“İsrail’in en büyük yazarı” barış savunucusu Amos Oz, 28 Aralık günü 79 yaşında yaşama veda etti.

O, İsrail Ödülü ve Almanya’nın Goethe Ödülü ile birlikte sayısız ödül kazandı. Eserleri Türkçe dâhil olmak üzere 45 dile çevrildi. Ülkesinin önde gelen barış eylemcisi, iki devletli çözümün destekçisi idi.
Defalarca Nobel Edebiyat Ödülü adaylarından biri olarak anıldıysa da Amos Oz bu konuda, “Nobel’i almadan bu dünyadan göçersem bana hiçbir şey olmaz,” demişti.
İsrail edebiyat tarihinin en başarılı yazarlarından biri olarak addedilen Oz, aynı zamanda ülkenin en yüksek sesli solcu aktivistleri ve iki devletli bir çözümün destekçileri arasındaydı.
Now Peace’ (‘Şimdi Barış’) hareketinin kurucularından olan Oz, 2015’teki bir röportajında, “Siyonizm’de başlangıç noktam her zaman basit oldu: İsrail ve Kudüs’te tek başına değiliz, Filistinliler de var. Sonuçta mutlu bir aile olamayız,” diyor ve devam ediyor: “Başka bir yol yok! Hiçbir yere gitmiyorlar, gidecek hiçbir yerleri yok; bizim de gidecek hiçbir yerimiz yok. Ev iki aileye bölünmeli,” dedi.
Amos Oz için ne dediler

Natalie Portman’ın bir filme dönüştürdüğü, Oz’un ‘Aşk ve Karanlık’ kitabına atıfta bulunan Devlet Başkanı Reuven Rivlin, “Aşk ve Karanlık, şimdilerin de en büyük ve en karanlık hikâyesidir,” dedi. Kudüs’te üç nesil Yahudi yaşamını betimleyen otobiyografik hikâye “Aşk ve Karanlık”, 2002’de yayınlandı.
Başbakan Netanyahu, “İsrail deneyiminin önemli yönlerini ustaca ve duygusal olarak ifade ettiği İbranice edebiyatının yenilenmesine büyük katkı sağladı,” dedikten sonra şöyle devam etti: “Birçok alanda farklı görüşlere sahip olmamıza rağmen, sözleri ve yazıları yıllarca bize eşlik etmeye devam edecek.”
İşçi Partisi eski Başkanı Isaac Herzog: “Özgün ve zengin dili, ahlaki gücü ile adalet ve barış için savaşı onun sonsuz mirası olacak. Ailesine yürekten başsağlığı diliyorum!”
Oz ile siyaset konularında sık sık çekişen Kültür Bakanı Miri Regev, “Çalışmalarının, dünyanın her yerinde yankılandığını ve herkesin kalbine ilham verdiğini,” ifade etti.
Birleşik Arap Partisi Lideri Ayman Odeh, onu bir eşitlik taraftarı olarak selamladı: “Amos Oz ile birkaç kez bir araya geldim ve tartışırken bile (oldukça fazla!) eşitlik sergileyen, işgal ve barışa son vermeyi savunan bir ortaktı,” dedi. “İnançlarını seslendirmekten korkmayan olağanüstü bir yetenekti.”

