm süreci yaşamış. Önce kukla dünyasında harikalar yaratan Kuklita olarak tanıdık onu. Şimdi de Mobil Sanat ile ürettiği muhteşem eserleri, evlerimizin duvarlarına renk katıyor. Henüz tanışmadıysanız, sizi çok tatlı, üretken ve güzel bir insanla tanıştırmak istiyorum.

ESTEL LİTA RUSSO İstanbul’da dünyaya geldi. Daha 8 yaşındayken iplerden minik kuklalar yapar, onları konuştururdu. Küçük yaşlardan itibaren sanatla iç içe yaşadı. Yıllar içinde resim, seramik, heykel, fotoğrafçılık gibi konularla amatörce ilgilendi. Marsel Russo ile evli olan Lita kızı Lara doğduktan sonra da bu çalışmalarına devam etti. Hatta birçok hobisini kızıyla beraber yapmaya başladı. 45 yaşında, çok büyük keyif alarak yaptığı hobilerini işi haline dönüştürdü. Bilgisayar sektörünün yeni yeni parlamaya başladığı 1980’lerin ikinci yarısından itibaren yaklaşık 25 yıl bilişim sektöründe çeşitli pozisyonlarda çalıştı. Bunun on yılı kendi dershanesinde Microsoft Yetkili Eğitmeniydi. Ayrıca, bir akaryakıt dağıtım şirketinde ERP Eğitim Koordinatörü olarak da çalıştı. Mesleği gereği, yeni çıkan birçok programı öğrenmesi gerekiyordu. O günlerde edindiği deneyimlerin bu günlerde rotasını geleceğin sanat akımı olan ‘Mobil Sanat’a çevirmesine olan katkısı büyük oldu. Böylece Estel Lita Russo bugün yapmayı seçtiği yeni sanat dalında kendini geliştirmeye devam ederken, bir yandan da hem Türkiye’de hem de yurtdışında online eğitimler veriyor.

 

Yaşamınızdaki dönüşümün hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?
Bazıları bana maymun iştahlı diyor.
Aslında yaptığım her şeyin bir sonra yaptığıma katkısı oluyor ve ancak böyle ilerleyebiliyorum; yaşadığımı hissediyorum. Benim için durmak dünyanın sonu gibi bir şey. Farkına varmadan çok şey biriktirmişim. Yaptıklarım malzeme bilgimi, görüşümü, renk bilgimi, estetik bakışımı geliştiriyormuş meğer. Mesela, “Resim yaparken tek bir malzemeye bağlı kalmamak ve mix media kavramıyla tanışmak, malzeme bilgimi geliştiriyormuş. Seramik ve heykel birleşerek kuklacılığıma katkı sağlıyormuş. Focus Group’tan aldığım fotoğraf dersleri ve bol fotoğraf çekmek, bakış açımı ve resimleri düzenleme yeteneğimi zenginleştiriyormuş yıllarca. Oysa ben bilgisayarcıydım. O zamanlar sanata olan ilgimi görenler bu kadar alakasız olan (en azından o zaman öyle görünüyordu) şeylere nasıl aynı anda ilgi duyabildiğimi anlayamazlardı. Ben bile bazen bunda bir gariplik olduğunu düşünürdüm.

Hem bilgisayar eğitmeni, hem de çok yönlü ve üretken bir sanatçı olarak, ileride sanat kavramının ve algısının değişeceğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Sanat dünyasında geleceğe yön verebilmek için STEAM (science, technology, engineering, arts and maths) kavramına hâkim olmak lazım. Yani günümüzde sadece fen, teknoloji, matematik, mühendislik veya sanat bilmek geleceğe yön verebilmek için yeterli olmuyor. Sanat dünyasında ise STEAM kavramı, çok yönlü bakış ve yeteneğin birleşmesiyle gerçekleşiyor. Sanat ile teknolojinin bir arada olması için hem sanattan hem matematikten hem de teknolojiden anlamak ve en önemlisi de tüm bunların uyumunu sağlayabilmek gerekiyor. Geleceğin sanat akımları bu kavramla açıklanacak ve gelişecek.

