Cenk Rofe Müzik dünyasının notalarında Adım adım yükseliyor

Cenk Rofe Müzik dünyasının notalarında Adım adım yükseliyor
Bir İnsan / Bir Dünya

Cenk Rofe Müzik dünyasının notalarında Adım adım yükseliyor

Besteci ve söz yazarı Cenk Rofe, 1977’de İstanbul’da doğdu. Eş zamanlı olarak, Boğaziçi Üniversitesi Turizm Otelcilik ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi Devlet Konservatuvarı Şan bölümlerinden mezun oldu. Devlet Opera ve Balesi müzikalleri ve TV dizilerinde roller alan Rofe, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası konserlerinde Solist sanatçı olarak katıldı. Sözleri Erdal Özyağcılar’a, bestesi kendisine ait olan ‘Sonbahar ve Siz’ isimli şarkısı ‘İstanbullu Gelin’ dizisinde yayınlanan Cenk Rofe, bir yandan ‘İstanbul 12 Orkestrası’nda solist olarak sahne çalışmalarına devam ederken, bir yandan da Açı Okulları’nda drama ve müzik öğretmenliği yapıyor.

Bugünkü hayatını da yansıtarak, bize kendini nasıl tanımlardın?

Kendimi bildim bileli müzikle iç içe yaşarım. Onunla adeta bir sevgili gibiydik; zaman zaman küssek de birbirimize, ona olan büyük tutkum ve bağlılığım her seferinde galip geldi. Bir sıfat koysam ismimin önüne, “âşık” sıfatını koyardım. Her gün büyük bir enerjiyle uyanır, okulda çok sevdiğim ve birlikte kaliteli zaman geçirdiğim öğrencilerimin yanına giderim. Akşam sahne alacağım günler daha hareketli geçer. Koşturmayı, bir yerden diğerine yetişme hallerimi seviyorum. Uzun saatler sahnede şarkı söylediğim gecelerin sabahında, yine aynı enerjiyle okula giderim. Beste yaparken ve şarkı sözü yazarken aldığım haz ise çok büyük. Özetle, ben eşine, oğluna ve yaptığı işe âşık bir adamım.

Ülkemizde, meslek olarak müziği seçmek cesaret işi; hayatın bugün müzikle sarmalanmış durumda. Bu ne zaman başladı, nasıl gelişti?

İki yaşlarımdayken annem, müzik sesi duyduğumda sakinleştiğimi fark edince, uyku vakti geldiğinde başucuma radyo koymaya başlamış; böylece her gece müziğin tınısıyla uyuyakalmışım. İlkokulda da öğretmenlerim müziğe yatkınlığımı fark edip annemi okula davet etmişler. Bu süreçte, komşumuz olan Erdal Özyağcılar’a ilk konserlerimi veriyormuşum. O da yeteneğimi desteklemek adına, annemlere mutlaka bu alanda ilerlemem gerektiğini söylemiş. Oysaki o zamanlarda, gönlümde yatan aslan oyunculuktu. Çok iyi taklit yapardım. Dostluk Yurdu Derneği’ndeki oyunlarda, oyunculuğu severek yaptım. Lise öncesi, iyi şarkı söylediğimi de anladım ve piyano dersleri aldım. Konservatuvara girme hayallerim, aynı zamanda annemle çatışma sebebim de olmuştu. Önceleri bunun bir heves veya özenti olduğunu düşünen annem, neyse ki sonradan öyle olmadığını anladı.

Seni en çok, Neve Şalom Sinagogu’nda gerçekleşen düğünlerde, gelini karşılayan aryalarınla tanıyor insanlar. Son yıllarda bir albüm de çıkartmışsın…

Aynen, aslında toplumumuzun mutlu günlerinde, kantor olarak sesimle sahne alıp törenlerde duygunun tavan yaptığı o anlara vesile olduğumdan, beni iyi tanıyorlar. Toplumumuza ait insanların takdirini ve desteklerini üzerimde hissetmek çok güzel; bunun için müteşekkirim. Burada, “Keşke hazan olsaydın” diyen kıymetli hahambaşımız İsak Haleva’nın kulaklarını çınlatmadan edemeyeceğim. Hazan olmadım belki ama sesimi bu mecrada kullanmak da bu şekilde kısmet oldu.

