Haber Fotoğrafı: Günümüzde eski Yahudi mahallesi

Bu tarihî adayı yıllar önce, yine bir gemi gezisi sırasında ziyaret etmiştim. O zamanlar çok kısa kaldığımız için çok fazla gezememiştim. Bu son gemi turumda, Yunanistan’ın on iki adalar grubunun en büyüğü olan Rodos adasını rehber eşliğinde gezerek tanımak fırsatını buldum. Tarihi, bugüne kadar korunmuş eski şehri, üç semavi dini temsil eden eserleriyle, zengin kültür mozaiği ile gördüklerim beni çok etkiledi.


Rodos adasının tarihi
Geçmişi M.Ö 408 yıllarına kadar giden, antik çağlardan, Roma İmparatorluğuna kadar, Doğu Akdeniz’in en önemli deniz ve ticaret merkezlerinden biriydi Rodos adası. Orta çağda altı kapıdan oluşan bir kalenin içine kurulmuş olan Eski Şehri UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer almaktadır. İyi korunmuş surlarıyla, kiliseleriyle, camileri, sinagogu, meydanları ve kemerli sokaklarıyla, bu “Şövalyeler Adası” görülmeye değer. Ada bu unvanı 1309 yılında, yönetiminin Rodos Şövalyelerin eline geçmesiyle almıştır. Şövalyeler şehri büyütüp, güçlendirmiş ve bugünkü haline getirmişler. Kendilerinin kaldığı ve önemli binaların yapıldığı bölüm Collachium, yerel halkın yaşadığı bölüm ise Burgo adını almış.

Rodos’ta Osmanlı Dönemi
Rodos adası, Şövalyelerin inşa ettikleri surlar sayesinde 1444’deki Mısır Sultanı ve II. Mehmet’in 1480’deki hücumlarına karşı koyabilmiş ancak 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın askerlerine yenik düşmüş ve 400 yıla yakın Osmanlı himayesinde kalmış. Kalan birkaç şövalyeye Sicilya Krallığı’nda kalmalarına izin verilmiş. Şövalyeler daha sonra onların operasyon merkezi olan Malta’ya yerleşmişlerdir. Eski Şehirde Osmanlı etkileri ve camiler, adanın kültür mozaiğini bir kat daha zenginleştirmiştir.

Sokrates sokağında 1523 yılında yapılmış Süleyman Camisi sadece bayram günleri açık, diğer günlerde ziyaret edilemiyor. Adanın diğer Osmanlı etkisi görülen yerleri, Arionos Meydanı, İbrahim Paşa, Mustafa Paşa Camileri ve Yeni Hamamı sayılabilir.


Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri: Rodos Heykeli (Colossos)
Colossos M.Ö 280 yılında Dorlar tarafından Rodos liman girişinde inşa edilmiştir. M.Ö 305’te Antigonitler Rodos’a saldırmış ve kuşatma bir yıl sürmüştü. M.Ö 304’te barışın sağlanmasıyla Rodos halkı tanrılara şükranlarını sunmak için bir heykel yaptırmak istemişlerdir. Heykeltıraş Lindoslu Haris’in yaptığı Güneş Tanrısı Heilos’u simgeleyen bu heybetli zafer anıtı, 32 metre yüksekliğinde bronz ve taşla desteklenmiş bir heykeldi. Yapımı 12 yıl sürmüş ve M.Ö 282 yılında tamamlanmıştır. Liman girişinde duran heykelin bacaklarının arasından gemilerin limana girdiği ve heykelin başındaki ateş gemiciler için deniz feneri görevi yapmaktaydı. Ve Colossos tam 54 yıl boyunca ayakta durmuş, görkemiyle insanlara ilham vermiş. Ta ki, M.Ö 226’da Ege Denizi’ini sarsan büyük deprem ile dizinden kırılıp yıkılana kadar. Bunun üzerine, Mısır kralı II. Ptolemaios heykelin restorasyonu için ödeme yapmayı teklif eder. Ama Rodoslular, heykeli yeniden dikmelerini yasaklayan bir kehanet nedeniyle bu teklifi kabul etmezler. Böylece Colossos, düştüğü yerde, neredeyse, 900 yıl demir ve taş yığını şeklinde kalır. Fransız heykeltıraş Frederic Auguste Bartholdi New York’taki Özgürlük Heykelini Rodos Heykelinden esinlenerek yapmıştır.


