İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişlerse, öbürüne sağır.
İsmet Özel

Facebook’ta, ya da Twitter veya Instagram’da bakınırken bir gönderi görüyorsunuz. Tanıdığınız biri yazmış. Tercih ettiğiniz siyasi adayla dalga geçiyor. Ya da kadınları hakir gören ve sizi sinir eden bir karikatür paylaşmış. Ya da belki şişman kadınlarla alay eden bir karikatür... Belki de dini görüşünüze çok aykırı bir yorumda bulunmuş. “Ben bu insanı nasıl olup da hiç tanımamışım” deyip, Facebook’ta onunla arkadaşlığı kesiyorsunuz. Ya da belki Twitter ya da Instagram’da takibi bırakıyorsunuz. Oh, ne güzel, şimdi gördükleriniz daha hoş oldu. Farkında mısınız, kendinize size ait bir alternatif gerçeklik yarattınız!
Feed’inizde (bilgi akışı / besleme) değer yargılarınızla çelişen fikirler görmek, psikolojik olarak rahatsız olmanıza neden olur, bunu ispat eden beyin taramaları bile var. Ama onları görmemek de çarpık bir gerçeklik yaratır. Yukarıdaki örnekte kişisel bir seçim yaparak neyi görüp, neyi görmeyeceğinizi kısıtladınız. Farkına bile varmadan, fikirlerinizi pekiştirmeye yönelik önlem aldınız. Ancak kendi kendimizi kandıran bu durumdan kısmen sorumlu olsak da, kendi fikirlerimizin pekişip durması tamamen bizim suçumuz değil. Kontrolümüz dışında, tamamen dijital olarak gerçekleşen durumlar da var.


Filtre balonu / Bilgi kabarcığı ve Yankı odası
Sosyal medyada “Filtre balonu / Bilgi kabarcığı” (Filter Bubble) denen bir olay var. Bu kavramı Eli Pariser adlı Yahudi bir avukat /internet aktivisti, 2010’da tanımladı. Ayrıca “Yankı odası” (Echo Chamber) diye bir terim çıkardı ortaya: Tek tip görüşün hâkim olduğu, karşı görüşlerin desteklenmeyip aşağılandığı kurum ya da ortam.
İnternet kullanıcılarının yaptıkları paylaşımlar, beğeniler, yorumlar kayıt altına alınıyor, sonrasında da benzer şeyler gösteriliyor, bu durumda sanki kendi konuşmanız yankılanıp size dönüyor. Karşıdan bir ses geldiğini düşünen kullanıcıların duyduğu aslında kendi fikirlerinin yankısı. İşte bu duruma “yankı odası etkisi” deniyor. Bilgiye ulaşmanın amacı kendimizi geliştirip bakış açımızı genişletmek iken, filtre balonları aracılığı ile kendimizi daraltıp duruyoruz.
Sosyal medya platformlarındaki algoritmalar, bize ilgi duyduğumuz ve beğendiğimiz şeyleri sunmaya çalışırlar. Çünkü o zaman daha çok tıklarız, daha uzun süre izleriz, daha çok yorum ve paylaşım yaparız, onlar da bu arada daha çok reklam geliri elde ederler. Sistem; paylaşımlar, beğeniler, yorumlardan öte, genel olarak etkileşimleri ve harcanan vakti kayıt altına alıyor. Mesela Youtube’da hangi videoları tıkladığımız, videoların ne kadarını bitirdiğimiz vs.