 

Kısaca, 11 yıl önce kurduğunuz ‘Kuklita Kukla Atölyesi’nden bahsedebilir misiniz?
Kuklita Kukla Atölyesi’nde bir yandan çeşit çeşit kuklalar üretirken bir yandan da eğitmenliğini yaptım. Üç kez de Kukla Oyunu sahneledim. Bu oyunların senaryolarını yazdım, müziklerini yaptım (ben mırıldandım aranjörüm aranje etti tabi ki), dekorlarını hazırladım, kuklalarını yaptım. Kukla oyunu yazmak ve sahnelemek benim için müthiş bir deneyimdi. Her oyundan sonra kendimi büyük bir yönetmen gibi hissediyor, sonrasında egomun sönmesi için kendime telkinlerde bulunuyordum.

2019 yılında sevgili arkadaşım Dr. Eti Mizrahi’yle birlikte ‘Kuklalarla Matematik’ adı altında çocuklar için eğitici videolar hazırlamaya başladık. Ancak maalesef Covid döneminde kuklalar da, oyunlar da, matematik projemiz de rafa kalkmak zorunda kaldı. Covid’in hayatımıza girdiği ilk zamanlarda hem kendimi hem de çevremdekileri motive edebilmek için kendin yap videoları hazırladım ama beni kesmedi ve farkına varmadan tembelliğin girdabına doğru çekilmeye başladım.

İşte tam da o dönemde Lita bir arkadaşının tavsiyesiyle Mehmet Ömür’ün ‘Mobil Sanat’ dersleriyle tanıştı.

Bugün icra ettiğiniz ‘Mobil Sanat’ dalının ayrıntılarını bize aktarabilir misiniz?
Öncelikle, bu dersleri almaya başladığım anda, o güne kadar öğrendiğim her şeyin bu sanat dalında birleştiğini fark ettim. Mobil sanat üzerime özel dikilmiş bir elbise gibi oturdu. O ana kadar yaptığım her şeyi içinde barındırıyordu. Mobil Sanat, adı üstünde ‘mobil’ olabilen teknolojik aletlerle yapılıyor. Bir mobil sanatçı çalışmalarında sadece cep telefonu ve tablet kullanıyor. Laptop bile kullansa, o eser artık mobil sanat değil dijital sanat oluyor. Bir tablet ve bir cep telefonumuz olduğunda bir sanat eseri yaratmak için her şey elimizin altında oluyor.

Mobil sanat dijital sanatın bir yan kolu ve her yeni çıkan aplikasyonla, gelişen telefonlar ve tabletlerle giderek daha da aktif olmaya başladı. Resim yaparken tablet kullanmanın, fırça ve tuval kullanmaktan hiçbir farkı yok. Kalemlerimiz, fırçalarımız, kâğıtlarımız, tuvallerimiz, rengârenk boyalarımız hep elimizin altında. Bunları yaparken o kadar iyi sonuçlar alıyoruz ki devasa boyutlardaki eserleri de son derece kaliteli basabiliyoruz.

 

Hangi sanat dalı olursa olsun, her sanatçının kendine özgü bir çalışma tarzı vardır. Siz ‘Mobil Sanat’ çalışmalarınızı nasıl yapıyorsunuz?
Benim çalışmalarım tamamen ellerimin, duygularımın ve teknolojinin götürdüğü yere giden eserler. Kimi zaman rastlantılarla farklı bir yolculuğa çıkıyorum, kimi zaman eski bir çalışmamı fon olarak kullanıp farklı dokular yaratıyorum, kimi zaman da sadece bir daire çizerek yola çıkıp çok sevilen soyut bir eser üretiyorum. En güzeli de teknolojinin sık sık yaptığı sürprizler. Tabletimin başına oturduğumda saatlerce kendimi kaybediyorum. Hiç konuşmadan, etrafımla ilgilenmeden çalışıyorum (ki beni tanıyanlar bilir; konuşmamak pek yapabildiğim bir şey değil aslında). Sürekli yeni programlar öğreniyorum, bol bol fotoğraf çekip onlarla uzun yolculuklara çıkıyorum. Bu çalışmaların birçoğunu Instagram Estel Lita Russo sayfamda ya da www.estellitarusso.com internet sayfamda görebilirsiniz.

