Behçet Aysan, şair, hekim, insan hakları savunucusu... 1949´da doğdu, 2 Temmuz 1993´de Sivas´ta yobazlar tarafından ateşe verilen bir otelde insanları kurtarmaya çalışırken onlarla birlikte yaşamını kaybetti. 
Behçet Aysan'ın şiirleri 1979 yılından itibaren Türk Dili, Yusufçuk, Tan, Yazın, Yarın, Yeni Düşün, Sanat Rehber', Broy, Gösteri gibi dergilerde yayımlandı. Sıcak, içtenlikli insani duyarlılıklarla ördüğü şiirlerinde özgürlük, toplumsal ve bireysel acılar, duygusal travmalar egemen oldu. Yoksul halkların yaşadığı büyük trajedilerle insanın en derindeki aşk kırgınlıklarının bıraktığı izler, onun şiirlerinde aynı lirizm içinde sözcükleredöküldü. Kendi yaşamından yola çıkarak toplumsala ulaşan, güncel olanın içindeki kalıcı olanı gören şiirlerinde insanın evrensel yönlerini yansıttı. Sesler ve Küller kitabı ile 1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülünü Hüseyin Ferhat ve Bedrettin Aykın ile paylaştı. "Eylül" adlı dosyası ile 1986 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülünü, Deniz Feneri'yle de Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülünü (1987) kazandı. Anısına Edebiyatçılar Derneği tarafından Behçet Aysan Kitabı (1993) yayınlandı. Behçet Aysan'ın yazar ve şair olan kızı Eren Aysan ile Salih Bolat tarafından hazırlanan Bir Behçet Aysan Kitabı: Deniz Feneri (2006) adlı armağan kitap yayımlandı. Ölümünden sonra Türk Tabipler Birliği tarafından adına her yıl verilen "Behçet Aysan Şiir Ödülü" konuldu. Behçet Aysan'ın şiirinin en önemli özelliği, çok az sayıda sözcüklerle, hatta tek sözcükten oluşan ve kesik kesik okunmayı öneren dizelerle, anlamsal çok değerliliği yüksek şiirler yazmasıydı. Şiirlerine göreve' bir kimlik yükleyen, şiirlerinin anlam katmanlarını sınıfsal bir temele dayandıran bir şairdi. Bazı demokratik kitle örgütlerinin yönetimlerinde yeralması da bu özelliğinin sonucuydu. O, içtenliği, poetik duruşu, şiirinin ürettiği ideoloji ile kendi ideolojisinin asla çelişmemesi, sürekli evrensel şiir duyarlılığma çalışmasıyla tanı bir şairdi. Cemal Süreya, "Behçet Aysan'ın şiirlerini okuyorum. Biçimle gelişen, ama ondan sık sık taşan bir şiirsellik buldum bu arkadaşta" derken, Ataol Behramoğlu da şunları söyleyecekti, Behçet Aysan şiiri hakkında: "Toplumculuğu yüksek tonda konuşmak, bağırmak olarak anlayan `toplumcularımıza' ve toplumcu şiiri bu tanımlarla niteleyerek küçük düşürmeye çalışan `eleştirmenlerimize' de yabancıdır Behçet Aysan'ın şiiri." Behçet Aysan'la dostluğumuz, şiirin içinden iki insan olmamızın çok ötesindeydi. Ankara'da yaşadığım yıllarda, onunla akşamüzerleri Ekspres'te buluşmalarımızı, buz gibi biralarımızı yudumlarken, alıp eve götüreceği kızı Eren'in ilkokulunun dağılma zilinin çalıp çalmadığını kontrol etmek için ikide bir saatine bakışlarını asla unutamam. Birlikte yolculuklar yaptığımız, şiir matinelerinde şiirler okuduğumuz, gür ve yaralı sesiyle şiirler okuyan arkadaşımı sevgiyle ve özlemle selamlıyorum.

Bir Eflatun Ölüm

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım


git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.

Behçet AYSAN