Fotoğrafçılar: Helena Massa ve Lukasz Kowalski

Her spor güzeldir ama hepsi zarif midir bilmiyorum. Bu sayımızda atların balesi olarak da bilinen çok zarif ve özel bir spor dalı olan At terbiyesi (Dresaj) ve bir o kadar da zarif sporcusu ile ilgili bir röportaj hazırladık.

At terbiyesi (Dresaj) dalında binici, bu spor dalında Grand Prix seviyesinde Türkiye’yi temsil eden tek yarışmacı, aynı zamanda hem at hem binici antrenörü, İsviçre - Belçika arasında mekik dokuyan ROTEM İBRAHİMZADEH ile eğitim vermek için kısa süreliğine davet üzerine geldiği İstanbul’da görüştük; Bu, pek de bilinmedik spor dalı, atlara olan sevgisi ve bilgisi hakkında konuştuk…



Sevgili Rotem öncelikle okuyucularımız için kendini tanıtır mısın?
1996 doğumluyum. Koç Lisesini bitirdikten sonra üniversite için ekonomi ve işletme okumak amacıyla Milano’da, Universita Bocconi’ye, ardından yüksek lisans eğitimim için Cenevre’ye geçtim. Dijital pazarlama alanında bir yıl boyunca eğitim aldım.

Sonrasında, kurumsal hayata adım attım. Bir süre kripto para start-up şirketinde çalıştıktan sonra, IWG (Spaces, Regus) şirketinde de görev aldım. Hem benim hem de ailem için atların yanı sıra sivil sektörde deneyim sahibi olmak ve bir gün at dışında başka bir sektörde çalışmak veya farklı bir iş yapmak istersem bu konuda bilgili olmam, bir altyapım olması ve kendi ayaklarımın üzerinde bu şekilde de durabiliyor olmam çok önemliydi.

Şimdi ise, tam zamanlı olarak atlarla çalışıyorum. Genç atları eğitmek, genç binicileri yetiştirmek ve aynı zamanda kendi spor kariyerimi ilerletmek için zamanımı tamamen atlara ayırıyorum. Eğer bir cümleyle kendimi tanıtmam gerekirse, en azından bu spor konusunda “Atı ile dans eden kız” olarak tanıtırdım.

Ne zamandan beri at biniyorsun ilk günden bugüne atlarla olan yolculuğunu anlatır mısın?
Böyle düşününce aslında zor bir soru, çünkü bir ömür geçmiş gibi hissettiriyor. Ailemin bana anlattığına göre, anaokuluyla bir gün atları ve hayvanları görmek için ahıra gidiyoruz. Orada ilk defa at bindikten sonra, ‘Ben her zaman ata binmek istiyorum’ diye bir fikir oluşuyor kafamda. Ailem, ne hikmetse bu fikre inanıp devam ediyor... Üç yaşımdan beri Ela Açar ile at binmeye başladım ve 18 yaşında üniversite için ayrılana kadar da beraber çalıştık. Türkiye’de yaşadığım sıralarda birçok farklı Olimpik binicilerden aldığım klinikler yani kısa süreli eğitimlerden, farklı bakış açıları da girdi hayatıma. Türkiye’de biniş hayatımda aslında ben çok mutlu, çok şanslı bir çocuk olduğumun da farkındaydım. At terbiyesi (Dresaj) kolay bir spor değil, içinde yaşamak ve devam etmek oldukça zor. Ben 18 yaşına kadar da aynı zamanda atlama da yaptım, ikisini beraber götürdüm. Ama işin sonunda Dresaj her zaman olması gerekendi.



Bu zaman zarfında Türkiye şampiyonalarına katıldık, Balkan Şampiyonası’nda ekip olarak kazandık. İlk defa Türkiye adına bir pony ile Balkan Şampiyonası’nda ikinci oldum. Türkiye’nin ilk pony ekibiyle Avrupa Şampiyonası’na kalifiye olduk. Sudan çıkmış balık gibi Avrupa Şampiyonası’na gittik. Orada da Consolation finallerinde onuncu oldum. Türkiye’de at binmeyi öğrenmiş ve ilerlemiş biri olarak bu seviyeye ulaşabilmiş olmak benim için gerçekten çok büyük bir gurur kaynağı oldu.