Yıllar önce bir albüm yapmıştım, ancak dönemin koşulları ile reklam ve promosyona ayıracak yeterli kaynağın olmayışı, albümün geniş kitlelere ulaşmasını engelledi. Buna rağmen, radyolarda epey dinlendi şarkılarım. Son zamanlarda, dijital medya sayesinde, “Affet Beni” adlı albümüm spotify’da yerini aldı; dinlenme sayısı da hiç az değil aslında.

Önceleri okulda, tutkulu olduğum ikinci alan olan drama öğretmenliği yaparken, kaderin cilvesi olsa gerek, bir dönem okulda bir müzik öğretmenine ihtiyaç oldu ve böylece kendimi yeniden müziğin içinde buldum. Bu da benim tekrar üniversite okuyup müzik öğretmenliği için formasyon eğitimimi tamamlamama vesile oldu.

Sonradan İstanbullu Gelin dizisinde kullanılan, ikinci albüm çalışmanı İstanbul 12 Orkestrası ile yaptın. Onlarla nasıl bir araya geldiniz?

2004 yılında, Dostluk Yurdu Derneği’nin yeni binasının açılış kokteyli için İstanbul 12 Orkestrası ile bir iki şarkı söylemem istenmişti; onlarla çalışma hikâyem de böyle başladı. İstanbul 12 Orkestrası ile birlikte güzel işlere imza atmaya devam ediyoruz. Örneğin, onlarla bir albüm çıkarttık. Ekim 2011 tarihinde, sözleri Erdal Özyağcılar’a, müziği bana ait olan “Sonbahar ve Siz” isimli şarkımız yayınladı. Bu şarkıya 6 sene sonra, Ece Çelik’in desteği ve kendi imkânlarımla bir klip çektim. Ardından, beni çok mutlu eden haber geldi. Şarkımız, İstanbullu Gelin dizisinde yer alacaktı. Bu zaten benim hayalimdi; öncesinde, eşime “Keşke şarkım bu dizinin bir bölümünde çalsa” demiştim. Mucize gerçekleşti ve şarkı dizide çaldı. Müzikle olan aşkım yeniden filizlenmeye başlamıştı.

Bu başarınızın ardından, art arda iki Single daha çıktı. Bizimle paylaşır mısın?

Aynen öyle oldu. Bir önceki şarkının gördüğü ilgi ve Best FM’in desteğiyle, sözleri Aşkın Tuna’ya, müziği Mehmet Andiçen’e ait olan ve benim seslendirdiğim yeni şarkımız, “Önemli Olan” isimli Single 2019 yılının Aralık ayında yayınlandı. Son olarak da, sözleri Erdal Özyağcılar’a, müziği bana ait “Pembe Karanfil” isimli Single’ım Nisan 2020’de yayınlanıyor. Değişen zamanla birlikte, artık albüm yerine, yorumcular Single’larla ilerliyor. Yavaş yavaş bir dinleyici kitlem oluşmaya başladı ve bu bağlamda, birlikte çalıştığım müzik şirketi Avrupa Müzik’e teşekkürü de borç bilirim. Bu yılın sonuna kadar bir veya iki şarkı daha yayınlamayı planlıyorum.

Müzik dünyasında yıldızı parlamaya başlayan bir ses sanatçısı olarak, yaşamın notaları sana neler anlatıyor diye sorsam?

Zaman içinde, yaşam bana, sevdiğim şeyler için mücadele etmemin önemini daha da iyi öğretti diyebilirim. Ben kendi kendime “Tamam, artık zorlama” dedikçe, müzik bir şekilde beni kendine çekti. Hayat felsefem: “İnsan kendi planlarını gerçekleştirmek için ne kadar çaba sarf etse de, unutmamalı ki her şeyin doğru bir zamanı vardır; o zaman gelmeden bazı şeyleri zorlamamalı. Bence en önemlisi de tutkuyu ve umudu yitirmeden akışta kalabilmek.”

Müzik dışında, başka projelerin de var mı?

Evet. İlk kez Şalom Dergi okurlarına açıklıyor olacağım. Ben bir roman yazmaya başladım. Bu konuda çok iddialı olmasam da annemin ve anneannemin anılarını kendi hayal gücümle harmanladığım ve eski İstanbul’da geçen hikâyemi okurlarla buluşturuyor olmak beni çok heyecanlandırıyor. Ayrıca, komedyenlik yönümü ön plana çıkartmayı hedeflediğim, şarkılı bir stand up projesi üzerinde de çalışıyorum. Güldürmenin bıçak sırtı olduğu bilinci ile bu konuda acele etmemeye özen gösteriyorum.