Mobil Sanat Manifestosu
“Hali hazırda bilinenlerin dışında hiçbir şey kavranamaz. Mobil sanat kendisini 20. yüzyılın avangard akımlarından Fluxus ve Sosyolojik sanatın devamı olarak konumlandırır. Kendine, “Sanat hayattır” düsturunu slogan alır. Bunu kanıtlamak için de varoluşun temelini oluşturan “günceli” bünyesine sokar. Güncel olmazsa Mobil Sanat da olmaz. Her yenilik Mobil Sanat’a henüz denenmemişleri de denemeyi beraberinde getirir. Malzeme ve bilimin ilerlemesiyle gelişir. Hiç yerinde durmaz bugünkü cep telefonunun fiziki varlığının da ötesine geçmeye çalışır. Uyum sağlar çünkü aklı ve ruhu maddenin içinde değildir.
Mobil Sanat toplumla doğrudan ilişkiye girer. Aktüalite, eğilimler, korkular, arzular, görüntülerle de doğrudan ilgilenir. Zamanını gözlemler, tanıklık eder ve katılır. Hayali ve düşünceyi kışkırtan, sanatçının inancını besleyen imgeler üzerinde herhangi bir önceliği yoktur. Mobil Sanat açık sanattan başka bir şey değildir.
Bu sanat devinim halinde bir sanattır. Bir şekle veya mecraya sokulması zordur. Bütün sanat alanlarında kendine yer bulur. Plastik sanatlar, edebiyat görsel sanatlar buna dâhildir. Bu nedenle kendine “Tam Sanat” tanımını yakıştırır. Mobil sanat “Herkes için sanat” iddiasındadır. Akıllı telefonların kütlesel olarak benimsenmesi bu sanatın temelinde yatar. Bütün coğrafyalar, kültürler ve bütün sosyal sınıfları ilgilendirdiği için tam demokratiktir. Mobil Sanat kendisini “Sosyal heykeltıraşlık” olarak görür. Bu sanat akımına katılan herkese, tüm üyelerine sanatçı olsun veya olmasın yaratıma katılma yeteneği sağlar. Bu bakış açısıyla, bu sanat, değişimin olumlu bir oyuncusu olarak topluma faydalı bir değişime olanak sağlamak istemektedir. MOBİL SANAT ÖZGÜRDÜR. VAROLMAK İÇİN SINIRLARA İHTİYACI YOKTUR.” Marie Laure Desjardin 2017

Kulak Burun Boğaz uzmanı ve Mobil Sanat dalını Türkiye’de ilk başlatan Prof. Dr. Mehmet Ömür ile röportajımız Şalom DERGİ’de 2018’in Ocak sayısında, yine “Bir İnsan / Bir Dünya” sayfalarında yer almıştı. Bugün Fransa’da yaşayan Mehmet Ömür’ün Türkiye’de Mobil sanatçıların yetişmesi için yoğun çalışmaları devam ediyor…

 

“Mobil Sanat” çalışmalarını Türkiye’de devam ettirenler var mı?
Türkiye’de Mobil sanatçılar, TuMobArt (Turkish Mobil Artists) çatısı altında toplanmış durumda. Hocam Mehmet Ömür’ün de kurucularından olduğu ve halen çok yoğun çalıştığı bu organizasyon, sanatçılarının gelişmesi için sürekli çalışmalar yapıyor, sergiler ve eğitimler ve eğitim gezileri düzenliyor. Birbirine sürekli destek veren, yenilikleri yaptıklarını paylaşan çok değerli sanatçılardan oluşan etkin bir grup.

Sevgili Lita okurlarımıza yeni projelerinizden de bahseder misiniz?
Tabii ki. Geçen ay Bodrum’da Antika ve Sanat Fuarı’nda Tumobart sanatçılarının eserlerinin sergilendiği bir galeride karma sergiye katıldım. Önümüzdeki günlerde, 13 Eylül’de Arts Online’da ‘Renklerin Dansı’ temalı bir online sergim olacak. 2022 Nisan ayında da farklı deneyimlerimi Mobil Sanat’la birleştirmeyi planladığım bir sürprizim var ama o henüz proje aşamasında; o yüzden şimdilik bir şey söylemek istemiyorum. Umarım gerçekleştirebilirim.