Daha çok izleme, daha çok reklam

Basitçe anlatırsak, futbol ile ilgili birkaç video seyrettikten sonra akışımız bu sporla dolar, bu arada bize alınacak futbol topu ve üniforma reklamları gelmeye başlar. Komik videolara daldığımızda, Facebook bize daha fazla komik video gösterecektir. Tabii ki, çocuk sevdiği belli olan kişilere bebek, hayvan sevenlere de kedi/köpek videoları gösterecektir. Bunun yanında da bebek bezi veya kedi/köpek maması reklamları da yağmaya başlayacaktır. Dijital reklamlara yüksek bütçeler ayrılmasının nedeni, şirketlere diledikleri kitlelere ulaşma imkânının sunulmasıdır. Ancak daha vahim olan şudur ki, algoritmalar tıklamadığınız şeylerle ilgilenmediğinizi varsayacaktır ve size onları göstermeyi bırakacaktır. Belki de siyaset, din, kültür, sanat içeren paylaşımlardan artık mahrum kaldınız ve farkında bile değilsiniz.

Tik Tok bağımlılığı

İnternette gençlerin çok sevdiği bir aplikasyon, menşei Çin olan Tik Tok... Video oluşturma ve paylaşmanın yanı sıra canlı yayın imkânı sağlayan bir sosyal medya uygulaması. Dünyanın en hızlı büyüyen markalarından biri. Tik Tok’un da kullanıcının tercihlerini öğrenip, ona göre videolar göstermek üzere kurulmuş bir düzeni var. Üstelik, Tik Tok videoları oldukça kısa olduğundan, çok hızlı şekilde insanları kavrıyor, bağımlı yapıyor. Bir slot makinesi gibi etki yapıyor; sırayla durmaksızın video seyretmeye başlıyor insanlar, güzel bir video çıktığı zaman dopamin salgılanıyor. Tik Tok, Instagram, Snapchat, Facebook - hepsi kumarın bağımlılık yapan özelliklerine uygun biçimde çalışır. Tabii, işin bağımlılık boyutu biraz farklı bir konu, ama sistemlerin insanları düşünmeye değil, olabildiğince medya tüketmeye itmesi de önemli ve ilginç.

Sadece ilgi alanımızda olanları görüyoruz
İnternet bize görmek istediğimizi “düşündüğü” şeyi gösteriyor, ama illa da görmemiz gerekenleri değil. İnternette herkesin kendisi için yaratılmış minik bir evreni var. Ama bu, insanların “kendileri için yaratılmamış” bazı şeyleri görmelerini zorlaştırıyor. Bir gün Zuckerberg’e bilgi akışının (news feed) önemi hakkında bir soru sorulmuş, şöyle yanıtlamış: “Sizin evinizin önünde ölen bir sincap, sizin için Afrika’da ölen insanlardan daha mühim olabilir.” (!!!) İnternetteki bütün platform ve sitelerin, sadece sizin ilgilendiğiniz, hoşunuza giden haberleri ve arkasında durduğunuz fikirleri sunduğunu bir tahayyül edin. Bu durum, uzun dönemde kendi fikirlerinize daha sıkı sarılmanıza ve karşı görüşteki insanlara tavır almanıza neden olabilir. Kendi filtre balonunuza hapsolursunuz ve fanatikleşirsiniz. Balonun içinde neler olduğunu görürsünüz, ama nelerin sizden saklandığını bilemezsiniz, sorun da buradadır.


Google aramalarımız da kişiselleşmiş
Google aramaları, 2004’ten beri kişiselleşti. Internet tarayıcısı, küçük tanımlama bilgilerini (cookie) kaydediyor. Bilgisayarınızda arama yaptığınızda, Google sadece internet ağında bulduğu bilgileri getirmekle kalmıyor, ama sizin daha önce girdiğiniz, baktığınız siteleri dikkate alıyor. Böylece daha kişiselleşmiş bir arama yapıyorsunuz. (İsterseniz bu özelliği kapatmanın yolları var.)
Arama sırasında sizin bulunduğunuz yer, tüm aramalarınızın geçmişi, daha önce girmiş olduğunuz siteler, sosyal ağlarınız dahil 50’den fazla parametreye bakılıyor. (Eli Pariser’e göre, 2011 itibariyle 57 parametre, şimdi farklı olabilir.) Böylece bir yandan, daha istediğiniz doğrultuda arama yapıyorsunuz, bir yandan da filtre balonunuza hapsoluyorsunuz. Çoğu kişi bu durumun farkında bile değil. Bir kullanıcı, bir Google aramasında, belli bir şey yazıldığında herkesin karşısına aynı sonuçların çıkacağını varsayabilir. Gerçekten de arama motorları en iyi optimizasyonu yapmaya çalışıyor. Ama işin içine bir dolu kişisel bilgi karışıyor. (Bu arada cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız bizi “dinliyor” ve yönlendiriyor bile olabilirler. Öyle olduğunu düşünen araştırmacılar var, ama henüz kanıt bulunamadı.)


