Haber resmi: Mother and Child, Gustav Klimt

Dünyanın her tarafı kaynıyor. Bir yandan da ülkemizde yaklaşmakta olan seçim, on yıllardır görmediğimiz kadar karışıklıklarla ve öfke dolu geliyor. Gönlümüzün ülkesinde de durum karışık, insanlar birbirine diş biliyor, birbirini aşağı gören tarafların kulakları yüzyıllarca tıkalı. Yaşadığımız şehirler yorucu. Sanki her yerde neşe, zarafet, yaratıcılık azalmış gibi. Sert / acı sözler bizi bir oraya bir buraya savurup duruyor, aklımız tutarsızlıklarda, aymazlıklarda keskin biçimde “taraf” olmuşuz. Bu gidişle yaşadığımız bu günleri anarken, baharda bile olsak, puslu havalar hatırlayacağız.
Ama...
Ama kimin umurunda?
Ben bu satırları yazarken (yani okuduğunuz bu günden yaklaşık 1 ay önce) üçüncü torunum dünyaya geldi. Anlayacağınız bambaşka bir havadayım.
Tam ki “Biz torun göremeyeceğiz galiba” diye hayıflanırken yaşam bizi iki yıl içerisinde üç torunla ödüllendirdi. Tanrı’nın ümidi bizi de sarıp sarmalayıverdi işte. Aklımız fikrimiz o küçücük ellerde, dillerde, gülüşlerde, öpülesi tenlerde. “Ha bugün kafasını çevirdi, bugün aynı babası gibi baktı, bak elleri annesine benziyor, niye ağlıyor? nesi var yavrucağın? .....”
Damarlarında Akdeniz’in kıyılarını süsleyen güzel güçlü dalgaları ile kanımızdan, canımızdan üç candan can. Şükürler olsun...

Yani anlayacağınız bütün en yukarıda saydıklarıma rağmen, biz;
Ne Atom bombası,
ne Londra konferansı,
bir elinde cımbız,
bir elinde ayna,
umurunda mı dünya!
havasındayız, ne güzel ifade etmiş Orhan Veli !

Ooooh, dilerim her birinizin önünde bir yerde, cımbız ve ayna yerine geçecek bir şeyler vardır.
Yeni bir iş, diploma, özlenen bir ziyaretçi, bir bebek, keyifle ulaşılacak bir hedef, sağlık dolu bir nefes, elini sevgi ile tutacak bir yoldaş...
Gönülden kopan bir kahkaha, içi gülen gözler...
Böyle güzel günleri yaşarken kapılıp gidiyor insan. 

Kapılıp gidiyor da yukarıda yazdığım bulutlu günler de tutsak etmiyor mu insanı? Yaşıyorsunuz işte.
Düşünüyorum da insanoğlu, nasıl? Ne yapmalı etmeli de? Duygularını onların keyifle aktığı yerlere doğru akıtabilmeli? Gerçekten önemli olanları kendi kendisine fısıldayarak mı acaba?


Claude Monet

Hayatı ıskalamamalı
Benim yaşadığım şu günde Tagore’yi anarak bir yanıt bulmak kolay; “Dünyaya gelen her çocuk, Tanrı’nın insanlardan ümidini kesmediğinin bir işaretidir” demiş büyük üstat.
Tabi ki, her insanın her gün torunu olmaz. Ama hayatı ıskalamamalı. İnsanın, onu kötü duygulardan, sonuç vermeyecek gündemden çekip koparacak iradesi de olmalı, öyle değil mi?
Reinhold Niebuhr’un yazmış olduğu “serenity prayer” (huzur duası) şöyle sona erer:
“...Ve “Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç ve cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri anlamak için anlayış, ve de en önemlisi, ikisi arasındaki farkı bilebilmek için akıl ve hikmet ver.”
Seçime gelince de büyüklerimiz ne demiş; “Mal de todos no es mal!” (Dert herkesin ise, dert değildir!)

Uzun lafın kısası, hanımlar, beyler ne olacaksa olacak!
Bunlar hiç birimizin değiştirmeye gücümüz yetemeyeceği oluşumlar. Yeter ki siz idrakten, anlayıştan, sevgiden, aşktan, sevgiliden, baharın getirdiği coşkudan olmayın olur mu?
Unutmayın ki, siyasette ve günlük işlerde bazen kazandığını zannederken kaybedersin, kaybettiğini sanarken kazanırsın.

Siz anı kaybetmeyin. Onun dönüşü yok...
Bilin ki, yıllar sonra dönüp arkaya baktığınızda bu çekişmelerin hiçbirini hatırlamayacaksınız, ama eşinizin, çocuğunuzun, torununuzun doğum gününü unutmayacaksınız.
Peki anları???
Savaş, siyasi çekişme, ekonomik kriz, seçim haberlerine gözünü dikeceğinize, gözleriniz, empresyonist bahar resimlerini, gün doğuşunu, yeşil yaprakları, zarif duruşları, içleri gülen bakışları seçsin!
Yani hücum borusu değil, aşk şarkısı, çocuk cıvıltısı, bahar yağmurunun ıslak toprağa düşüşünü dinleyin.
Zor-mor demeyin. Deneyin olur, pişman olmazsınız... Bazen bazı şeyleri duymayın, görmeyin, söylemeyin...
Bakın önümüzde Anneler Günü var. Bırakın ödenecek taksitleri, satın almayı istediğiniz pahalı “lolipop şekerini”, onun bunun dediğini... Ailenizdeki annelere ne hediye alacaksınız? Onları nasıl sevindireceksiniz? Onu biraz daha fazla düşünün, anlamı, anısı olacak hediyeleri tasarlayın...

Güzel anıları biriktirin. Hepsi geçecek onlar kalacak...
Kullandıkça tükenen ve tüketen şeylere, paraya, alışkanlıkla gidilen seyahatlere, zamana, çekişmelere, eşyalara, kuruntulara, endişelere, korkulara değil kullandıkça paylaşılıp artan şeylere yoğunlaşın. Nelere mi?
Sevgi, tebessüm, anlayış, empati, iyimserlik, neşe, bilgi, hikmet, sanat, zarafet, dostluk, kahkaha, zarif şakalar, sofralar, ...
Emin olun dünya güzel olacak.
Hem güzel zaten.
Yalnız ki, biz doğru pencereden bakmayı bilmiyoruz.

Bugün doğan küçük kız torunum bana bir çırpıda bunları fısıldadı işte. Öbür torunum da yine bugün uçakta, geliyor, akşam kucağıma almayı iple çekiyorum. Kim bilir o bana ne söyleyecek?