Haber resmi: İbrahim Çallı (1882-1960)

Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız, hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim.”
Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, Cumhuriyet’i ilan ederken, ülkemizde sanat ve kültür alanlarına özellikle önem vermiş, sanatta da devrimler ile el ele giden çağdaşlaşma hareketinin öncülüğünü yapmıştı. Devrimlerin dayandığı milliyetçilik ve medeniyetçilik ilkelerinin etkileri, sanatın her alanında görülecekti. Atatürk’ün vizyonu Cumhuriyet’in sanatsal kimliğinin oluşturulmasını ve sağlam temeller üzerine yükselmesini amaçlıyordu.

Eğitime ve bilime verdiği önem ile beraber sanata ve sanatçıya da yüksek değer vermiş; sanatın bir millet için önemini sık sık dile getirmiş, millî ve modern sanat akımının oluşması için sanatı her dalda desteklemiş bir liderdi. Atatürk askeri ve stratejik dehası ile birlikte hakiki bir sanat severdi.

Atatürk, edebiyatı güzel sanatların bir dalı olarak düşünürdü
Edebiyat ve şiire ilgisi Manastır Askeri İdadisi’nde bir öğrenci iken başlamış, bu merakı şair ve hatip Ömer Naci Bey ile arkadaşlığı ile beslenmiş, ancak hocası Alay Emini Asım Efendi’nin, şiir ile fazla uğraşmanın onu askerlikten uzaklaştırabileceği ikazı ile şairliği bir kenara koymuştu.

Pek çok konuşmasında sanatın bir milletin geleceği için ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştı. Atatürk güzel sanatlara bu verdiği önemi, “Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür” sözleri ile dile getirerek, II Abdülhamit zamanında kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi, 1926 senesinde Atatürk’ün emriyle Fındıklı’daki çifte saraylara taşımış ve “Güzel Sanatlar Akademisi” ne dönüştürülmüştü. Güzel Sanatlar Akademisi’nden pek çok yetenekli genç, Avrupa sanatlarını ilerletmek için gönderilmişti. Atatürk'ün portresini yapan ilk Türk ressamı Mihri Müşfik Hanım’dı.


Mihri Rasim (Müşfik), Mareşal Atatürk

Resme ve heykele olan ilgisi

Ata’mızın resme olan ilgisini ise Lord Kinross’tan yapacağımız alıntıda olabildiğince açık görebiliriz: “... Ali Fuat’la dost oldu. Yaz mevsiminde bir hafta sonunu Büyükada’da geçirmeye karar verdiler. Oteller pahalı olduğu için çamlıklarda kamp kuracaklardı... Çevredeki tabiat güzellikleri, mis gibi kokan çamlıklar, parıltılı deniz, yıldızlı gökyüzü kendilerinden geçirmişti onları... Bir ara Mustafa Kemal dedi ki: “Fuad, eğer matematiğin üzerinde durduğum kadar şiir ve resim üzerinde de dursaydım, Harbiye’de dört duvar arasında kapanıp, kalmazdım... Sabahleyin şafak söker sökmez de resim yapmaya başlardım.”

Atatürk güzelliği sevdiğini, “çirkine tahammül edemiyorum,” diyerek dile getirmişti. Katlanamadığı konulardan biri de, resimde kahramanlığın yanlış biçimde yorumlanmasıydı. Onu sinirlendiren resim, yerde yatan bir Yunanlının göğsüne, süngüsünü saplayan Mehmetçiği göstermekteydi. Tablo, Çankaya’ya bir tanıdığı tarafından gönderilmişti. “Ben kana bakamam. Bir tavuğun bile boğazlanmasına tahammül edemem. Kapatın ve kaldırın şunu, ne iğrenç manzara, gönderenin şaşarım aklı perişanına!” diyerek çıkışmıştı.

“Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir” diyen Atatürk, Cumhuriyet’in henüz ilk yıllarında, anıt ve heykeller yaptırmak için yurtdışından heykeltıraşlar ile çalışarak, Avusturyalı heykeltıraş Krippe’ye, önce Ankara Ulus Meydanı’nda Zafer Anıtı ve İstanbul Sarayburnu’na, ülkemizdeki ilk heykel olan Atatürk anıtını yaptırmıştı.