Eli Pariser, bir TED konuşmasında

Eli Pariser’in 2011 TED konuşmasında gösterdiği bir örnek var. Birbirinden tamamen farklı iki kişi, Google aramaya Eygpt (ülke olarak Mısır) yazıyor. Çıkan sonuçların çoğu aynı, ancak bir kişide krizler, protestolar ve savaşlar da var; diğer kişinin bulguları ise daha çok seyahat, geziler ve ülke hakkında genel bilgileri içeriyor. Yalnız Google değil; Yandex, Yahoo ve diğer arama motorları da benzer şeyler yaparak aramalarımızı mükemmelleştirmeye ve kişiselleştirmeye çalışıyor.

Filtre balonları yüzünden karşı görüşün farkında değiliz
Ülkemizden bir örnek verelim. Bildiğiniz gibi Gezi Parkındaki ağaçların kesilmesine karşı olarak başlayan protestolar, daha sonra kitle protestolarına dönüşmüş, ve hükümet karşı önlemler almıştı. Protestolar medya tarafından biraz göz ardı edilince insanlar ağırlıklı olarak Twitter üstünden buluşmuştu. Sosyal medya genelde demokratik süreçler için çok önemli bir araç olarak görülür. Ama filtre balonları insanları bilgi süzgecine hapsediyor. Karşı görüşü göremiyorlar bile. Facebook ve Twitter sayesinde insanlar örgütlendiler, hükümetin politikalarını eleştirdiler vs. Ama bu arada Ak Parti seçmenleri tamamen farklı bir filtre balonu içindeydiler. Takip ettikleri basın ve kendileri gibi düşünen arkadaşları yüzünden farklı bilgilere sahiptiler. Protestocular ise kendi yankı odalarındaydılar. Kendileri çaldılar, kendileri oynadılar.

Sonuçta olan şu ki, iki taraf farklı bilgiler alıyordu, ve toplumsal kutuplaşma arttıkça artıyordu. Bu konuda Delft Teknik Üniversitesinde yapılan, iki bin Türk ve iki bin Hollandalı Twitter kullanıcısının hesaplarını inceleyen ciddi bir araştırma var.

Amerika’da

Yine Amerika’dan bir örnek verelim. ABD’de Haziran 2018’de bir deney yapılmış. Ülkenin değişik yerlerinde yaşayan 87 kişi; göçmenlik, silah kontrolü ve aşı kelimelerini Google’da aramış. Her birine çıkan ilk birkaç bulgu sayfası farklı. Pek çok link aynı olsa da, Google her birine farklı sıralama yapmış, aralarda farklı linkler önermiş.
Yine Amerika’dan başka bir örnek: Birbiriyle çok farklı iki kişi Google’da British Petrol ile ilgili arama yapıyor. Çıkan bulgular bir kişide ağırlıklı olarak finans/yatırım amaçlı; diğerinde ise ağırlıklı olarak çevre felaketleri (özellikle Nisan 2010’da Meksika Körfezinde gerçekleşen Deepwater Horizon petrol sızıntısı felaketi) var.

