Haber fotoğrafı: Kumran metinleri


Refua Şelema
sıradan bir “geçmiş olsun” dileği değildir. Ağzımızdan çıktığı anda hem bedenin ‘kırık’ yerlerine hem ruhun en dip katmanlarına aynı anda dokunan, binlerce yıl öncesinden bugüne taşınmış bir çağrıdır. Kelimeyi “tam şifa” diye çeviriyoruz ancak yine de eksik kalıyor; çünkü burada kastedilen, yalnızca bir organın toparlaması değil, insanın tüm varlığıyla yeniden ‘hizaya’ gelmesidir.



Yahudi geleneğinde, bir hastanın adı anıldığında söylenen bu dua, Mi Şeberah* ritüelinin kalbinde yer alır. Aslında bu bir kültürün tekeline ait bir kelime değil, her insanın içsel hafızasında karşılığı olan bir özlemdir. Dağıldığımızı hissettiğimiz anlarda içimizden fısıldanan kısacık bir talep: “Toparla beni. Beni bana geri ver…”

Refua Şelema’nın kökleri
Refua Şelema’nın kökleri, çok daha derinlerdedir. Bir duanın sınırlarından öte, çok daha eski bir şifa hafızasının içinden yükselir. Mezopotamya’da rahip-hekimlerin uyguladığı “pašišu” ritüeli -yağ sürme, dokunma, arındırma ve tanrısal düzenle uyumlanma pratiği-, insanı tekrar bütün hale getirmeyi hedeflerdi. Bu uygulamalar özellikle Asur-Babil dönemine ait taş tabletlere kazınmış, tıp metinlerinde, Namburbi ve Šurpu dizelerinde ayrıntılı biçimde tarif edilir. Oradaki temel fikir nettir: İnsan bedeni, kozmik düzenle uyumunu kaybettiğinde hasta olur; ritüel ise bu bağı onarmaktadır.

Eski Mısır’da Sekhmet’in “şifa dağıtan öfkesi” ile Thoth’un “kozmik düzeni yazıya geçiren bilgeliği” bir arada çalışırdı. Ebers Papirüsü ve Edwin Smith Papirüsü gibi tıbbi metinlerde, bedensel tedavilerle ilahi çağrıların yan yana bulunması boşuna değildir; Mısırlı hekim, ruh ve bedeni iki ayrı alan olarak değil, aynı çizginin iki tonu olarak görürdü. Hastalık, düzenin bozulmasıydı; şifaysa, düzenin geri gelmesi. Bu bütüncül yaklaşım, bugün Refua Şelema dediğimiz kavramın Milattan önceye uzanan çok katmanlı atalarını oluşturur: İnsan bedenini evrenin ritmiyle yeniden hizalama fikri, kültürler değişse de özünü hep korumuştur.

İbranicerefua” kelimesi RFA (רפא) kökünden gelir; bu kök Tevrat’ta sadece fiziksel iyileşmeyi değil, insanın kader çizgisinde oluşan bozukluğun yeniden düzenlenmesini de anlatır. Bu ifade Çıkış / Şemot 15:26 ayetinde (Pasuk) geçer. İbranice özgün metin şöyledir:
“Ki ani YHWH rof’echa.” (“Çünkü ben seni iyileştiren YHVH’yim.”)


Buradaki רֹפְאֶךָ (rof’echa) doğrudan רפא (RFA / refa) kökünden gelir hem fiziksel hem varoluşsal iyileştirmeyi kapsar, yani sadece yarayı kapatmaz, kader çizgisindeki çatlağı da onarır. İyileşme, bir bütünü onarmaktır.

Arkeolojik bulgular da bu bütünlük fikrini doğrular. Kumran metinlerinde, Muska tabletlerinde, mezarlarda ve tılsımlarda rastlanan erken dönem şifa dualarında şu ifade sıkça geçer: “Ruh ve beden için eksiksiz şifa.”

Bu, Refua Şelema’nın yalnızca teolojik değil; gündelik, elle tutulan, ritüel bir pratik olduğunu gösterir.

