Türkiye´den Suudi Arabistan´a ulaşan bir başarı hikâyesi GİLA KANTAR

Türkiye´den Suudi Arabistan´a ulaşan bir başarı hikâyesi GİLA KANTAR
KAPAK HİKAYESİ

Türkiye´den Suudi Arabistan´a ulaşan bir başarı hikâyesi GİLA KANTAR



Fotoğraflar: Teri Erbeş

Hayaller bir gecede gerçek olmuyor. Her hayalin doğduğu bir an oluyor ama bununla bitmiyor, peşinden gelen çok çalışma, sabır ve hayata geçirme cesareti gerekiyor. GİLA KANTAR 15 senedir TV format işinde. Her sene katıldığı fuarlarda üst üste anlattığı formatların birikimiyle kendi başına, kıran kırana rekabetin olduğu TV dünyasında bir format yazdı ve başardı. Kendi deyimiyle, “HAYAL ETTİM... ama İNANARAK, YAŞAYARAK!! Emin olarak... İsteyerek... Engel koymadan... Yapamazsın diyenleri dinlemeden...”

Türkiye’den Suudi Arabistan’a uzanan bu yolculuğu gelin kendisinden dinleyelim.

 

Yaratıcısı olduğunuz BEAT ME IF YOU CAN isimli format ile ilgili bilgi verir misiniz?
Öncelikle okuyucularımıza format nedir onu anlatayım. Format, televizyona uygun bir fikirdir. Bir matematiği olan, gerekirse eleme sistemi ve finalinde bir ödülü olan programlardır. Mesela talkshow bir format değildir, konukları vardır sadece. En popüler formatlardan örnek vermek gerekirse: “O Ses Türkiye”, “Var mısın Yok musun”, “Master Şef” gerek Türkiye’de gerek Yurt dışında en yüksek başarılara ulaşmış formatlardır.

Bu formatı yaratma sürecinizi bize anlatır mısınız?
Yaklaşık 15 sene önce kardeşim (İzzet Pinto) yurt dışına içerik, yani televizyon dizisi ve format pazarlayan Global Agency’yi kurmuştu. Ben de onunla beraber kurucu olarak ilk günden tüm fuarlara katıldım. Fuarlarda görevim, daha çok Avrupa bölgesinden gelen gerek yapım şirketleri gerekse kanalların satın almacılarına elimizde olan projeleri satmaya çalışmaktı. Bu süreçte 150’den fazla format sundum. Piyasada neler talep görüyor, nelerin satışı zor, müşteri en çok ne arıyor gibi konularda fikir sahibi olmuştum. Her zaman, -bizim sektörde söylediğimiz gibi- ‘prime time formatlar’ ilgimi çekmişti. Bütün dünyada izlenme sayıları milyonları geçen X FACTOR, GOT TALENT gibi formatların farklı ülkelerden yayınlanmış versiyonlarını seyretmek bana her zaman çok keyif verirdi.
Hayalimde hep bir format yaratma fikri vardı. Ama bu isteyerek oluşturulabilecek bir şey değildir. Bir anda aklınıza gelir, ‘işte bu’ dersiniz. Sizi heyecanlandırır ve fikrinizin peşine düşersiniz. İşte, BEAT ME IF YOU CAN projesi de aynı böyle oldu. Fuarın son günüydü, dergide bir şeyler karıştırıyordum. Birden bir fotoğraf gözüme çarptı. Bir adamın bir binaya baktığı ve binanın her bir penceresinde farklı insanların olduğu görsel dikkatimi çekti. ‘Tamam buldum’ dedim. Bu, pencereden bakan kişileri şarkı söyleyen insanlar gibi hayal ettim. Her birini bu kez birer kutucuğa koyacaktım. Resme bakan adamın da yanına birini daha ekleyerek jüri koltuğuna oturtacaktım. İşte böylelikle formatımın ilk yapısını oluşturmuş oldum.