Türkiye maceramdan sonra İtalya’ya taşındığım zaman Anna Merveldt adında İrlandalı çok değerli bir olimpik biniciyle çalıştım senelerce. Orada da genç binici yıllarımı geçirdim. Junior, Young Rider tarzı seviyelerde yarışlara katıldık. Üniversite hayatım boyunca at binebilmek de çok farklı ve güzel bir yan kattı hayatıma. Daha sonra İsviçre’ye geçince Morgan Barbançon ile çalışmaya devam ettim. Şimdiyse Cenevre-Belçika arası hala kendisiyle çalışıyorum. Farklı antrenörlerin hayatınıza girmesi önemli bir şey, ama her zaman bir baz, belli bir bilginin üzerine yürümek en doğrusu oluyor tabii ki. Kariyerimin belirleyici zamanları aslında o zamanlarda oluşmaya başlamış

Son birkaç sene gerçekten ismimi, bilgimi ve tecrübemi ilerletmekte kilit seneler oldu. Şimdiyse Grand Prix kategorisine, yani sporumuzun en yüksek kategorisinde ülkemi temsil etme şansını yakaladım, birçok rekor sahibi oldum ve daha önce yürünmemiş bir yolu açtık.

2024 Dünya Ligi Central European kalifikasyonunu 4. bitirdik ve bu gerçekten müthiş bir hayaldi gerçek oldu. Ancak, her şeyden önce ve her şeyin bazı hep ailem oldu. Karşıma bu antrenörleri çıkaran, altıma bu atları koyabilen, her tökezlediğimde beni yukarı çeken, her yorulduğumda bana enerji veren, her zorlukta bana aşmam için gereken bilgiyi, sevgiyi ve güveni veren hep ailem oldu. Bu spor yalnız yapılabilen bir spor değil; annem, babam ve kardeşim olmasa ben bunların hiçbirini bu şekilde yapabileceğimi düşünmüyorum.

At terbiyesi (Dresaj) sporunun kuralları ve hareketleri nelerdir?
At terbiyesinin her sporda olduğu gibi pek çok kuralı var. Ama daha genel bir cümleyle anlatmak gerekirse, atla dans olarak da ifade edilebilir. At terbiyesi (Dresaj) bir kum arenanın içinde belirli bir dizi hareketin, yani koreografinin icra edilip jüriler tarafından bu hareketlerin etüdünün değerlendirilmesidir. Her şeyden önemlisi atın sağlığı, mutluluğu ve kombinasyon uyumluluğudur aslında.



At Terbiyesi yarışmalarında kıyafet nasıl olmalıdır?
At terbiyesi dalında, aslında bunun iki taraflı bir bakış açısı var: hem atın malzemeleri hem de sizin giyiminiz ve malzemeleriniz. Atımız açısından en önemli unsurlardan bir tanesi, atımızın sırtına ve bizim vücut orantımıza uygun yapılmış bir eyerin olmasıdır. Bundan sonra da atımızın anatomik olarak iskelet ve sinir sistemine uygun yapılmış bir başlıktır. İleriki seviyelerde de tam başlık dediğimiz, atın ağzında iki adet kantarma bulunan, daha profesyonel, daha üst seviye yarışlarında kullandığımız bir başlık işin içine giriyor. Daha bir sürü minik minik detaylar var. Ama bir yarışmada binici ve ata baktığımız zaman aslında en önemli şeyler at için eyer ve başlıktır. Çünkü bu, atın vücuduna direkt konulduğu ve üstünde sizi taşıdığı için bu ikisinin atımıza en uygun şekilde yapılmış olması çok kilit bir noktadır.