D Grubu ressamlar

İlerleyen senelerde yetişen Türk heykeltıraşlar da çeşitli illere anıtlar ve heykeller yapmaya devam edeceklerdi. 1929’da Cumhuriyet’in ilk sanatçı topluluğu ‘Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği’ kuruldu. 1933 yılının Eylül ayında ise beş ressam ve bir heykeltıraş; Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino ve Zühtü Müridoğlu, bir araya gelerek ‘D Grubu’ adlı sanat topluluğunu oluşturdu.

Atatürk için en önemli konulardan biri de sanatsal ve kültürel mirasın muhafaza edilmesi, hem dünyaya hem gelecek kuşaklara tanıtılması idi. Bu ülküden yola çıkarak, Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesindeki İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin açılışı 10 Eylül 1937 senesinde Atatürk tarafından yapılmıştı. 1921’de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 1926’da Mektep Müzesi, 1927’de Ankara Etnografya Müzesi, 1937’de İstanbul Resim Heykel Müzesi kuruldu, 1935’de Ayasofya Müzesi ve sonrasına pek çok müze Atatürk güdümünde açıldı.


Ankara Palas Konukevi, Mimar Kemaleddin

Milli mimari akımının öncüsü oldu
Atatürk Cumhuriyet döneminde milli mimarinin oluşması için çalışmalar başlatmış, Almanya’dan şehir planlamacıları ve mimarlar getirtmişti. Genel Kurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı binaları bu dönemin ilk ürünleriydi. Cumhuriyet’in merkezi olan TBMM binası dahil pek çok bina bu dönemde yapılmış ve böylece Atatürk milli mimari akımının öncüsü olmuştu. Birinci Mimari Akım’ın en önemli temsilcileri, Mimar Kemalettin ve Mimar Vedat Cumhuriyet’in ilk kamu binalarını inşa ettiler: TCDD Genel Müdürlük Binası, II. TBMM Meclis binası, Kastamonu Hükûmet Konağı gibi cumhuriyet güzeli binaları… Ben Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken, eski rektörümüz rahmetli Prof. Dr. Abdullah Kuran’dan Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarisi adlı dersi almıştım, üniversite hayatımın en anlamlı, heyecan verici ve içeriği en ilgi çekici derslerinden biridir.

Müzik sevgisi
Mustafa Kemal Atatürk’ün müzik sevgisini, Rumeli türkülerine özellikle düşkün olduğunu hem dinlediğini hem de zaman zaman eşlik ettiğini, ‘Sarı Zeybek’ gibi halk oyunlarını oynadığını, Safiye Ayla’nın sesini çok beğendiğini pek çok kaynaktan okuyoruz. Atatürk’ün dans etmeyi sevdiğini fotoğraflarından da görüyoruz. Örneğin, 26 Temmuz 1927’de Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Kadıköy Şubesi’ne bağışta bulunduktan sonra bu kurumun Maarif Cemiyeti ile birlikte düzenlediği baloya katılmış ve burada dans etmişti.

Ayrıca batılı anlamda müziğe ve müzik eğitimine önem veren Atatürk sayesinde, Eylül 1924’te ilk ‘Musiki Muallim Mektebi’ açıldı. 1925’te bir yarışma vasıtasıyla, müzik öğretmeni yetiştirilmesi için Berlin, Paris, Budapeşte, Prag gibi Avrupa’nın önemli kültür şehirlerine yetenekli gençler gönderilmeye başlandı. Bir sene sonra, Darülelhan İstanbul Belediye Konservatuarı’nda dönüştürüldü.

Avrupa’dan sonra İstanbul’a dönen Cemil Reşit Rey, konservatuarda Batı Müziği bölümüne öğretmen olarak atandıktan sonra 1926’da konservatuvarda birçok sesli koro; 1934 yılında ise “Yaylı Sazlar Grubu”nu kurdu. İstanbul Şehir Orkestrası’nın ilk çekirdeği olan topluluk, sonraki yıllarda konservatuvarın ileri sınıflarından üfleme çalgı öğrencilerinin de katılmasıyla bir senfonik orkestra özelliğine kavuşmuştu.