Rodos’ta Yahudiler
Avram Galanti’nin Rodos Yahudi toplumunu anlatan ünlü eseri ‘Histoire des Juifs de Rhodes’ adlı kitaptan, cemaatin 1836’ya kadar İstanbul’dan tayin edilen hahamlarca idare edildiğini, 1890’a kadar adanın Selânik Başhahamlığına, bu tarihten sonra da İzmir’e bağlandığını anlatır. Osmanlı döneminde, Yahudilerin Rodos’ta altı sinagogları bulunuyordu. Bunların en eskisi 15. yüzyıla, yani Osmanlı öncesi döneme ait Kahal Akadoş Gadol olup, II. Dünya Savaşındaki bombardıman sırasında tahrip edilmişti. II. Dünya Savaşı sırasında, Eylül 1943’te Rodos’un idaresi İtalyanlardan Almanlara geçince Avrupa’nın her yerinde olduğu gibi, adada yaşayan 1700 Yahudi, toplama kamplarına götürüldüler. Bu dönemde orada bulunan Türk Başkonsolosu Selahattin Ülkümen kendi canını ve ailesinin canlarını tehlikeye atarak, Türk vatandaşı olduğunu tespit ettiği 42 Rodos Yahudi’sini kurtarmayı başarmıştır. “Türk vatandaşları Nazi kanunlarına tabi değildir ve tüm Türk vatandaşları eşittir. Bu yaptığınız bitaraf olan Türkiye nezdinde en şiddetli şekilde protesto edilecektir,” diyerek Almanya’nın Ege Adaları komutanı Ulrich Von Kleeman’a karşı çıkabilmiştir. Toplama kamplarına gönderilen 1500 Yahudi’den ancak 150 kişi sağ dönebilmiştir. 26 Haziran 1990’da İsrail Devleti tarafından kendisine ‘Uluslararası Dürüst’ ödülü verilmiştir. 


Sayın Selahattin Ülkümen’i ben 1988 yılında Levent’te açtığımız Almelek Sanat Galerisinde tanıdım. Sergilerimizin açılışlarına gelirdi ve çok sohbetlerimiz olmuştur. Çok saygıdeğer ve alçakgönüllü bir beyefendi idi. Onun II. Dünya Savaşı sırasında Rodos Konsolosu olduğunu, oradaki Yahudileri hayatı pahasına, mutlak bir ölümden kurtardığını, ancak ölümünden sonra çıkan bir röportajda öğrendim. Naziler de onun yaptığı kurtarma çalışmalarını öğrenince, Türkiye’nin Rodos Konsolosluğu binasını vururlar. O sırada binada bulunan, henüz yeni doğum yapmış olan Selahattin Ülkümen’in eşi Mihrinnisa Hanım ve iki konsolosluk görevlisi hayatını kaybeder. Ülkümen, 1944 Ağustos’unda Rodos’tan sınır dışı edilir ve Pire’de tutuklu kalır. Ancak 1945 yılında Nazilerin teslim olmasından sonra Türkiye’ye dönebilir. Ülkümen 1989 yılında, İsrail’in, Naziler tarafından Soykırım’a maruz kalan Yahudileri kurtaran gayri-Yahudilere verdiği “Uluslararası Dürüstler” onursal unvanı layık görüldü ve bu unvanı alan tek Müslüman olarak tarihe geçti. 1998 yılında Ülkümen’in de yer aldığı, Yahudilerin hayatlarını kurtaranların portrelerinden oluşan posta pulları serisi İsrail’de piyasaya sürüldü. Ülkümen için kimileri, “Türk Schindler”i demiştir. Ülkümen, sohbetlerimizde, Yahudi olmama rağmen hiç bu olaylardan bahsetmemiş, yaptıkları ile övünmek ihtiyacını duymamıştı.

Bu gezimde Eski Şehir’deki Yahudi Mahallesini, Yahudi Şehitleri Anıtını, sinagogu ve Yahudi Müzesini gezerken, Selahattin Ülkümen’e ayrılan köşeyi de görmek beni ayrıca çok mutlu etti. Onu saygı ve sevgi ile anıyorum.