“Alma alma yanakları al gibi
Boyu uzar gider selvi dal gibi
Seherde açılan gonca gül gibi
Sandım kan damlamış karın üstüne…”

Bu nostaljik şarkıyı hatırladınız mı?
Sözleri Karacaoğlan’a, müziği Mustafa Alpagut’a aittir. Ayla Dikmen seslendirmişti…
Peki, başlığı görünce , “Elmanın da tarihi olur mu hiç…” dediniz mi?
Olur. Elma hep bildiğimiz elma değildi ki. Çok farklıydı. Biz elmayı değiştirdik. Elma da bizi değiştirdi.

Keşke tarih kitaplarını yenileseler. Tarihteki olayları elmanın, patatesin, lalenin, kakaonun, kahvenin, tuzun, şarabın, biranın, ekmeğin ve de aklıma gelmeyen bir dolu ürünün üstünden anlatsalar. Ne ilginç olurdu…


Hermitage Müzesinden Âdem ve Havva resmi. Goltzius Hendrick ( 1558 - 1617 ), Rusya

Elma kadar, insanlık tarihine ve sanata damgasını vurmuş az meyva var
Yılan, Havva’yı ikna etti… Havva da Âdem’i… Yasak elmayı yedi Âdem. Gerçi, yediği meyva elma mıydı, değil miydi, tartışılır, ama olsun, Dünyanın en meşhur müzelerindeki tüm sanat eserlerinde, o meyva bir elma.

Elma, masalların ve insanlık tarihinin baş tacı
Masalların belki de en ünlüsünde, Cadı üvey annenin, Pamuk Prensese yedirdiği meyva, kıpkırmızı, parlak, sulu bir elma. Türk masallarının çoğunda da, masal biterken gökten üç elma düşer. Biri anlatanın, biri dinleyenin, sonuncusu da masal kahramanının başına...



Dünyanın farklı yerlerinde, özellikle de üniversitelerde, Newton’un orijinal elma ağacının torunları var. Bu ağaç, orijinal ağaçla aynı yerde büyüyen torun ağaçlardan biri


Newton’un başına elma düştü
Elmaların başa düşmesinin en önemli sonucu, yerçekiminin bulunması olsa gerek. Şehir efsanesi der ki, “Newton’un başına elma düştü, o da yerçekimini buldu.” Şaka bir yana, Newton veba salgını nedeniyle şehirden kaçmış, köyündeymiş ve 1665’te gerçekten de bahçedeki elma ağacını izliyormuş. Ve elmaların düşüşü, hakikatten Yerçekimi Kanununu keşfetmesi için ona ilham vermiş. O orijinal elma ağacından alınan dallar, bugün Dünyanın bir sürü üniversitesinin bahçelerinde ekili ve 2010’da Nasa astronotları tarafından uzaya da götürüldüler.



Yahudilikte
Elma, Yahudilerin yeni yılı Roş Aşana bayramı sofrasının vazgeçilmezidir. Yeni yılın güzellikler getirmesi umudu, şekere ve bala batırılan elma veya elma reçeliyle sembolize edilir.

Yunan mitolojisinde
Yunan mitolojisinde, Truva savaşı neden çıkar? Afrodit, Hera ve Athena, Kavga Tanrıçası Eris’in ortaya attığı altın elmaya sahip olmak isterler. Elmanın hangisine ait olacağına dair seçimi Paris yapar, uzun lafın kısası, Paris’in seçimleri sonucu savaş çıkar.


Giyom Tell’in elması
Unutulmayacak bir başka elma da Giyom Tell’den. Alman folklorunun pek çok önemli hikâyesinde, iyi bir ok atıcı, bir çocuğun başının üstünde durmakta olan bir elmayı rahatça vurur. Öyle bir âdet var mıydı, beceremeyenler oldu mu, kaç çocuk bu uğurda heba oldu bilemiyoruz tabii. Giyom Tell, bu konuda bildiğimiz en ünlü hikâye, ama 12. yüzyıldan, 13. yüzyıldan kalma bir dolu başka öyküler de var.


