Sevgili Okur,

Sevgili Okur,
YAYIN YÖNETMENİ´NDEN

Sevgili Okur,

Her yıl Atatürk´ü anmak DERGİ´mizin geleneği. Bu kez O´nu Kasım ayında hatırlamak, dünyadaki jeopolitik konumumuz itibarıyla, bölgemiz itibarıyla, her birimiz için kaçınılamayacak değerde. Bu çerçevede ise Afganistan´ın günümüze ulaşan dönüşümünden söz etmeyi yeğliyorum.

Tek hâkim güç olarak hareket eden Amerika’nın Devlet Başkanı Biden, “terörle mücadele” sloganıyla başlayan 20 yılın ardından “savaş bitti” dedi. Kiminle veya ne ile savaş? Kim kazandı? Kim kaybetti? Nelere mal oldu? Bu soruları politika analistlerine bırakıp neticeye odaklanalım, derim.

***

Bu satırlarımda, bir av partisinde kulağına kurşun sıkılarak öldürülen Habibullah Han’ın yerine 1919’da tahta geçen son Afgan Kralı Emanullah’ı konu etmek istiyorum. O yıllarda Atatürk’ün en büyük hedeflerinden biri de, genç Cumhuriyet’i doğudaki toplumlara tanıtmaktı. Afganistan, TBMM’i ilk tanıyan ülkelerden biriydi. Karşılıklı anlaşmalar yapılmış ve teknik ekipler gidip gelmişti. Afganistan’ın başında Mustafa Kemal’den ve onun yaptığı büyük işlerden çok etkilenen genç bir Kral Emanullah Han vardı. Bu sıcak ilişkiler Cumhuriyet’in ilanından sonra da devam etti. Emanullah Han, Türkiye’ye gelen ilk yabancı devlet adamlarından biri oldu. Ülkemize eşi ile birlikte 20 Mayıs 1928’de geldi. Atatürk konuğunu büyük bir misafirperverlikle karşıladı. O’na hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarını tanıtma imkânı buldu; hem de Türk-Afgan ilişkilerinde yeni bir sürece girildi. Emanullah Han, gerçekleştirdiği reformlarda, Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadrodan etkilenmesi ve söz konusu isimlerle dayanışma içinde olmasıyla biliniyor.

Şimdi de sözü 64 yıldır Türkiye’de “sürgünde” yaşayan Kral Emanulah’ın kızı, 1930’da Roma’da “sürgünde” doğan Prenses India d’Afganistan’a bırakmayı seçiyorum: “Babam ile Mustafa Kemal Atatürk arasında büyük bir dostluk varmış. Atatürk, babama çok iyi bir tavsiyede bulunmuş. O da; Afganistan’ın güçlü bir orduya sahip olmasıydı. Ama babam belki de onu dinlemedi.

Babam, Atatürk’ü bir kardeş olarak görüyordu. Atatürk öldüğünde babam, Türkiye’ye gönderdiği telgrafta ‘Bana başsağlığı dileyin, çünkü ben bir kardeşi kaybettim’ demişti.”

Türkiye’de yaşam sürdüren 91 yaşındaki India devam ediyor: “Yıllarca derin acılar çeken ülkem için çok üzülüyorum. Özellikle Afgan kadının durumu beni kahrediyor.”

***

Prenses India bugün Afganistan’ı kilometrelerce uzaktan hüzünle izliyor. ‘Toprağına’ dair bundan sonraki tek dileği ise babasının hayal ettiği Afganistan’ın gerçek olması.

Şimdilerde Afganistan’a bağımsızlığını kazandıran Kral Emanullah’ın 1900’lerde hayal ettiği noktadan çok uzakta.

Atatürk’ü kalplerimize gömdüğümüz 10 Kasım’da, O büyük Türk’ü anarken O’nun veciz bir sözüyle noktalıyorum: “Yurtta sulh, cihanda sulh.”