Kedi severlerin bu yazımı zevkle okuyacaklarına eminim. Hayatlarını paylaştıkları dört ayaklı dostlarıyla gurur duyacaklardır. Bu yazıda bilim, tarih, sanat ve daha birçok alana katkıda bulunan kedilerden bazılarını anlatmak istiyorum. “Bu kedicikler tarihi az ya da çok değiştirdiler. Bunu umursamamaları, hatta yaptıklarının farkında bile olmamaları, çok daha alçakgönüllü bir işi becerdiklerinde yaygara koparan o kendini beğenmiş insanlara örnek olmalı” diyor köpeklerden sonra, kedileri konu alan “Uygarlığı Değiştiren 100 Kedi” kitabının yazarı Sam Stall. Öyle değişik hikâyeler var ki kediler hakkında, okudukça şaşıracaksınız.


Uzaya giden ilk kedi Felicette
Rusya ve Amerika’nın uzay mücadelesine katılmak isteyen Fransa, uzaya bir hayvan yollamaya karar verir. 1963 yılında Fransa sokaklarında hayatını sürdüren Felicette, “Uzaya Hayvan Gönderme Misyonu” kapsamında yakalanarak, Fransız bilim adamlarına teslim edilir. 18 Ekim 1963 yılı sabah saat 08.09’da Véronique AG1 roketiyle uzaya gönderilen Felicette, yeryüzünden 156 kilometre yukarıya yükselir ve Dünya yörüngesinde 18 kilometrelik bir uçuş gerçekleştirir. 15 dakikanın sonunda Felicette’nin içinde olduğu kapsül paraşütle birlikte başarılı bir iniş yaparak Dünya’ya geri döner. Bu olayın ardından “Dünya’da uzaya giden ilk kedi” olarak tanınan Felicette, Fransız tarihine geçerek “Astrocat” lakabıyla anılmaya başlandı ve adına pullar basıldı.

Uluslararası krize yol açan kedi Ahmedabad
1962’da Hindistan’da elçilik yapan ABD’li John Kenneth Galbraith’in kedisi Ahmedabad yüzünden neredeyse savaş çıkacaktı. Hediye edilen siyam kedisine doğduğu kentin anısına adını “Ahmedabad” konulması ve ona kısaca “Ahmed” denmesi kıyameti kopardı. Çünkü “Ahmed”, Hz. Muhammed’in isimlerinden biriydi. Kedinin ismi Müslümanlığa hakaret olarak görüldü. Pakistan’da halk ayaklandı, Amerikan binaları taşlandı, Elçi Galbraith ölüm tehditleri aldı. Galbraith anılarında “Pakistanlıların o kadar da hassas olduklarını sanmıyorum” diye yazıyordu. “Eğer bir Pakistan elçisi, tam da iki ulus arasında sürtüşme olduğu sırada, ne kadar masumca olursa olsun, köpeğine İsa adını vermiş olsaydı, ülkemin dindar kesiminden de eleştiriler yükselirdi.” Yapılan açıklamalar sonucunda kriz sona erdi, kedinin de adı Gucerat olarak değiştirildi.


Pulcinella

Füg besteleyen kedi Pulcinella
18’inci yüzyılda ünlü olan İtalyan besteci Domenico Scarlatti, kedisi Pulcinella sayesinde en ünlü parçalarından birini besteledi. Resmî adı “Kk. 30, Fa Minör Füg” olan bu tek bölümlü klavsen sonatı, gayri resmi olarak “Kedi Fügü” olarak biliniyor. Kedinin, klavyenin üzerinde gezinmesiyle ortaya çıkan hoş notaları bir kenara not eden sanatçı, bunun üzerine koca bir füg bestelemiş. Eser bugüne kadar pek çok resitalde yer aldı. İyi bir besteci ve üretken bir sanatçı olan Scarlatti birkaç opera ve 500 kadar sonat yazmıştı. Yenilikçi eserler, dinî temalardan İspanyol, Magripli ve Yahudi halk müziğine kadar çok çeşitli örneklerden esinlenen besteleriyle ünlüydü.

Kedi Fügü büyük bir başarı kazandı, 1840’larda büyük piyanist Franz Liszt fügü repertuvarına aldı, bütün resitallerinde bu parçaya da yer verdi.