Tüm zayıflama rejimlerinin kraliçesi
Atkins’in protein ağırlıklı diyetiyle başlayıp, Canan Karatay’ın tavsiyeleriyle devam eden biçimde gözden düşmeden önce, elma, tüm zayıflama rejimlerinin kraliçesiydi. Acıkanlar, sabah - öğlen - akşam elma kemirirlerdi.


New York’un takma ismi bilgelik ve bilgisayarlar…
New York’un takma ismi de Big Apple (Büyük Elma). Bu isim 1920’lerden kalma. O zamanlarda, en büyük ve en lezzetli elmaların seçildiği müsabakalar yapılırmış. Ama ismin resmen benimsenmesi 1971’den…
Şimdiki zamanın en önemli elmalarından biri de bilgisayarlar: Apple.
Telefonlarımız (iphone’larımız), dizüstü bilgisayarlarımız var ya, üstü Elma logolu… Hem de ısırık alınmış. Efsane diyor ki, “Şimdiki bilgisayarların atalarının mucidi Turing, eşcinsel olduğu için cezalandırıldı ve hadım edildi, sonuçta zehirli bir elmayla intihar etti. O elma, bu elma…” Kim bilir?
Bazıları da diyor ki, “Elma bilgeliğin simgesi. Âdem ve Havva, Sir Isaac Newton… Bundan iyi logo mu olur?” Kim bilir? Hem de ısırık (bite) ve Bilgisayar biti (bilgisayar hafıza birimi - byte), İngilizce aynı şekilde okunuyor. Logoyu bulanın dehasına şapka çıkarmak lazım.

 


Elma ağacına çelik nasıl yapılır

Biz şimdi bilgisayarları bırakalım, gerçek elmalara geri dönelim…
Bir elmayı tam ortasından böldüğünüzde, karşınıza yıldız patlaması şeklinde yerleştirilmiş, kusursuz simetride beş küçük oda çıkar. Bir pentagram. Bu odaların her birinde bir-iki minik çekirdek vardır. Bu çekirdeklerin dikkate değer iki özelliği vardır. Birincisi az miktarda siyanür içerirler, o yüzden de çok acıdırlar, ikincisi de inanılmaz, aşırı derecede genetik çeşitlilik içerirler. Öyle ki, elma çekirdekten yetişirse, nerede yetişirse yetişsin, her birkaç bin ağaçtan üçü, beşi, mutlaka yeni evinin iklim ve toprak şartlarına uyum gösterecektir. Ha, yenilecek kadar güzel olacak mıdır, o başka bir konu, zira çekirdekten yetişen bir elma ağacının nasıl bir elma vereceğini hiç ama hiç kimse bilemez. Yenilecek bir elma isteyen biri, mutlaka aşılı bir elma yetiştirmek zorundadır.


Bu araba, Alma Ata’dan. Alma Ata, elmanın atası anlamına geliyor

Elmanın anavatanı Alma Ata
Elmanın anavatanının Alma Ata / Kazakistan olduğu tahmin ediliyor. Bu keşfi, maalesef sonradan Stalin’in hunhar politikaları neticesi hayatını kaybedecek olan ünlü botanikçi Nikolai I. Vavilov, 1929’da yapmış. Orada, dağlarda, hala betona yenik düşmemiş elma ormanları var. Ama elma, şayet çelik yöntemi kullanılmazsa, bildiğimiz hiç bir meyvaya benzemiyor. Sarı, yeşil, kırmızı, pembe, mor meyvalar olabiliyor. Bu meyvaların bazısı tatlı, bazısı acı, bazısı ekşi… Bazısı pelte, bazısı pütürlü, bazısı patates kıvamında, bazısı yenemeyecek kadar sert. Minnacık zeytin veya kızılcık boyundan, greyfurt boyu meyvalara kadar, her cins elma var. Çoğu ağıza atılıp, keyifle ısırılacak bir elma değil, ama yine de şarap veya hayvan yemi yapmak için uygun. Bazısı sürüngen, bazısı 18 metreyi aşan ulu çınarlar gibi ağaçlar...


