SÖYLEŞİ - Nihan Karahan

Eti Behar, önce sanat tarihi ve Batı felsefesi eğitimi aldı, ardından sanat atölyelerinde heykel tozu yuttu. Heykel çalışmalarına önemli sanatçıların atölyelerinde devam etti. Ardından İkitelli’de kendi atölyesinde heykel çalışmalarına devam etmeye karar verdi.
Heykellerindeki temel form daire olan Eti Behar’ın eserleri, ilhamını insanlığın anaerkil dönemindeki tanrıçalardan alıyor. Daire formundan türeyen figürler, dişiliği taşıyan güçlü sembollere dönüşüyor. Eti Behar onlara heykelde beden vererek birer ikona dönüştürüyor. 


Sanatçının “QUINNS” adlı yeni solo sergisi 18 Aralık 2021’de BE Contemporary Art Gallery’de açıldı. Eti Behar’ın hem son çalışmalarından hem de önceki dönemlerinden seçkiler içeren sergi, sanatçının üretimine retrospektif bir bakış imkanı veriyor. Bu sergi vesilesiyle sanatçı Eti Behar ile sanat, heykel ve kadın konuları etrafında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Heykeltıraş olmadan önce sanat tarihi ve batı felsefesi alanında eğitim almışsınız, sizi heykel sanatına yönelten ne oldu?
Felsefe ve sanat tarihine olan merakım beni bu engin dünyaya çekti. Düşüncenin, kavramın, hayalin sözcüklere veya görsele dönüştürülmesini çok heyecan verici buluyordum. Zamanla bilinçaltımın uyanması hayalimde birtakım formların ve hareketlerin belirmesine vesile oldu. Çamurla şekillendirdiğim üç boyutlu formlarla neler anlatabileceğimi veya anlatamayacağımı deneyerek yaşadım. Başta eğlenceli görünen bu süreç giderek acısını da içinde barındıran bir tutkuya dönüştü.


Eserlerinizde kadınlık kavramı öne çıkıyor, bu konuya eğilmenizin nedenleri neler?
Kadınlık kavramı tarih boyunca her dalda işlenmiş bir türlü tüketilememiş bir “kaynak”, bir “cevher”; her ne kadar içten yaşıyor olsam da kadınlık kavramına evrensel boyuttan bakmaya çalışıyorum. Psikanalitik, sosyal ve politik boyutları da var. Sanıyorum motivasyonumun temelini bunlar oluşturuyor.

Heykelde kadın bedenini çalışmak nasıl bir deneyim?
Kendi imgelem dünyamı kadın bedeni üzerine aktardığımı düşünüyorum çalışırken. Kadınlıkla özdeşleştirdiğim bazı kavramların biçimlendirdiğim kadın bedeninin dolgun ve dairesel hatlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu, onlarda karşılık bulduğunu düşünüyorum. Kadını sonsuz tekrarlar, değişimler, dönüşümlerle yeniden yaratmaya çalışıyorum.


Eserlerinizde soyut veya figüratife dair yaptığınız tercihleriniz nasıl şekilleniyor?
Soyut ya da figüratif benim için sanatçıların benimsediği ifade dilleridir. Karşıtlık veya birbirine üstünlük oluşturan üsluplar değildir. Minimalizm, suprematizm, konstrüktivizm gibi akımlar, dönemlerinin gereği yenilikçi akımlar olarak ortaya çıktılar. Bugün tek başına soyut veya figür çalışmak yenilikçi bir çizgi oluşturmaz. Bir seriye başladığımda, düşüncelerimi tuvale ya da heykele aktarırken birbirini izleyen hareketler, sonunda kendiliğinden soyuta veya figüre kayar. Son dönem çalışmalarımda da soyut ile figürü bir arada kullanıyorum.

“Cielo” ve “Quinns” isminde iki heykel seriniz var, bu eserler ne anlatıyor?
Cielo ve Quinns’ten önce Sınırda ve Kibele’den Sindirella’ya serilerim vardı. Her birinde bir sonrakinin ipuçları görülebilir; yani her ne kadar farklı seriler olsalar da bir sonrakine açılım sağlayan işlerdir. “Cielo” kelime anlamı olarak cennet ve gökyüzü demek. Batı sanatında gökyüzü kutsal olana ayrılmış, keza cennet de, “iyilere” ve “günahsızlara” ayrılmış mekânlar. Ben de heykellerimi her ne kadar “kutsal” ve “iyi” olmasalar da Cielo’ya yerleştirdim. Quinns ise “queens”ten esinlenerek koyduğum bir başlık. İnsanlık tarihinde kutsal ve zelil olanın serüvenine bir gönderme, bir tekrardan yorumlama olarak geliştirdim.


Bahar Soyoğuz ve Eti Behar

Sanat hayatınızda dönüm noktası olarak değerlendirdiğiniz anlar nelerdir?
Dönüm noktası olarak yaşadığım ya da mucizevi anlardan ziyade sanat yolculuğumda acı ve mutlu deneyimlerimin etkisiyle, zamanın da ördüğü süreçler beni olduğu kadar çalışmalarımı da şekillendiriyor. Yani şunu demek istiyorum; ani kesin değişimler yerine zaman içinde deneyimlerimle yol alıyorum.

21. yüzyılda kadın olmak hakkında fikirleriniz neler?
“Kadın kimliği” içinde yaşadığı coğrafya ve kültürle şekilleniyor; dolayısıyla çok geniş bir yelpazede tanımlanabilir. Ancak 21. yüzyılın insanlığa kattığı teknolojinin -olumsuz ve olumlu yönlerini tartarak- kadın problemine bir açılım sağladığını, gelecekte de sağlayacağını düşünüyorum. Bilgi alışverişi öylesine hızlı ve zengin ki, bundan faydalanmamak ancak zamandan kopmuş yaşamakla açıklanabilir. 20. yy’da elde edilen haklar yarın da genişleyerek toplumlarda karşılık bulacak. Kazanımların devam etmesi için kadının da kendi seçimini yapması gerekir. Kadının toplumun ona atfettiği olumsuz sıfatlardan sıyrılarak ve aşarak yeni bir kimlikle kendini inşa etmesi ve bunu kabul ettirmesi gerekir. Bir insanlık modeli olarak dünya bir kurtarıcı bekliyorsa o “kadın” olmalı! Çok mu uçtum?

BE Contemporary’de görme fırsatına sahip olduğumuz son dönem eserlerinizde bazı heykelleriniz cinsiyetsizleşiyor. Bu çalışmalarınızda cinsiyet kavramını nasıl ele alıyorsunuz?
Biyolojik yapımızın sınırları içinde kadın veya erkek olmak dışında bir şansımız yok. Sanatta da estetik, dişil veya eril imgeler üzerinden kurulmuş. Cinsiyet sınırlarının biçimsel olarak aşılması meselesi yeni bir estetik yaratmaya kışkırtıyor beni. Baudrillard’ın başka bir bağlamda kullandığı trans-estetik kavramını ödünç alıyorum ve yapıtlarımda cinsiyet veya tür gibi sınırlamaları aşarak bir başka trans-estetik yaratmaya çalışıyorum. Bu iddialı bir girişim olarak değerlendirilebilir ancak ben de burada kendi sanatsal dürtümü izlemeyi tercih ediyorum.