Binici olarak da genç kategoriler ve başlangıç seviyelerinde kısa olarak geçen, yani tam belden biraz aşağıda bulunan bir yarış ceketi, ileriki seviyelerde ise piyanist ceketlerine benzeyen uzun bir yarışma ceketi, beyaz pantolon ve en önemlisi, tabii ki kask...

Bu spor dalında sen ve Atın bir takımsınız, bu takım ruhu nasıl oluşuyor?
Aslında Dresaj tam olarak da bu takım ruhu demek. Atınla konuşmadan iletişim kurabilmek ve o seviyeye gelebilmek gerçekten çok vakit ve zaman alıyor. Bir atın size güvenmesi otomatik değil. Yani, tabii ki bazı Dresaj atlar doğru işi yapmayı biliyorlar ve bu konuda eğitilmişler. Ancak, takım ruhu bunun bir üst seviyesi demek aslında. Bu böyle görünmeyen bir enerji ve nasıl bir arkadaşınızla en yakın arkadaş olmak için zaman, şefkat, saygı ve sevgi bütün bunların bir araya gelmesi gerekiyor ise, atınızla da bir takım oluşturabilmek için de aslında bütün aynı şeylere ihtiyacımız var, hatta daha bile zor. Çünkü konuşmak isteseniz konuşamıyorsunuz. Zamanla atlarla yaşadıkça, hayatınızın bir parçası oldukça, yüz ifadelerinin, vücut reaksiyonlarının aslında onların bir konuşma tarzı olduğunu ve bunları doğru anlarsak bu şekilde bir takım oluşturabileceğimizi görüyoruz. Benim açımdan en kilit şey, biniş dışında atınızla yerdeyken vakit geçirmek gerek, otlatmak gerek, tımarını yapmak gerek, ahırda beraber zaman geçirmek, atın sana güvenini sağlamak... Atı bir spor objesi olarak değil, aksine hayatımın bir parçası olarak görmek benim için önemli şey. O yüzden tüm yetiştirdiğim binicilerin, ahıra geldikleri zaman kendi atlarını hazırlamaları, atlarının tımarını yapmaları, atlarını çıkartıp otlatmaları, onlarla gerçekten vakit geçirmeleri benim eğitimimde olan önemli bir kademe. Bazı atlar vardır, bilirsiniz ki onların sizin için yapmayacağı bir şey yoktur. Ama bunu onlardan alabilmek için sizin onlara bunu veriyor olmanız lazım: güven, vakit, saygı, sabır ve her şeyden öte sevgi…


Mirey Nasi ve Rotem İbrahimzadeh

Bu sporu yapabilmek için kişinin atı mı olmalıdır, senin atın var mı?
Bu bir takım sporu olduğu için kendi atınızın olması büyük bir şans. Fakat bu spora yeni başladığınızda hemen size ait bir at olması gerekiyor demek değil. Ülkemizde, bu sporu sevip sevmediğinizi anlayabileceğiniz veya spora daha yeni başlarken atlarla etkileşimde olabileceğiniz gayet güzel ahırlar var. Bununla birlikte, bu sporda ilerlemek ve biraz daha sporun gerçek hissini anlayabilmek için tabii ki kendi atınızın olması çok belirleyici bir faktör. Benim şu anda birkaç tane atım var. Bazıları üst düzey seviyede yarışıyor, bazıları da genç, benim yetiştirmeye başladığım seviyedeler. Küçükken ben de kulüp pony’leri ile başladım. Ama ilerledikçe tabii ki spora olan sevgimi gördükçe de ailem bu konuda belki de gereğinden fazla bile destek oldu. Hatta atlarımın birkaç tanesini de hâlâ İstanbul’da emekliye ayrılmış bir şekilde tutuyorum, çünkü onlar bizim ailemizin bir parçası. Şimdiyse yarışma seviyesinde üst düzeyde bindiğim ve hayatımın çok belirleyici kilit atları olan birkaç atım var

Bir at seçerken / alınırken nelere dikkat edilir?
At seçmek ve almak oldukça detaylı bir iştir ve aslında o kadar da kolay değildir. Şu anki işimde, öğrencilerime veya bizimle çalışan kişilere doğru atı bulmak, görevlerimden biri. Bu nedenle, bu konuda oldukça detaylı bir bilgi birikimine sahibim.