Kazakistan ormanlarında, hala Batı Dünyasının bilmediği elmalar var
Elma, Asya ve Avrupa’ya dağıldı
İpek Yolu, bu ormanların kimisini aşıyordu. Büyük ihtimalle gezginler, bu meyvaların yenilebilecek gibi olanlarından topladılar. Ayıların hangilerini tercih ettiğini izlemiş olabilirler. Yol boyu, çekirdekler düşürüldü, elmalar filiz verdi. Elma, Asya ve Avrupa’ya dağıldı.
Çinliler MÖ 2000 civarı, arzu edilen bir ağaçtan kesilen bir tahta aşı kaleminin, başka bir ağaç gövdesine yerleştirilip, aşı tutunca, istenen meyvanın yetiştirilebileceğini buldular. Eski Romalılar ve Yunanlılar da bu yöntemi benimsedi. İngiltere’de Noel Pazarlarında satılan Leydi türü elmaların ta o zamandan kaldığı sanılıyor.

Ve, Amerika…
Amerika’ya ilk göçenler, yanlarında Eski Dünya elmalarını götürdüler. Ancak sert kışlar, çoğu elmaları öldürdü. Ancak elma, kendini dönüştüren bir meyva. Çekirdeklerin bir kısmı doğaya dönünce, Amerika bir yabani elma cennetine dönüştü.
İçki yasağına kadar, Amerika’da yetişen çoğu elmanın kaderi elma şarabı olmaktı. Elma, yenilen değil, içilen bir şeydi.


Johnny Appleseed - Howe Özel Koleksiyonundan, ABD


Halk kahramanı Johnny Appleseed (Elma Çekirdeği Johnny)
Bu noktada, bizim pek tanımadığımız bir Amerikan halk kahramanından bahsetmemiz lazım. Jonathan Chapman - lakabı Johnny Appleseed (Elma Çekirdeği Johnny). Hayvanları çok seven, çocuklara hikâyeler anlatan, her yere elma çekirdekleri saçan, bir sürü filme ve kitaba konu olmuş bir adam. Walt Disney çizgi filmlerinden, Japon bilgisayar oyunlarına kadar bir dolu yere girmiş. Aslında yarı çatlak, sınırlarda yaşayan, kendince dindar bir vejetaryen...
Ata binmeyi veya ağaç kesmeyi zalimlik olarak niteleyen biri. Bir keresinde bir solucanı yanlışlıkla ezdiği için ayaklarını cezalandırmış, ayakkabılarını çıkarıp atmış.
Kızılderililerle iyi geçinir, onların bölgelerine rahatça girer, çıkarmış. Gittiği her yere elma çekirdeği saçarmış. Çekirdeklerini şarap imalathanelerinin posa yığınlarından, itinayla seçermiş. Özellikle de, yerleşimcilerin geleceğini düşündüğü yerlere ekermiş onları.
Pragmatik bir yönü de varmış. Zamanın kanunlarına göre, 50 ağaçlık bir meyva bahçesi olan bir kişi, o toprakta hak iddia edebiliyormuş. Yerleşimciler gelene kadar, yerli veya beyaz çocuklarla anlaşır, ağaçlarını onlara baktırtırmış, yerleşimciler gelince de ağaçlarını onlara satarmış. Elma şarabı yapmaları için! 1845’te öldüğünde, kıyafet yerine bir kahve çuvalı giyiyormuş ve ondan geriye 4,8 km karelik dikili elma ağacı arazisi kalmış.
Amerikalıların çoğu, elmanın bir Amerikan meyvası olduğunu sanırmış, oysa Amerika’daki popülerliğini büyük ölçüde, tekneler dolusu elma çekirdeğiyle nehirlerde kürek çeken Johnny Appleseed’e borçlu. Bu adamın aşılı elmalarla hiç işi olmamış. Elmaları değiştirmek, ağaçları aşılamak ona göre yanlışmış. Çünkü bu Allah’ın işine karışmak olurmuş. Doğru yöntem çekirdekleri seçmek, toprağa dikmek, çünkü Allah işini bilir. Bu adam hem yarı deliymiş, hem de yerleşimcilerin nereye yerleşeceğini bilmek konusunda bir dehaymış. Yerleşimciler, biraz da Avrupa’daki eski evlerini hatırlattığı için elma ağaçlarını seviyorlarmış. Hem de Tevrat’ta - İncil’de, Cennet Bahçesinde geçen bir meyva! Elma şarabı üretmek ve satmak da bir kazanç kapısı. Elma şarabı, kırsal bölgelerde bira, çay, kahve, meyva suyu hatta suyun yerini almış.