Peki, süreç nasıl ilerledi…
Evet, fikir bir anda gelmişti ama geliştirilmesi, elimizde bundan daha güçlü bir projenin olmadığı en doğru fuarda pazarlama aşamasına getirmek yaklaşık iki buçuk senemi aldı. Sonunda vakit gelmişti. Kardeşim İzzet Pinto ile beraber bu projeye bir trailer çekip fuara yetiştirme konusunda hemfikirdik. Hemen Hollanda’ya gitmem gerekiyordu çünkü Hollanda’da, fikirleri 4-5 dakikalık bitmiş bir proje gibi görüntüleri çeken ve daha önce çalışmış olduğumuz bir firma vardı. Yaklaşık 1 ay kadar Hollanda’daki firmanın hem sahibi hem de bizim projenin yönetmenliğini yapacak kişi ile bitmek bilmeyen bir soru-cevap yolculuğuna çıktık. Uzaktan bazı şeyleri kontrol etmek tabi ki kolay değildi. Şarkıcı adaylarının hem görsel olarak sahneyi doldurması hem de seslerinin mükemmel olması gerekiyordu. Tüm altyapıyı hazırladıktan sonra Amsterdam’da projemin, hayalimin çekileceği stüdyodaydım artık. Hem formatın yaratım sürecinde, bazen düşüp de ‘yok bu format galiba olmayacak’ diye her düşündüğümde beni yüreklendiren, hiç bırakmayan eşim Erol da tabii ki yanımdaydı. Çekimler yaklaşık 2 gün sürdü. Şarkıcıların ne giyeceğinden hangi şarkıları seslendireceğine kadar her detaya karar verildi. Gerçekten 3 hafta kadar sonra harika bir tanıtım oluşmuştu. Ekipteki satış arkadaşlarım da ortaya çıkan bu işten çok memnundu. Sonunda fuar zamanı gelmişti. Gerçekten çok heyecanlıydım. Bakalım beğenilecek miydi? Kaç ülkeye satılacak, ilk kim yayınlayacak diye hayaller kuruyor, kardeşimle iddialara giriyorduk.
Gerçekten de projem çok beğenilmişti. Yurt dışından gelen hiçbir alıcıya, bu projeyi benim yarattığımdan bahsetmedik, herkesin şeffaf olarak fikrini paylaşmasını istedik. Tüm alıcılar fikrimi beğenmişti ancak bir problem vardı. Kimse bu kadar yüksek bütçeli bir fikri ilk sahneye koyan ülke olmak istemiyordu. Herkes, “Bunu bir ülkeye satın, çıkan görüntüler ve rating raporları ile bize gelin, biz de o zaman hemen yaparız” diyordu. Çok üzülmüştüm, her şey tamdı, projem beğenilmişti ama bu hayal için kimse elini taşın altına koymak istemiyordu. Biraz üzgün, biraz da hayal kırıklığı ile projemi rafa kaldırmıştım. Ama rafta benim için en hayırlı ve en doğru zamanın gelmesi gerektiğini o gün bilmiyordum.


Henüz bu formatı izlemeye fırsatı olmayanlar için bize BEAT ME IF YOU CAN projenizi detaylandırır mısınız?
Projem bir düet yarışması. Stüdyoda 10 adet farklı renkte kabin ve her birinin içinde hayallerinin gerçek olmasını bekleyen bir şarkıcı adayı yer alıyor. Yarışma başlamadan önce her bir aday, a-capella yani çıplak sesleri ile arzu ettikleri bir şarkıdan bir kuple seslendiriyor. Bu, jüriye ve seyircilere o haftanın yarışmacı adayları ile ilgili bir fikir veriyor. Sonra her bir aday bir kabinin içine yerleşiyor. Kimin hangi kutuda olduğuna dair hiç kimsenin bir fikri yok. Jüri her şarkı için bir kapı açtırıyor ve adaylar düet olarak şarkılarını söylüyor. Performanstan sonra stüdyodaki izleyici, ‘kim gitsin kim kalsın’ diye karar veriyor. Yüksek puanı alan kutusuna dönerken diğer aday hayallerine veda ediyor. Elemelerin sonunda haftanın birincisi seçiliyor ve haftanın birincisi büyük finalde yer alıyor.

Dünyada başarılı birçok format var, sizi diğer şarkı formatlarından ayıran ne oldu?
Bu, standart bir şarkı yarışması değil. İçinde bir oyun elementi de barındırıyor. Her doğru kapıyı açmak Jüriye 1 puan kazandırıyor, dolayısıyla jüriler de sonuna kadar birbirlerine rakip. Bu yarışmada hem strateji hem hafıza hem de mücadele ögeleri çok baskın. Bizi standart şarkı yarışmalardan ayıran da bu oldu.

Günümüzde insanlar hala televizyon seyrediyor mu?
Türkiye’de televizyon seyretme oranı çok yüksek ama dünyada durum bunun tam tersi. İnsanlar, takip ettikleri dizileri veya yarışmaları gününde, saatinde seyretmek için bir çaba sarf etmiyor. Takip ettiğiniz projeyi dijital platformlarda yakalamak mümkün artık. Herkesin çok fazla her şeye yetişmeye çalıştığı bu dünyada insanlar artık, ‘o gün gelsin koltuğumda oturup seyredeyim’den ziyade, kendine uyan gün ve saatte izlemeyi tercih ediyor.