Şöyle bir örnekle açıklayayım: Diyelim ki, bir öğrencim var, seviyesi belirli bir noktaya ulaştığında ve bütçesi belirlendiğinde, Avrupa’daki farklı atları araştırıyorum. Daha önce deneyimlediğim atları analiz ederek bir liste oluşturuyorum. Sonrasında bu listeyi öğrencimle paylaşıyor ve birlikte her bir atı tek tek deniyoruz. Bu süreçte en önemli unsurlardan biri, binicinin atın üzerinde kendini güvende hissedip hissetmediğidir. Atın üzerinde rahat olup olmadığı, binerken hissettiği duygu ve teknik anlamda yapması gereken hareketleri gerçekleştirebilme kapasitesi de kritik faktörlerdir. Bu süreçte birden fazla kez deneme yaparız ve denediğimiz atlar arasından en uygun olanını seçeriz. Seçim yapıldıktan sonra, atı satın almadan önce kendi veterinerimize sağlık kontrolü yaptırırız. Eğer veteriner raporunda herhangi bir olumsuzluk bulunmazsa, atı satın almaya karar veririz. Bu açıklama teknik bir bakış açısı sunuyor, ancak işin bir de duygusal boyutu var. Öğrencinin atı sevip sevmediği, hayalindeki ata ne kadar yakın olduğu da önemli faktörlerden biridir. Ancak ben bir antrenör ve at araştıran biri olarak daha teknik bir yaklaşım benimsiyorum. His konusundaki değerlendirmeyi öğrencime bırakıyor ve ona güveniyorum. Böylece hem teknik hem de duygusal açıdan güçlü bir takım oluşturuyoruz. Bu süreçte birçok farklı senaryo yaşadım, doğru ve yanlış kişilerle çalıştım. Bu nedenle, at seçerken çok katı ve detaycı oluyorum. Çünkü yanlış bir eşleşme hem at hem de binici için büyük sorunlara yol açabilir. At seçimi sürecinin detayları ve incelikleri oldukça önemlidir. Bu yoldan geçmiş biri olarak, en doğru eşleşmeyi yapmaya özen gösteriyorum. Unutulmaması gereken bir nokta da, atın canlı bir takım arkadaşı olduğudur. Her gün aynı performansı göstermeyebilir, bu da seçim sürecinde göz önünde bulundurulması gereken önemli bir faktördür.



Bu spor için sponsorluk önemli midir, neden?
Tabii ki, her sporda olduğu gibi bizim spor dalımızda da sponsorluk büyük bir öneme sahiptir. Binicilik, birçok malzeme gerektiren ve yüksek harcamaları olan bir spordur. Sonuçta yalnızca siz değil, takım arkadaşınız olan atın da yaşamı, bakımı ve ihtiyaçları söz konusudur. Bu yüzden, nereden ve nasıl destek alabiliyorsak, bu bizim için çok kıymetlidir.

Bir sporcu olarak sponsorluk yalnızca maddi destek anlamına gelmez; aynı zamanda manevi desteğin de büyük bir fark yarattığını düşünüyorum. Özellikle bunu birebir deneyimlemiş biri olarak, güvendiğiniz ve inandığınız markaların size aynı güveni duyması, arkanızda durması ve isimlerini sizin isminizin yanına koyması manevi açıdan da çok değerli bir durumdur.

Kariyerimde farklı markalarla çalışma şansına sahip biri olarak, sponsorlukların hem psikolojik hem de maddi açıdan ne kadar büyük bir fark yarattığını çok iyi biliyorum.

