Kırklar Meclisi - Hünkâr Bektaş

Kırklar Meclisi - Hünkâr Bektaş
Kitap

Kırklar Meclisi - Hünkâr Bektaş

Bilimkurgu ve fantastik edebiyat yazarı AYŞE ACAR Alevi-Bektaşi Geleneğinin ilk modern fantastik romanını yazdı; Kırklar Meclisi - Hünkâr Bektaş.


Ayşe Acar
 

Yazdığınız Yüzyıl Üçlemesi okur tarafından çok beğenilmişti. O üç roman bilimkurguyken son romanınız fantastik bir roman. Bize her şeyden önce Kırklar Meclisi nedir, bunu anlatabilir misiniz?
Kırklar Meclisi, Alevi-Bektaşi Geleneğinin kurucu mitolojisi olan Kırklar Cemine dâhil olan Kırk kişiden oluşan bir Meclis. Meclis, on yedi kadın, yirmi üç erkekten oluşuyor. Bu meclisin yaptığı cem ibadeti ilk cem ibadeti olarak kabul ediliyor ve tarih boyunca yapılmış ve şu an yapılan tüm cemler bu ilk cemin bir tür tekrarı olarak tanımlanıyor. Kırklar Cemi, Hz. Muhammed’in miracından sonra neler oldu, bunu anlatır bize. Hatta miraç fenomenine dâhil edenler de vardır. Bu cem aynı zamanda Alevi-Bektaşiliği başlatan şeydir. Rahatlıkla şunu söyleyebiliriz; geleneğin zaman ve mekânını kuran mitos evrenidir Kırklar Cemi.

 

Mitos evrenini biraz açar mısınız?
Mitos ya da mitler, psikoloji biliminde yaşanan yeni gelişmelerden önce geçmişte yaşanmış birtakım olaylar, hikâyeler hatta masallar olarak okunuyordu. Özellikle Carl Gustav Jung’un çalışmalarından sonra yaygın olarak şu kabul edilmeye başlandı; mitler geçmişte kalmış yaşanmış bitmiş masallar değiller. İnsan denilen varlığın bilinç dışında yaşayan, arketipal bir yapılanma bulunmaktadır; işte mitos evreni orada bulunan, her bir bireyde bulunan, bir hakikat olarak dün olduğu gibi bugün de varlığını sürdüren ve gelecekte de var olacak olan bir evrendir. Mitoslar insan bilincine rağmen insandan iş yapan, kişinin karakterini ve yaşamını kurma gücüne sahip ögelerdir. Bir toplumu tanımak isteyen kişi o toplumunun mitlerine baktığında o toplumda olan biten şeylerin neden öyle olup bittiğini de belki anlamlandırabilir. Yani Alevi-Bektaşi toplulukları tanımak istiyorsak o zaman kurucu mitos olan Kırklar Cemine bakmamız gerekir.

 

“Kırklar Meclisi - Hünkâr Bektaş” romanında siz Kırkların bazı maceralarını Hacı Bektaş üzerinden anlatıyorsunuz. Romanda şunu görüyoruz, farklı zaman dilimlerinde farklı coğrafyalarda yaşamış kişiler bir araya rahatlıkla gelebiliyorlar ve deyim yerindeyse birlikte zaman yolculuğu yapıyorlar. Mesela Hacı Bektaş 1928 yılına gidiyor Hızır’la birlikte. Okuru bu durum çok heyecanlandırmış olabilir. Hacı Bektaş milyonlarca insanın kalbinde yer etmiş büyük bir isim, aynı zamanda bir Veli. Bir roman kahramanı olması sizi tedirgin etti mi? Yani okurdan ya da geleneğin içinden tepki alırım diye çekinceleriniz oldu mu?
Oldu elbette. Fakat ben tüm riskleri göze alarak girdim bu işe. Çekincem “Hünkâr’ı layıkıyla anlatabilecek miyim?” yönünde oldu ama romanı yazmayı bitirdiğimde gönlüm yaptığım işte razı oldu. Okur açısından değerlendirecek olursam çok heyecan duyan, beğenen de oluyor, ama az sayıda da olsa tepki gösteren de var. Ki, tepki gösterenler genelde romanı henüz okumamış ama yayınlandığını duymuş olanlar. Kırkların zaman yolculuğu zaten bilinen bir şey, yani Kırklar, fantastik ya da şöyle diyelim, fantastik denilince yanlış anlaşılıyor, değersiz bir şey söylüyormuşuz gibi algılayanlar oluyor, Kırklar belirlenime uğramış zaman ve mekânı aşıp farklı zaman ve mekânlarda rahatlıkla bulunabiliyorlar. Yani 1928 yılında Londra’da olmaları bu açıdan gayet mümkün. Bu 1928 yılı göndermesiyle hatta Selman-ı Pak 2300’lü yıllara da gidiyor romanda, şunu demiş oluyoruz; Kırklar dün de vardı, bugün de var, yarın da var olacaklar. Kırklar aramızda geziyor.