Benzer bir şey, Avustralya’da da olmuş
Elma orada da kendisini yeniden yaratmış. Çocukluğumuzda tanımadığımız yemyeşil Granny Smith elmalar, bize Avustralya’nın hediyesi. Maria Ann Smith yetiştirmiş onları. Yıl 1868…


İçi ve dışı kırmızı Posof elması

Çeşit çeşit elmalar
Bir zamanlar elma çeşitliliği çok önemliymiş. Martta olgunlaşanı varmış. Ekimde olgunlaşanı varmış. Altı aydan fazla depoda durup, çürümeyeni varmış. Dona bana mısın demeyip, buz gibi havaya ve donlara bayılanı varmış. Zeytin gibi yağlı olup, yağı çıkarılan bile varmış. Muz tadında, limon tadında, armut tadında, sakızlı, tarçınlı, biberli tatlarda mor, sarı, yeşil, kahverengi, yassı, top gibi elmalar varmış. Her birinin kendi tadı da, kokusu da, şarabının tadı ve kokusu da farklıymış. Ve sonra, içki yasağı gelmiş!

“Elma giren eve doktor girmez”
Elmayı sağlıkla, besleyicilikle özdeşleştirmek, 1900’lerde, Elma Endüstrisi tarafından yaratılan bir halkla ilişkiler kampanyası sonucu gerçekleşmiş. Elma yemenin çok sağlıklı olduğuna dair, çoktan rafa kaldırılmış olan Avrupa inançlarını hortlatmışlar. “Elma giren eve doktor girmez” diye bir slogan bulmuşlar. Her üretici çeşit çeşit elma üretmiş. Müsabakalar düzenleyip en lezzetli, kokusu en enfes olanları seçmişler. Herkes de elma yemeye başlamış.
Elma da gerçekten sağlık için faydalı ve güzel bir meyvadır hani. Şaraplık meyvalar unutulmuş, yeni, yemelik türler marketlerde yerini bulmuş.
Mesela Türkiye’de yeni yeni popüler olan Fuji elmalar, 1930’larda Japonya’da üretilmiş bir tür. Ama elma şarabının popülerliğinin sonu, eskiden üretilen bir dolu elma türünün de sonu olmuş. Elma türleri artık eskiye göre çok az…

Şehirleşme, onları tehdit ediyor
Amerika’da Genava Bahçesi diye bir yer varmış. Buradaki elma bahçelerinde, hala o eski Amerikan elmalarından varmış. Kazakistan’da, Alma Ata’daki ormanlarda da, hala betona yenik düşmemiş, bazıları 300 yaşında elma ağaçları var. Ama şehirleşme, onları tehdit ediyor, maalesef.
Neyse ki, herkesin bilmediği, yöresel bir sürü tür var. Mesela, ben Ardahan’ın Posof ilçesinde yetişen ve içi de kırmızı olan elmayı çok merak ediyorum. Böyle ne çok tür var, kim bilir… Ve de her bir elmanın çekirdeğinde, hala, bir dünya çeşit elma saklı…

Kaynaklar
“Arzunun Botaniği” - Michael Pollan - Domingo Yayınları
http://www.bbc.com/travel/story/20181120-the-birthplace-of-the-modern-apple
https://www.bbc.com/future/article/20160523-kazakhstans-treasure-trove-of-wildly-flavoured-apples
Wikipedia