Ülkemizin At terbiyesi dalında en donanımlı isimlerindensin ve Türkiye adına dünyanın çeşitli yerlerinde yarışmalara katıldın. Bize bununla ilgili bir özet yapar mısın?
Uluslararası arenada yarışmak, bir sporcu için en büyük hedeflerden biridir. Yıllar süren emek, disiplin ve kararlılığın sonucu olarak, farklı ülkelerde yarışma şansı elde etmek, benim için sadece bir spor kariyeri değil, aynı zamanda kültürel ve kişisel bir yolculuk oldu. Türkiye’yi uluslararası platformlarda temsil etmek, bayrağımı göğsümde gururla taşımak ve dünya çapındaki en iyi binicilerle aynı arenada yer almak inanılmaz bir duygu. Her yarışma, yeni bir tecrübe, yeni bir bakış açısı ve kendimi geliştirmek için bir fırsat sundu.

Tabii ki, yarışmalara katılmak işin en heyecan verici kısmı gibi görünebilir. Ancak, aslında en büyük tatmin, o yarışmaya hazır hale gelmek için geçilen süreçte ve harcanan çabada saklıdır. Elbette yarışmanın kendisi de büyük bir heyecan ve motivasyon kaynağıdır. Çünkü geriye dönüp baktığınızda, o süreci nasıl yönettiğinizi ve ne kadar ilerlediğinizi görmek büyük bir anlam taşır.

Türkiye adına pek çok farklı ülkede yarışma şansı buldum ve bu benim için hayatımı değiştiren bir deneyim oldu. İlk defa bir Türk binici olarak bazı yarışmalara katılmak, yalnızca bireysel başarımı değil, aynı zamanda ülkem adına bir ilki gerçekleştirme sorumluluğunu da beraberinde getirdi.

Bu spor, sadece ata binmeyi öğrenmekten ibaret değil; binici ve at arasında tam anlamıyla bir uyum sağlanmadan yarışmalara katılmak mümkün değildir. Teknik yeterliliğin yanı sıra, psikolojik dayanıklılık ve disiplin de kritik bir rol oynar.

Bir diğer önemli konu ise atın yarışmalara taşınmasıdır. Ben nereye gidiyorsam, atım da benimle birlikte o ülkeye gidiyor. Bu süreç, sadece uçak veya kamyonla taşımaktan ibaret değil; atın sağlığını, güvenliğini ve konforunu en üst düzeyde tutacak şekilde detaylı bir lojistik planlama gerektiriyor. Doha’dan Avrupa’nın farklı ülkelerine kadar pek çok destinasyonda yarıştım ve her biri farklı bir yönetim süreci gerektirdi.

Tüm bu süreçte, doğru insanlarla çalışmanın önemini her zaman deneyimledim. Antrenörünüz, ekibiniz ve etrafınızdaki destek ekibi, başarınızı doğrudan etkileyen faktörlerdir.

Bundan sonraki hedeflerin nelerdir?
En büyük hayalim, yüksek seviyede bir sporcu olarak bir gün ülkemi Olimpiyatlar’da ve Dünya Şampiyonası’nda temsil etmek. Bu hedefe ve hayale adım adım yaklaştığımı görmek, içimdeki o küçük çocuğun yüzünü güldürüyor ve bana inanılmaz bir motivasyon veriyor.

Ancak sporcu olarak kişisel hedeflerimin ötesinde, antrenörlük yolculuğumda da büyük hayallerim var. Öğrencilerimin gelişimini görmek, onların başarılarına tanıklık etmek ve onlara destek olmak benim için en büyük mutluluklardan biri. Bir yandan kendi sporculuk yolculuğuma odaklanırken, diğer yandan yetiştirdiğim sporcuların gelecekte büyük başarılara imza atmasına katkıda bulunmak benim için tarif edilemez bir gurur kaynağı.

Bu sporun senin hayatına katkısı ne oldu?
Bu spor sayesinde küçük yaşlardan itibaren disiplinli, organize ve kararlı bir şekilde büyüdüğümü fark ettim. Bu özellikler, iş hayatımda ve biniciliği bir kariyere dönüştürme sürecimde bana büyük destek sağladı.