Winston Churchill ve Jock

Tarihsel simge olan kedi Jock

Winston Churchill tarihteki en büyük kedi severlerden biridir. Ünlü devlet adamının en uzun ömürlü kedisi, 88. yaş günü münasebetiyle özel sekreteri Sir John Colville’in hediye ettiği, Jock ismiyle anılan sarman kediydi. Churchill’in gözdesi olan Jock, torunlarının birinin düğün fotoğrafları çekilirken Churchill’in dizine oturmasına izin verdi. 1965’te Churchill son nefesini verirken başından hiç ayrılmayan Jock, 1974’te ölene kadar Churchilllerin aile ikametgâhı olan Chartwell’de yaşadı. Churchill vasiyetine Chartwell’de daima Jock adlı bir kedi yaşayacak diye bir madde koydurtmuştu. Şu anda orada III. Jock yaşıyor.

Japonya’nın şans kedileri Maneki Neko
Maneki Neko Japon kültüründe çok önemli yeri olan ve özellikle tüccarların dükkânlarına bolluk ve bereket getirdiğine inanılan bir Japon halk sembolüdür. Anlamı “çağıran kedi” olan Maneki Neko’nun pek çok farklı versiyonunu Japonya’da birçok dükkânın kapısında ya da kasanın yanında halen görmek mümkündür.

Maneki Neko’nun ortaya çıkışıyla ilgili birçok efsane var ancak en popüleri Gotoku tapınağı efsanesidir.

17. yüzyılda, Tokyo’daki küçük bir tapınakta fakir bir keşiş yaşıyordu. Keşiş, zaten kısıtlı olan yiyeceğini kedisi Tama ile de paylaşmaktaydı. Bir gün, Hikone bölgesi lordu ava çıkar ve fırtınaya tutulur. Tapınağın yakınındaki büyük bir ağacın altına sığınmış beklerken, patisini kaldırıp, onu tapınağa çağırır gibi sallayan bir kedi dikkatini çeker. Lord, meraklanıp sığınaktan çıkar ve bu garip kediyi daha iyi görmek için tapınağa yönelir. Bu esnada düşen bir yıldırım, Lordun biraz önce sığındığı ağacı harap eder.


Bu kedinin hayatını kurtardığını düşünen Lord, tapınağı himayesine alır. Onararak genişletir ve 1697’de tapınağın adını Gotoku olarak değiştirir. Tama öldüğünde, kedi mezarlığına defnedilir. Maneki Neko (çağıran kedi) Tama’nın heykeli ilk o zaman, yapılır ve tapınağa konur.

Her yıl Eylül ayında, Japonya’nın Seto şehrinde, bir tür Halloween’e benzeyen Maneki Neko Festivali yapılır. Şehrin her yerinde Maneki Neko’lar görülür. Çocuklar ve yetişkinler yüzlerini kedi gibi boyarlar. Seto şehrinde bir de Maneki Neko Müzesi bulunmaktadır.

Dünyanın en talihli kara kedisi Kaspar
Londra’daki Savoy Oteli 1889’daki açılışından beri lüks dekoru ve müşterilerine sunduğu titiz hizmetiyle ünlüdür. Bir gece Güney Afrikalı bir iş adamı Woolf Joel, arkadaşlarına bu otelde bir ziyafet verir. Son dakikada gelemeyen bir konuk masadaki katılanların sayısını uğursuz kabul edilen bir sayı olan 13’e indirir. Joel bu hurafelere gülüp geçer ve masadan ilk kalkar. Bir müddet sonra Johannesburg’dan iş adamının bir cinayete kurban gittiği haberi gelir. Bundan rahatsız olan otel yönetimi, böyle durumlarda, otel çalışanlarından birini 13 kişilik gruplara, 14. olarak katılmasını sağlar. Ancak yabancı biriyle aynı sofraya oturmak istemeyen gruplar için de yeni bir çözüm bulma yoluna gidilir. 1927 yılında mimar Basil İonides’e yaklaşık 1 metre boyunda ahşaptan bir kara kedi heykeli ısmarlanır. Art Deco tarzındaki heykele Kaspar adı verilir ve 13 kişilik öğle ve akşam yemeği gruplarında sayıyı tamamlamak için kullanılır. O günden beri yemeklerde dilsiz kedinin önüne diğer davetliler gibi ön yemek servis edilmekte ve garsonlar boynuna bir peçete bağlanmakta. Kedi halen bugün Savoy Otelinin ünlüsüdür.