Oz, vatanlarını kurmak üzere Rusya ve Polonya’dan göç eden ebeveyninin tek evladıydı. Bir çocuk olarak, göçmen ruhlarını terk edemeyen aile büyüklerine isyan etti.
Çocukluk dönemlerine rastlayan Holokost’un dehşeti ile göç edip yerleştikleri, iki halkın da hak iddia ettiği toprakların savaş tehdidi altında olması, İngiliz Mandası’nın Filistin’deki son yıllarına rastlayan çocukluk dönemi, edebi eserlerinin ana temasını oluşturacaktı.
Amos, 12 yaşındayken annesinin intiharının kalbini dağlayan anısı, “Aşk ve Karanlık” adlı yapıtına konu oldu. Kudüs’te sürdürdüğü yaşamına mola vererek, 15 yaşında bir kibutza (kolektif çiftlik) taşındı. Soyadı Klausner’i, İbranice bir sözcük olan ‘Oz’ olarak değiştirdi. 25 yıl kibutzlarda yaşam sürdüren Oz, gündelik yaşam ve aile sıkıntılarına odaklanan bir yazar oldu.
Lise öğrenimini takiben 1961’de zorunlu askerliğini tamamlayıp kibutzdaki yuvasına geri döndü. Bu çiftçi topluluğunun pamuk tarlalarında çalışırken ilk kısa öykülerini yayımladı.
Kudüs İbrani Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden derece ile mezun olduktan sonra, zamanını,  aidiyet hissettiği topluluğun lisesinde yazı yazma, çiftçilik ve öğretmenlik arasında bölerek kibutzda 25 yıl geçirecekti.
Oz, bir tank ünitesinde yedek asker olarak 1967 ve 1973 Savaşlarında savaş mevzilerinde hazır bulundu. Bu konuda şöyle söylemişti: “İşim, mutsuz ailelerin komedisi, trajedi değil.
Birçoğu İsrail İşçi Partisi’nin yayınevi tarafından İbranice yayınlanan ilk eserleri, “Çakallar Nerede Ulur” (1965) ve “My Michael” (‘Benim Michael’im’) (1968) idi.
Yarım asırlık bir kariyere sahip Oz, 13 roman, çocuk kitapları ve kısa öykü koleksiyonları ile edebi ve siyasi konularda yüzlerce makale içeren 35’in üzerinde kitap yayınladı.
Oz’un son romanı “Judas”, Man Booker Ödülü’ne aday gösterildi. İsa ve Yehuda hakkında bir dedektif hikâyesinin yanı sıra, gizemli karakterler, Kudüs’ün karmaşık çevresi ve İsrail Devleti hakkındaki sorunsalları kapsayan unsurlarla doluydu.
2016’da yayınlandıktan sonra basına verdiği bir demeçte Oz, üç “Judas” karakterlerinin her birinde kendine ait şeyler olduğunu, tam bir otobiyografi olmasa da kaynağının doğal olarak, duyduğu veya gördüğü, okuduğu veya hayal kurduklarından oluştuğunu belirtti. Romanında konu ettiği, Oz’un gençliğinin Kudüs’ü - bölünmüş bir şehirdi, “Dikenli tel, mayın tarlaları, duvarlar, keskin nişancılarıyla... Çok küçük bir şehirdi, ancak bütünüyle barış içinde bir arada bulunan farklı toplulukların bir tür gevşek federasyonuydu.
O günlerinin Kudüs’ü hakkında Oz, “İsrail’in geri kalanıyla neredeyse her gün tehdit altında olan, hayli dar bir koridorla bağlantı sağlanmış, bölünmüş bir şehirdi. İsrail Devleti’nden önce bile, ben küçükken, geleceğe dair belirsizliği olan çok gergin ve güvensiz bir yerdi,” diyerek duygularını paylaştı.
Barış aktivisti Oz, İsrail’in barış hareketinde önde gelen bir sesti ve Filistinlilerle bir anlaşma yapma çabaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’nü kazanan eski Başbakan ve Devlet Başkanı Shimon Peres’in de arkadaşıydı. Oz, yazdığı yazılarda sık sık ülkenin liderlerini, İsrail ile barış anlaşmasının bir parçası olarak Filistin devletini kurmaya zorlayan söylemlerine yer verdi.

Amos Oz bir edebiyat öğretmeninin, ülkesine yeni liderler kazandıracağına inandı: “En nihayetinde ulusları yaratan kelimeler, kavramlar ve bireysel inanç ve söylemlerdir. Savaşları başlatabilir ve durdurabilirler.
Yaralayabilir ve iyileştirebilirler.
Kelimeleri dikkatlice seçmek ahlaki bir sorumluluktur.”

Kaynakça: “The Times of Israel”

AMOS OZ:  “Kişi, bir yangını - büyük bir felaketi izleme durumuyla karşı karşıya kaldığında... Ateş hattında her zaman üç temel seçeneğe sahip olduğuna inanıyorum.
1. Kaçabildiğiniz kadar hızlı kaçın - kaçamayanların yanmasına izin verin.
2. Makalenizi kaleme aldığınız yayının editörüne, sorumlularının bu utançla görevden alınmalarını talep eden öfke dolu bir mektup yazın veya bu konuda bir gösteri başlatın.
3. Bir kova su getirin ve ateşe atın ve bir kova yoksa, bir bardak getirin ve bir bardak yoksa, bir çay kaşığı kullanın; herkesin bir çay kaşığı vardır. Ve evet, kocaman bir yangının karşısında bir çay kaşığı çok ufak ise de milyonlarca insan var ve her birimizin bir çay kaşığı var. Şimdi çay kaşığı düzenini kurmak istiyorum. Yangın yerinden kaçmak veya öfke dolu makale yazmak yerine çay kaşığı tavrını paylaşan insanlar tutumunu paylaşıyorum. Ceketlerinin yakasında küçük bir çay kaşığı giyerek dolaşmalarını istiyorum, böylece aynılığımızı paylaşıyoruz - aynı kardeşlikte, aynı düzende, Çay Kaşığı Düzeni. ”