İçsel denge ve Şifa
Kabala geleneği ise bu hikâyeyi bambaşka bir boyuta taşır. Kabalistlere göre hastalık, bedenin değil, ruh mimarisinin bir yerinde oluşan çatlağın dışa yansımasıdır. Zohar’da özellikle Vayikra ve Pinhas bölümleri, hastalığı, ruhani dengenin bozulması olarak anlatır. Ramban (Nahmanides) hastalığın ruhsal düzeyde başladığını, bedenin bunun dış yüzeyi olduğunu açıkça söyler. Sefer HaBahir’de insanın içsel ışığının bulanması, bedensel ve duygusal bozulma ilişkisinden bahsedilir. Üst dünyadaki uyumsuzluk alt dünyada bedensel çöküş olarak görünür.

Isaac Luria (AARI) – Etz Haim / Şevirat HaKelim doktrininde, “İnsan içsel ışığından (Or) uzaklaşınca, kapların düzeni (kelim) bozulur” der. Bu kırılma alt dünyalarda tikun (onarım) gerektiren dengesizliklere yol açar. Bu dengesizlik insan yaşamında hastalık, karışıklık, tıkanıklık olarak görünür. Yani beden içsel ışık akışının kesintisini dışa yansıtan yüzeydir. İçsel ışık dengesi bozulduğunda, beden bunu sinyallere dönüştürerek dışa vurur. Şifa, bu yüzden Tiferet’in -güzelliğin, uyumun, merhametin- sefira’sının, yeniden kurulmasıyla ilişkilendirilir. Sefer Yetzira – “Hayatın sütunları” öğretisinde Tiferet orta sütun” (עמוד האמצעי) olarak dengedir. Luria, şifayı Tiferet’in (merkez) yeniden düzenlenmesi olarak yorumlar. Denge bozulduğunda bozukluk dünyaya iner, şifa ise yeniden hizalanmadır.

İlahî kıvılcımın merkezi bozulduğunda hayatın ritmi şaşar; Refua Şelema ise o ritmi yeniden ayarlayan kadim bir metronom gibidir.

Mi Şeberah duası okunurken yalnızca kelimeler değil, niyet de konuşur. Bu kavana yani bilinçli yöneliş, duaları bir sese değil, bir içsel düzenleme ritüeline dönüştürür. Teilim’de (Zebur) okunan 130’ncu, 20’nci ve 23’üncü Mezmurlar sadece ilahî çağrı değildir; insanın iç yankısından yükselen nefeslerdir. “Derinliklerden sesleniyorum.”


Evet, şifa tam da buradan başlar. Yüzeyden değil; kökten…

Refua Şelema’nın en etkileyici yanlarından biri, toplulukla okunmasıdır. Bir sinagogda, bir topluluğun ortasında kişinin adının anılması sadece bir merasim değil; “acında yalnız değilsin” mesajının ete kemiğe bürünmüş halidir. Modern dünyanın yalnızlığı içinde bu kadim gelenek hâlâ aynı şeyi söyler: “Birlikteyiz. Şifanın yükünü tek başına taşımıyorsun.”

Elbette hiçbir dua modern tıbbın yerine geçmez. Fakat insan sadece bir bedenden ibaret olmadığı için, fiziksel iyileşmeye ruhun gücünü katmak daima mümkündür. Refua Şelema burada anlam kazanır: bütünlük talebi. Kırılmış olanı tamamlama arzusu. İnsanın kendini yeniden toplama hakkı.

Sonuçta bütün hikâye tek bir cümlede düğümlenir:
Refua Şelema, insana “Bir bütün olarak iyileşme hakkın var” der.

İşte bu, hastalığın kendisinden çok daha büyük bir iddiadır. Çünkü insan kırılabilir bir varlık olsa da aynı ölçüde toparlanabilir bir varoluştur da... Dua, bu kadim gerçeği hatırlatır: İçimizdeki ışık dağılsa bile, toplanmak için hep bir yol vardır.

Bazen tek bir cümle, insanı kendine geri verir:
Refua Şelema — Eksiksiz şifa seninle olsun.

Dipnot:
*Mi Şeberah nedir?
“Sana bereket veren / Seni kutsayan” diye başlar.
Bu ifade, Yahudi geleneğinde dua formülünün giriş cümlesidir. Birine şifa, bereket, korunma, yolculuk güvenliği, hatta yeni iş / yeni ev için bile kullanılabilir ancak en çok bilineni, hastalar için edilen Mi Şeberah duasıdır.
Dua şöyle başlar: “Mi şeberah avotenu… / Atalarımıza bereket veren Kudret…” ve devamında kişi veya kişilerin adı anılarak şifa istenir.