Kaspar, Churchill’in Savoy’da kurduğu “The Other Club” adlı meclisin de gözdesiydi. Bir defasında Kraliyet Hava Kuvvetlerinin subayları şaka olsun diye Kaspar’ı kaçırmışlardı, Churchill onun serbest kalmasını sağladı.

Sözlük yazımına yardım eden kedi Hodge
Tarihte birçok şair ve romancının, kedilerinin mahmur bakışları altında yazılarını yazdıklarını görüyoruz. İngiliz dilinin ilk sözlüğünü yazan Samuel Johnson’un kedisi Hodge, yazarın can yoldaşıydı. Proje 1775’de bitti ve dünya çapında ilgi gördü. James Bosweel adlı bir İskoç yazar, 1779 yılında “The Life of Samuel Johnson” biyografi kitabını yayımladı. Yazar şöyle bahsediyor Johnson’nun kedisine olan sevgisinden: “Kedisi Hodge’a ne kadar düşkün olduğunu asla unutmayacağım. Ona kendisi istiridye alırdı ki, bu zahmete giren uşaklar zavallı yaratıktan nefret etmesinler.” Johnson dört ayaklı dostuna acı sona kadar eşlik etti. Şair Percival Stockdale, Hodge’un ölümü üzerine bir ağıt yazmıştır:
Efendisi kucaklayınca onu
Minnetini gösterdi sevgiyle
Ve asla unutmadı şükranla mırıldamayı
Samur kürkünü okşadığında

Bugün, Johnson’ın başyapıtını yazdığı evin karşısında, sahibinin kitabının üstünde oturan Hodge’un bir heykeli durur. Kaidesinde şu sözler yer almaktadır: “Gerçekten pek güzel kedidir.”


Freddy Mercury’nin kedisi “Delilah


Burada birkaç örnek verdiğim listeye daha çok ekleyeceklerim var elbet. Ünlü İngiliz şarkıcı Freddy Mercury’nin, “Delilah” şarkısında ölümsüzleştirdiği çok sevdiği kedisi Delilah; ABD başkanı John F. Kennedy’nin kızı Caroline’in mezatta 13 bin dolara satılan çerçeveli bir fotoğrafıyla kedisi Tom; tekerlekli sandalyeye mahkûm sahibi Gary Roheisen çaresiz kaldığında telefonun otomatik çevirme düğmesine basıp 911’i arayıp polise haber veren Tommy; Londra Kulesine hapsedilen III. Southampton Kontu Henry Wriothesley’i hücresinde yalnız bırakmayan, hep sadık kalan Trixy; kanlı Stalingrad Çarpışmasında Rus kuvvetlerine yardım eden Mourka; Clinton yönetiminin gayrimeşru maskotu, günlerini Oval Ofis’te geçiren, medya kahramanı, Başkandan daha fazla mektup aldığı iddia edilen Socks; Hz. Muhammed’in en sevdiği kedi Müezza bu ilginç kahramanlardan bazıları.

Kimilerinin çok sevdiği, kimilerinin görünce irkildiği kediler doğanın bir parçası olarak hayatımızdalar. Sarmanıyla, tekiriyle, karasıyla, beyazıyla evlerimizde ya da sokaktalar. Kedi, evcil hayvanlar içinde başta gelir çünkü evde çok rahatlıkla yaşayabilir. Bir kedi, pek çok kadının korkusunun aksine evi kirletmez, evin içindeki değişik yerleri değil, tek bir yeri tuvalet ihtiyacı için kullanır.

“Hayatın ıstırabından iki kaçış vardır: Müzik ve kediler.” Albert Schweitzer
“Kedileri seviyorum çünkü evimi seviyorum, yavaş yavaş evimin gözle görülür ruhu oluyorlar.” Jean Cocteau
“Bir kedinin dostluğu tonlarca ilaçtan çok daha şifalıdır.” Enzo Jannacci
“Kediler gizemli yaratıklardır. Sizi mi seviyorlar yoksa yalnızca lütfedip evinizde mi kalıyorlar asla bilemezsiniz. Onları son derece çekici kılan bu gizemdir.” Paul Moore
“Bir kediyle geçirilmiş zaman asla vakit kaybı değildir.” Sigmund Freud
“Her miyav, kalpten gelen bir mesajdır.” Stuart McMillan

Bu kadar güzel sözden ve tavsiyeden sonra acaba evlerimize birer kedi mi alsak?

Kaynakça:
“Uygarlığı Değiştiren 100 Kedi”, Sam Stall