Büyük bir Hanımefendi’ye Veda

Büyük bir Hanımefendi’ye Veda
Veda

Büyük bir Hanımefendi’ye Veda

Koç Yönetim Kurulu Başkan Vekili Suna Kıraç 15 Eylül günü yaşama veda etti. Uzun süredir ALS hastalığı tedavisi gören, Sadberk Hanım ile Vehbi Koç’un kızı Suna Kıraç 3 Haziran 1941’de Ankara’da doğdu. Türkiye’nin aydın kadın yüzünün önemli bir örneği olan Suna Kıraç Arnavutköy Amerikan Kız Lisesi, ardından da Boğaziçi Üniversitesi Bankacılık ve Finansman bölümünü bitirdi.

Suna Kıraç, 1999’da, üstün yöneticilik ve liderlik vasıfları ile Koç Holding’e, iş dünyasına ve Türk çocuklarının eğitimine katkılarından dolayı London Business School tarafından “Onur Üyeliği”ne layık görülmüştür.

Uzun yıllardır ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis) adı verilen hastalıkla mücadele eden ve çevresiyle sadece gözleriyle iletişim kurabilen Suna Kıraç, eşi İnan Kıraç’la birlikte kurdukları Pera Müzesi ve 1 Mart 2007’de hizmete sundukları İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ile ülkesine hizmet yatırımlarını sürdürmektedir.

Cumhuriyetçi duruşuyla tüm gençlere, iş hayatındaki başarıları ile Türk kadınına ilham kaynağı oluşturan Suna Kıraç, İstanbul’a dünya çapında bir oditoryum ve kültür merkezi kazandırmak amacıyla çalışmalarını sürdürmekteydi. Suna Kıraç’ın 2006 yılında yayımlanan, tüm geliri TEGV’na (Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı) bağışlanan ve editörlüğünü Rıdvan Akar’ın yaptığı Ömrümden Uzun İdeallerim Var adlı kitabı 100.000’in üstünde sattı ve yılın en çok satan kitaplarından biri oldu.

1997 yılında Bakanlar Kurulu’nun 23 Eylül 1997 tarihli kararı ile Türkiye’de eğitim, sağlık ve sosyal hizmet alanlarında yaptıkları katkılar dolayısıyla 27 Ekim 1997 günü Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirilmişti.


Suna Kıraç’ın Ömrümden Uzun İdeallerim Var adlı kitabından birkaç alıntı:

  • “Eleştirenlerden değil, eleştirilenlerden olun. Eleştirip sorumluluk almazsanız, sorumluluğun dışında kalıp, eleştirmeyi yeğlerseniz, beğenmediğiniz bir düzen içinde yaşamınızı sürdürmek zorunda kalırsınız.”
  • “Hayatı bir MR makinasına benzetiyorum. Kendi isteğiniz ile kopkoyu bir tünele giriyorsunuz, kaygı dolu bir belirsizlik var. Bu tünelin sonunda size söyleyeceklerinden endişe ediyorsunuz… Tünelden çıkıldığında ise o tünelin teşhis ettiği o kadere boyun eğiş.”
  • “Ne olacak bu memleketin hali demekle memleketi yönetenleri kıya sıya eleştirmekle bir yere varamayız. Mutlaka bu sorunun çözümünün bir parçası olmak durumundayız. Bu da ancak örgütsel bir hareketle oluşabilir. Eğitim noksanlığı! Yaşanılan tüm olumsuzlukların kökeninde hemen hemen başlıca neden budur. Bunun için eğitim devlete bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. Eğitim yalnız özel sektör kuruluşlarının halledeceği bir konu da değildir.”

 

Aşağıda kayınbiraderi Can Kıraç’ın, Suna Kıraç’ın ardından yazdığı satırlar:

İyi ki var oldun Suna!

Sevgili Suna,

Hayat yolunda yürümeye devam edenler, zaman zaman arkalarına bakarak yaşadıkları kimi güzel, kimi anlamlı, bazısı ders alınacak olayları hatırlamak isterler.

Bu anılarla yeniden maziye döneceklerini umarlar.

Sana bu mektubu yazarken ben de aynı umuda kapıldım, otuz yılı aşmış olan dostluğumuzu örgüleyen, bazen didişmeli, bazen inatlaşmalı ama her zaman saygılı ve sevgi dolu beraberliğimizi anımsadım.

1967 yılının Eylül ayında, Büyükdere’ye bir baba edasıyla gelerek, Sadberk Hanım ve Vehbi Bey’den seni, İnan’a eş olarak istediğim zamanki duygularımı hiç unutmadım!

İşte bir kayınpeder edasıyla başlayan, sonra sıcak bir çalışma arkadaşlığına yönelen ilişkimizden küçücük bir olayı bu vesileyle sana hatırlatmak istedim!

Yıl 1988!

Artık Nakkaştepe’deyiz. Koç Holding’in Fındıklı’daki binası, zaman içinde (ama anılar dışında) eskimiş, her yönüyle çağdışı kalmıştı.

Bu yüzden Nakkaştepe’ye taşındığımızda kendimizi cennete gelmiş sanmıştık!

Hele üst yönetimdeki arkadaşlarımızın keyiflerine diyecek yoktu! Bürolarımızın yanında duşlu birer dinlenme odası bulunuyordu.

Otuz yedi yıllık bir didinmeden sonra benim bir dinlenme odasına sahip olmam İnci’yi de sevindirmişti.

Şimdi sana şu bizim “öğlen uykusu” hikâyesini tekrar anlatmayacağım...

Hani Vehbi Bey’in sık sık tavsiye ettiği ve benim de ilk denememde senin engel olduğun

“Öğlen Uykusu” olayını!...

* * *

Sevgili Suna,

Bu küçük anılar demetini senin de çok sevdiğini bildiğim “Küçük Prens”in bir yorumuyla tamamlıyorum:

“Yıldızlar bütün insanlarındır! Ama her insan için aynı değillerdir. Yolcular için yıldızlar yol göstericidir. Ötekiler için yalnızca gökyüzündeki pırıltılardır.

Bilim adamları için her biri incelenecek sorunlar demetidir, iş adamları için birer zenginliktir. Ama bütün yıldızlar sessizdir.

Birgün sen, yalnızca sen yıldızlara herkesten farklı sahip olacaksın. Çünkü yıldızların birinde SEN yaşayacaksın.”

Yaşadıkça seni daima SEVGİYLE anacağım!
Can Kıraç
15 Eylül 2020