Kırkların on yedisinin kadın olması hakikaten insanı çok mutlu eden bir şey. Kahramanlıklar genelde erkekler üzerinden anlatılıyor, yalnızca erkekler kahraman olabilirmiş gibi. Romanın kahraman mitosu anlatımına bu açıdan da katkısı sunduğunu düşünüyorum. Mesela Zeynep karakteri çok ön planda bir isim. Kimdir tam olarak Zeynep, tarihî bir şahsiyet mi?
Hızır hariç Kırklardaki herkes tarihî bir karakter, Zeynep de öyle. Alevi-Bektaşi Geleneğine göre Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Ali’nin kızı Zeyneb-i Kübra da Kırklar arasındadır. Romandaki Zeynep hem bu kişi hem de değil. Gelenekte devriye denilen bir inanış var, reenkarnasyon değil, Muhammed’in torunu Zeynep’i Zeynep yapan karakter ya da tin diyebiliriz, o tin tekrar bu dünyaya gelebilir. Yani karakter kendine yeni bir taşıyıcı bulabilir. Biraz geleneğin bu yanını hatırlatmak için romanda Zeynep’i 2000’li yıllarda Dublin’de yaşayan biri olarak kurguladım. Fakat okura bu Zeynep Hz. Muhammed’in torunu olan Zeynep mi yoksa yepyeni bir karakter mi tam söylemedim, bulanık bıraktım bu meseleyi. O mu? Diye sorduklarında hem o hem değil diyorum.

Biz romanda fantastik bir dünya ile birlikte birtakım evrensel değerlere de rastlıyoruz. Mesela kadın erkek eşitliğinin gayet normal karşılandığı bir köy halkı var; Karanfil Kokulu Köy diye isimlendirdiğiniz köy, bu köyde bir de felsefi düşünmeye, derinlikli düşünmeye, insan merkezli düşünmeye büyük önem atfediliyor. Metnin bir kurgu metni olduğu gerçeğini göz ardı etmeden soruyorum; bu durumun kendisi bir ütopya değil mi? Böyle bir köy ya da şehir var mı ya da var olması mümkün mü?

Tarihî bir deneyim bu, Hacı Bektaş Horasan’dan Anadolu’ya geliyor ve Sulucakarahöyük’e yerleşiyor. O vakitler küçücük bir köy burası. Bu köyden bir toplum açığa çıkıyor, bu köyden şöyle bir söz söyleniyor;

Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.
Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,
Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde.

Bu köyden gerek Hacı Bektaş’ın dilinden gerek dolaylı da olsa öğrencisi Yunus Emre’nin dilinden şu söz söyleniyor; Yetmiş iki milleti bir bilmeyen insan değildir. İnsanlığın tüm çeşitliliğine gönlünde yer açan insandır, açamayan bizim açımızdan insan değildir, demek bu. Bu sözler işte bugün Alevi - Bektaşi topluluklarının mayasını oluşturan sözledir. Bir ütopya değil, tarih sahnesine gerçeklik olarak gelmiş ve halen var olan bir durumdan söz ediyoruz. Tarihi bir deneyim olması önemli, yapılmış yani yapılabiliyormuş dolaysıyla bunu bugün de yapabiliriz demektir.

UNESCO 2021 yılı takviminden de söz edelim istiyorum. UNESCO bu yılı Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı ilan etti. Sizce UNESCO neden bu isimlere dikkat çekiyor?
UNESCO İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra insanlık ailesinin aldığı hasarları onarmak niyetiyle kuruldu. Kuruluş amacına uygun olarak evrensel değerlerden yani insanlık ailesinin tümünün kabul edeceği değerlerden bahseden öznelere de dikkat çekiyor. Bu üç ismin dünya görüşü insanlık ailesinin değerleri vaaz ediyor zaten, hatta modern bağlamda “insan hakları” meselesi daha gündeme gelmemişken bu isimler insan merkezli okuma yaparak evrensele vurgu yapmışlar. UNESCO tüm bunların farkında elbette ve haklı olarak şunu demiş oldu; Hacı Bektaş, Yunus Emre, Ahi Evran Türkiye sınırlarına sıkıştırılamaz, tüm dünya insanının sahipleneceği öznelerdir.

Çok teşekkür ederim. Son olarak yeni bir proje var mı? Kırklar Meclisi bir roman serisi olacak mı diye sormak istiyorum.
Ben de teşekkür ederim, keyifli bir söyleşi oldu. Evet, Kırklar Meclisi - Hünkâr Bektaş romanından sonra başka bir proje de var, şu an Kaygusuz Abdal çalışıyorum. Kırklar Meclisi bir seri olacak. Kaygusuz Abdal serinin ikinci romanı olacak. İkinci romanda formu biraz daha genişleteceğim, geleneksel anlatılardan daha ziyade, onlardan da güç alarak ama daha çok kendi Kaygusuz Abdal’ımı yazacağım.