Filtre balonları niye bu kadar önemli?
Çünkü önemli konularda iş birliği yapabilme yeteneğimizi kaybediyoruz!
* Amerika’da Demokratlar ve Cumhuriyetçiler kutuplaşıyor. Lada Adamic adlı bir iletişim ağı uzmanı, 2004 yılında yapılan ABD seçimlerinde Cumhuriyetçi ve Demokrat cephelerin internette nerelere bağlantı verdiklerini incelemiş ve ortaya bir grafik çıkarmış. Sonuç şu ki, neredeyse ortak nokta yok!
* Corona gibi bir salgında aşı karşıtları birbirleriyle söyleşiyor; aşı yanlıları da birbirleriyle. İki taraf da kutuplaşıyor.
* Türkiye’de Kanal İstanbul’un yapılması ile ilgili olarak, hükümet yanlıları başka tezler okuyor, hükümet karşıtları başka tezler. İki taraf da birbirini duymamış oluyor.
* İklim değişikliğine, iklim değişikliğinin yaratabileceği sorunlara inananlar ve inanmayanlar birbirini anlamıyor.
* Komplo teorilerine inananlar, inançlarının gücü şiddetinde, gitgide daha fazla komplo teorisi içeren linklere maruz kalıyorlar ve inançları daha da güçleniyor. Bu konulardan bihaber olanlar onların neden bahsettiklerini anlamıyor bile.

Örnekler arttırılabilir. İletişim, insanların birbirlerini anlaması ve daha rahat anlaşabilmeleri için gerekli bir ihtiyaçtır. Yeni nesil iletişim teknolojileri, bizi yankı odası ve filtre balonu metotları ile birbirimizden uzaklaştırıyor. Facebook sizin dünya görüşünüzü fark ediyor. Neyle ilgilenmediğinizi “düşünürse” onlar ortadan yok oluyor. Ama biz kendimiz de bu durumda etkiliyiz. Gazeteler, Reddit (çok yaygın kullanılan Amerikan sosyal haber, tartışma ve forum sitesi) bize nelerle ilgilendiğimizi soruyor; finans, dünya haberleri, moda, teknoloji, çevre, spor vs. diye biz seçiyoruz; sonra da kısıtlı haberlerle çevriliyoruz. 

Büyükbabam

Benim büyükbabam sıkı bir Cumhuriyet gazetesi okuruydu, ama haftanın iki yahut üç günü muhakkak Tercüman gazetesi de alırdı. “Karşı tarafın görüşünü bilmek lâzım” derdi. Aynı şekilde sorgulayıcı bir bakış açısı ile yaşamak ve karşıt görüşleri incelemek gerekiyor. Yoksa, hem kendi eylemlerimiz, hem de yapay müdahaleler sonucu, kendi cam fanusumuza hapsolacağız.

Konuyu Bill Gates’in 2017’de Quartz’da söylediği bir iki cümleyle kapatmak istiyorum:
“Sosyal medya teknolojisi, sizin, sizinle aynı fikirdeki insanlarla kaynaşmanıza izin veriyor, böylece başka insanlarla karışmıyorsunuz ve başka bakış açılarını anlamıyorsunuz. Bence bu çok önemli... Bu benim ve birçok kişinin beklediğinden daha büyük bir sorun.”

Kaynaklar:
https://www.yirmilerim.com/filtre-balonu-nedir/
https://en.wikipedia.org/wiki/Filter_bubble
https://www.nbcnews.com/better/lifestyle/problem-social-media-reinforcement-bubbles-what-you-can-do-about-ncna1063896
https://en.wikipedia.org/wiki/Echo_chamber_(media)
https://en.wikipedia.org/wiki/Google_Personalized_Search
https://www.ted.com/talks/eli_pariser_beware_online_filter_bubbles?language=en
https://enginbozdag.tumblr.com/post/54497801958/sosyal-medya-demokratikle%C5%9Fmeye-yard%C4%B1mc%C4%B1-bir-ara%C3%A7
https://www.tolgaakkus.com/2019/11/yanki-odasi-ve-filtre-balonu/
https://www.forbes.com/sites/johnkoetsier/2020/01/18/digital-crack-cocaine-the-science-behind-tiktoks-success/?sh=bb2b97378beb