Gila Kantar ve Mirey Nasi

Şimdi gelelim rafa kalkmış projenizin tekrar gündeme gelme hikâyesine...
Formatımı yazmış olmamım üzerinden yaklaşık 3 buçuk sene geçmişti. Artık bu hayalime bitti gözüyle bakıyordum. Her aklıma geldiğinde üzülüyordum. Ama bir yanım da bunun daha bitmediğini söylüyordu. İçimde, ‘bir gün bu rüyam gerçek olacak’ inancım çok yüksekti. Geçen sene hayatıma bir arkadaşım girdi. Kendisiyle adeta kardeş olduk. Birbirimizi çok sevdik. Kendisi de bizim sektördendi. Pek çok yayınlanmış formatı vardı. Görüşmelerimizin birinde, “Biliyor musun, aslında ben de seneler önce bir format yarattım ama maalesef satılmadı” dedim. Benden formatımı baştan sona anlatmamı istedi. Sonra da 4 dakikalık tanıtımını izlettim. “Bu işte bir şey var Gila” dedi, “Böyle sıra dışı, böyle güçlü bir projenin satılmaması mümkün değil. Sen bu projen ile ilgili kesin bir blokaj yaratıyorsun.”
O dönem kendisi beni bir yaşam koçu ile tanıştırmıştı, bana “Bunu Nuray Abla ile bir çalışsana” diye ekledi. Nuray Abla ile birkaç seans yaptıktan sonra bilinçaltımda bu projenin satılmasını nasıl fark etmeden engellediğimi su yüzüne çıkardık. İnanır mısınız, bir hafta sonra, Suudi Arabistan’dan bir mail aldık. Projemle ilgilendiklerini yazmışlardı. Neye uğradığımı anlamadım. Kamera şakası gibiydi. Bu nasıl mümkün olabilirdi. Gerçekten bazı şeyler bizler için en iyi zamanın gelmesini bekliyormuş.

Bu formatı yazarken mutlaka hayalleriniz vardı ilk nerede yayınlanmasını istediniz?
Bizim sektörde genelde en çok hayali kurulan ülke, her zaman Amerika’dır. Formatımın sahneye konulacağı ilk ülkenin Suudi Arabistan olması, gerçekten hiç beklemediğim bir olaydı. Ama o kadar güzel, o kadar yüksek bütçeli ve başarılı bir prodüksiyon yaptılar ki, bu, benim hayallerimin üstünde bir başarıydı. En önemlisi, aynı anda 22 Arap ülkesinde canlı olarak yayınlanıp seyredilmesiydi. Kanal, Suudi Arabistan’ın devlet kanalıydı. İzlenme oranlarından öyle memnun kaldılar ki, 6 ay içinde 2. sezonu yapma kararı aldılar.


Ve bu sene Nisan ayında dünyanın en önemli fuarında artık projenizi tanıtma günü geldi...
Fuarda şirket olarak öne çıkardığımız proje bu kez benim formatımdı. Benden mutlusu yoktu. Bir anda aklıma gelen fikrin bu denli güzel noktalara ulaşmış olması bana adeta bir rüya gibi geliyordu. En güzeli de tabi ki her şey bittikten, satış ve prodüksiyon gerçekleştikten sonra Cannes’a gittiğimizde o güzel büyük billboard’un önünde ailemle çektirdiğim fotoğraf anıdır. Oğlum Erel ve eşimle birlikte o pozu vermek her şeye bedel bir his. Bu benim için adeta bir gurur tablosuydu. Yakında bunu çok daha fazla ülkede yayınlanmış olarak göreceğiz. Kim bilir, belki de Türkiye’de de seyircinin karşısına çıkabiliriz.

Bir format yazılım süreci ile sona mı eriyor? Satış sonrası süreç nasıl devam ediyor?
Sunu söyleyebilirim ki, yaratım hiç bitmiyor. Her bölümü en az 3 kere seyrediyorum. Proje en iyi versiyonuna ulaşsın diye sürekli notlar alıp detaylar ekliyorum. Yapımcı ile toplantılar düzenliyoruz. Olay sadece satmak değil. Her yayınlandığı ülkede başarılı olması, ses getirmesi ve ratinglerinin yüksek olması lazım.

Televizyonda yarattığınız formatı izlemek size ne hissettiriyor?
Her şeyden önce başkalarının hayatlarına dokunmak müthiş bir şey. Yarışmaya katılan her bir aday ile duygusal bir bağ kuruyorum. Her biri kazanınca seviniyor, kaybedince üzülüyorum. Bu yarışmaya bir sezonda toplam 100 şarkıcı adayı katılmış oluyor ve bunlardan sadece biri büyük ödüle kavuşacak ve en önemlisi ünlü olacak. Bir kişinin hayatında fark yaratıyor olabileceğim duygusu beni son derece mutlu ediyor.


Biraz da bundan sonraki projelerinizden bahseder misiniz?
Yaklaşık 9 aydır bir kitap projesi üzerinde çalışıyorum. Bunun %50’si hayatımla ilgili flashback’lerden oluşan hikâyeler, %50’si de bir kişisel gelişim yolculuğu olacak. Kitabımı 2023’de raflarda görmeyi hayal ediyorum Ayrıca şirketimiz için formatlar yazmaya devam ediyorum. “GPK Formats” olarak yeni bir oluşum meydana getirdik. Sadece benim yarattığım formatların olduğu bir platform olacak. Daha şimdiden iki farklı format geliştirdik. İnşallah nice güzel fikirler bulup insanların hayatlarına dokunmaya devam edeceğim.