Sevgili Okur,

Sevgili Okur,
YAYIN YÖNETMENİ´NDEN

Sevgili Okur,

Marc Chagall´ın II. Dünya Savaşı´nda resmettiği “Ukraynalı Aile” tablosu, bugünlerden çok tanıdık bir sahne, değil mi? Bütün savaşlar aynı çirkin kötü yüze sahip... Marc Chagall yaşasaydı, aynı tabloyu, günümüzde Kharkiv, Irpin, Mariupol, Chernihiv, Rubizhne, Izyum veya diğer birçok Ukrayna kasabasında veya şehrinde boyamış olabilirdi. Aynı manzara hep yürekleri dağlıyor…


Marc Chagall’ın II. Dünya Savaşı’nda resmettiği “Ukraynalı Aile” tablosu.

Genellikle DERGİ’nin bu satırlarında güncelden söz etmeyi her daim tercih eder, mümkün olduğunca politikayı, hırsın tetiklediği çatışmaları, ülkelerarası güç savaşlarını, paranın vesile olduğu uluslararası polemiklere yer vermemeye çalışırım. Güney sınırlarımızdaki “harekâtlar”, akın akın ülkemize doluşan sığınmacıların tragedyalarıyla İstanbul sokaklarında bile karşı karşıya gelmememiz yetmezmişçesine…

Rusya’nın Ukrayna’yı istila etme çabaları, Ukraynalı ailelerin dramları, Avrupa sınırlarında kabul gören milyonlarcası, ailelerin paramparça oluşunun yanı sıra Rusların işlediği insanlık suçlarını günlerdir, aylardır canlı yayında izlemeden edemiyorum.

Bundan 30 yıl kadar öncesinde İsrail’de, Kibbutz Beit Oren’e sığınan Bosnalı Müslümanlardan bir grubun mensuplarıyla söyleşiler yapmıştım - Temmuz 1993’te. Bosna’nın Mordiça kentinden olan ailenin - Mina ve Ahmet Mehiç, kızları Kadmira ve oğulları Asmir’in uğradıkları felaketi ilk ağızdan duymak beni kökten sarsmıştı. Tito’nun ölümünden sonra komünizm düşüşe geçmiş, sistem değişim içine girmişti. Değişim beraberinde savaşı getirmişti. Baba Ahmet Mehiç, “Koskoca Sırp ordusu Hırvat ve Bosna halkına karşıydı. ...Bizde her üç kişiye bir silah… nöbetleşerek eldeki silahlarla tanklara karşı çarpışıyorduk. Daha çok silahımız olsaydı daha az kişi ölürdü, çünkü yaşamlarını kaybedenlerin çoğu savunmasız kişilerdi…” Sivil halkı tahliye edememişlerdi. Sırp ordusu silahsız bir halka karşı savaşmış, birçoğu sistematik olarak kamplara götürülmüş, kurşuna dizilerek katledilmiş; kadınlar, çocuklar tecavüze, ırza geçmelere maruz kalmıştı. Halbuki, o toprakların insanları, Bosnalılar, Hırvatlar, Sırplar beraber büyümüştü: Dosttular, komşuydular, arkadaştılar…

Bir yıl kadar sonraları Kudüs yakınlarındaki bir göçmen kabul merkezinde, dönemin başbakanı Şimon Peres’in Ocak 1994’teki girişimiyle ülkeye getirtilen, II. Dünya Savaşı’nda Yahudi bir aileyi kendi hayatı pahasına kurtaran Uluslararası Dürüst* Bosnalı Zeyneba Hardaga, kızı Aida, Sırp damadı Branimir ve torunu Stella ile tanıştım. Konuşmamız esnasında Aida şöyle demişti: “Annem şu anda bir Sırp kurtardı. İşte kocam Branimir bir Sırp! Bir insanın kim olduğu ve ne olduğu önemli değil. Önemli olan iyi insan olmasıdır.”

İyi insanlar evrenin ışığı. Diğer yandan tarihin belleğini diri tutmak zorundayız. Günümüzde Ukrayna’daki gibi… Korku imparatorlukları dehşetlerini saçıyor. Irkçılık hortluyor… Karanlıklar, zamanın ruhu içinde istikrarla çöküyor. Öyle ki Marc Chagall’in 1940’larda resmettiği “Ukraynalı Aile” yine ve yeniden alev-alev bir yangın yerinde. Daha aydınlık günlerin umuduyla yüreğim Ukraynalılarla dayanışmada iken.

* Uluslararası Dürüst: (Dünya uluslarının dürüst insanları) İsrail Devleti’nin, Naziler tarafından Holokost’a maruz kalan Yahudileri kurtarmak için hayatını riske atan gayri-Yahudilere verdiği onursal sıfattır. Terim, Nuh’un evrensel kanunlarına itaat eden Yahudi olmayan insanları anlatan “Yahudi olmayan dürüst” kavramından gelir.