Bunun yanı sıra, gününüzü sizinle konuşamayan ancak hislerini ve ihtiyaçlarını anlamanız gereken kocaman bir canlıyla geçirdiğinizde, kriz yönetimi konusunda inanılmaz bir deneyim kazanıyorsunuz. Atlarla çalışmak, beklenmedik durumlarla başa çıkma becerinizi geliştiriyor ve hızlı düşünmeyi öğretiyor.

Tabii ki, işin bir de empati boyutu var. Sonuçta, yanınızdaki takım arkadaşınız sizinle aynı dili konuşmuyor. Bu empati duygusu güçlendikçe, hayatın başka alanlarında da kendinizi başkalarının yerine koyabilme yetiniz artıyor.

Özetle, bu spor, hayatımı pek çok yönden değiştirdi. Hem duygusal hem teknik hem de karakter açısından beni dönüştürdüğüne inanıyorum. Beni birçok konuda güçlendirdi ama aynı zamanda bazı yönlerimde daha yumuşak ve anlayışlı olmamı sağladı.

Bu yolculukta başına gelen ilginç bir anın var mı?
Bu yolda başıma gelen her şey sanki ilginç bir anıya dönüşüyor. Nereden başlasam, hangisini seçsem bilmiyorum, çünkü yüzlerce var. Ama bir tanesi var ki, zor olmasına rağmen benim için çok değerli. Çünkü o anın ardından ayağa kalktım, kalkabildim... Ailem, takımım ve çevremdeki herkesin desteğiyle bunu başardım ve sonunda anladım ki, insan her zaman yeniden ayağa kalkabiliyor.

İtalya’da yaşadığım son senelerde, çok özel bir atla birlikte Avrupa Şampiyonası hazırlıkları için bir yıl boyunca birçok yarışa katıldım. Hepsinde neredeyse kusursuz sonuçlar aldık. İlk kez bu seviyede Türkiye adına Avrupa Şampiyonası’na katılmaya hak kazandım. Bu bizim için inanılmaz heyecan verici, stresli ama aynı zamanda gurur verici bir süreçti.

Şampiyonaya büyük umutlarla gittik. Ancak ilk gün, kötü bir şans mı desem, hayatın bir cilvesi mi bilemiyorum, bir şekilde elendim. Kararın yanlış olduğu daha sonra açıklandı ama önemli olan bu değildi. Asıl unutamadığım şey, o anda hissettiğim boşluk duygusuydu. Ama bu duyguyu unutmak da istemiyorum. Çünkü o an, insanın her şeyi aşabileceğini, her şeyden ders çıkarabileceğini ve yoluna devam edebileceğini öğrendim.

Tabii ki, hayatta çok daha büyük olaylar var ve sporun içinde bu sadece küçük bir an olabilir. Ama genç bir sporcu olarak benim için oldukça zordu. O gün, bu sporu gerçekten yapabilmek için en önemli şeyin arkanızdaki destek sistemi olduğunu anladım. Ailem, antrenörüm, atım, ekibim… Çoğu zaman yarış alanında tek başınıza gibi görünseniz de aslında arenanın bir köşesinde sizi izleyen, sizinle üzülen ve sizinle sevinen müthiş bir ekip var. Ve onların değeri paha biçilemez.

Bu deneyim benim için çok öğretici oldu. Bir süre yarışmak istemedim, ama zamanla her şey geçti. Şimdi geriye dönüp baktığımda, belki de bu olay çok büyük bir yarışta yaşanmadı, ama bana çok önemli bir bakış açısı kazandırdı. Çünkü o arenanın köşesinde duran insanlar, benim bu sporda kalmamı sağlayan ve hayatımı değiştiren kişiler oldu.

Eğer atın beş dakikalığına seninle konuşsaydı ona ne sormak isterdin?
Bir sürü şey sormak isterdim aslında ama sanki ilk söyleyeceğim ve hep söylediğim; “Bana verdiğin her şey için sana çok teşekkür ederim. Ben senin için daha fazla ne yapabilirim?”

Sevgili Rotem, bir gün seni Olimpiyatlar’da ve Dünya Şampiyonası’nda izleyeceğimizden eminim. Bütün hayallerinin gerçek olması dileğiyle…