Türk Beşleri

Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılından sonra ulusalcı kültür ve eğitim politikalarının sonucunda birçok yetenekli müzisyen yurt dışına gönderilmişti. İşte, Türk Beşleri olarak adlandırılan bu isimler de, Türk müziğinin evrensel düzeye ulaşmasını amaçlayan hareketin içerisinde yer alacaktı. Bu kişiler Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kazım Akses’dir. Yine aynı dönemde ‘İstanbul Belediye Konservatuarı’nda geleneksel Türk Sanat Müziği eserlerinin saptanması için ‘Tesbit ve Tasnif Heyeti’ kuruldu. 1934 yılında ‘Milli Musiki ve Temsil Akademisi Kanunu’ ve ‘Devlet Konservatuarı Kanunu’ çıkarıldı. Operaya destek vermek için 1930’da ‘İstanbul Opera Cemiyeti’ kuruldu. 19 Haziran 1934’te Türkiye’yi ziyaret edecek olan İran Şahı Rıza Şah Pehlevi onuruna, Atatürk’ün yönergeleri ve denetimi ile Adnan Saygun’dan bir opera bestelenmesi istendi ve sonucunda Firdevsî’nin Şehnâmesi’nden uyarlanan librettosunu Münir Hayri Egeli’nin yazdığı Türkiye Cumhuriyeti’nin sahnelenen ilk Türk operası, “Özsoy Operası” yazıldı.

“Tiyatro büyük bir sanat dalıdır…”
“Tiyatro yalnız hoş vakit geçirme, bir eğlence aracı değildir. Bir ulusun fikri seviyesini, yaşayışını ve zevkini de yansıtan büyük bir sanat dalıdır” diyen Ata’mızın vizyonu dahilinde. 1927’de İstanbul’da teşkil edilen ‘Sanayi-i Nefise Birliği’, tiyatro eğitimine başladı. Dârülbedâyi ise ‘Şehir Tiyatrosu’ adını aldı ve halen Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak Harbiye, Fatih, Kadıköy, Üsküdar ve Gaziosmanpaşa sahnelerinde faaliyet göstermektedir. Tam bu noktada Atatürk’ün sanatçıya saygısını dile getiren bir hatıraya yer vermek gerekiyor: İstanbul’daki Şehir Tiyatrosu sanatçıları bir gün Ankara’ya Türk ocağında temsiller vermeye gelir. Bu temsillerin birinde Atatürk de vardır ve sanatçıları Çankaya’ya davet eder, onları iltifatlarıyla onore eder, ayrı ayrı iltifat eder. Davet sonunda Reşit Galip, sanatçılardan ayrılırken Atatürk’ün elini öpmelerini söylediğinde, Atatürk, “hayır” der, “sanatkâr el öpmez, sanatkarın eli öpülür.”


Ata’mızın sanatçılara bakış açısını ve onlardan beklentisini İbrahim Çallı’ya, bir sohbet esnasında söylediği şu sözlerden görmemiz mümkün:
“Aynı milletin çocuklarının hep beraber bulunarak birbirlerini tanımaları, birbirlerini sevmeleri ve bu birlik sevgisinden çıkacak yüksek hislere aynen tâbi olmaları güzel bir şeydir. Eğer güzel sanatlar müntesibi sıfatıyla siz bunu tespit ederseniz, bütün millete ve bütün insanlığa hizmet edersiniz.”

Atatürk büyük dehasını toplumsal alana taşımış, ülkemizde başlattığı çağdaşlaşma hareketini sosyal, bilimsel ve sanatsal alanları kapsayacak şekilde geniş bir yelpazede görmüş, “Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki, o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur” düşüncesinin neticesinde şu anda gurur duyduğumuz dünya çapında ressamlarımızın, müzisyenlerimizin, mimarlarımızın yetişmesinde başı çeken büyük güç o olmuştur.

Ata’mızın dediği gibi, Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Ne mutlu bize ki, onun açtığı yolda yürüyen çok yetenekli sanatçılarımız ve yetiştirdikleri pırıl pırıl gençler var. Ata’mızın yaktığı meşalenin sönmeyeceğinin teminatı olan Atatürk gençleri…

Kaynakça:
Atatürk’ün Sosyal ve Kültürel Politikaları-Seda Bayındır Uluskan.
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 56, Cilt: XIX, Temmuz 2003, Türkiye Cumhuriyeti'nin 80. Yılı Özel Sayısı.
Atatürk’ün Güzel Sanatlara ve Sanatçılara Bakışı, Dr. Erol Evcin, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 47, Bahar 2011, s. 521-555.
Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ün Hususiyetleri, İstanbul 1964, s.24.