“Rüyamda babaannemle halalarım derin bir kabın içine eğilmişler, ellerindeki kaşıkla içindekini karıştırıyorlar. Kabın içine baktığımda, özenilen bu bayram ikramının ben olduğumu görüyorum! Hakkımda konuştuklarını duyuyorum; yaptığım kötü şeyleri, asla gurur vesilesi olamayışımı… ‘Ama’ diyorlar, ‘bu sefer tamam olacak.’ Ne kadar zaman fırında kalmam gerektiğini aralarında tartışıyorlar. Arkasından beni bir alüminyum kaba koyup fırına veriyorlar. Raşel Halam, ‘Yumuşacık, içi nemli, mükemmel kabarmış bir pandispanya için otuz beş dakika yeterli!’ diyor. Mutfak zamanlayıcısı ‘bip’ sesi verdiğinde, fırının kapağını açıp beni dışarı çıkarıyorlar. Başımı kaldırdığımda, beğeni dolu bakışlar beklerken, ağzı hayretle bir karış açık yüzlerle karşılaşıyorum. Fırın tepsisinin içinde, derisi nar gibi kızarmış, ağzının içinde küçük kırmızı bir elma ile oturan ben, bir süt domuzuyum!”

Deborah Feldman’ın New York Times çok satanlar listesine girmiş olan, “Unorthodox: The Scandalous Rejection of My Hasidic Roots” (Hasidik Köklerimin Skandal Reddi) adlı otobiyografisinden bir bölümdü okuduğunuz… Deborah, Hasidik Satmar cemaatine mensup zihinsel engelli bir baba ile, müstakbel eşini tanımadan giriştiği bu evliliğe uzun süre katlanamayarak, yaşadığı çevreyi terk etmiş bir annenin kızı. Babaannesi ve büyükbabası tarafından New York’ta, Satmar’ların yoğun olarak yaşadığı Williamsburg, Brooklyn’de büyütülüyor. Bütün ailesini Holokost’ta yitirmiş bir kamp kurtulanı olan Babaanne, yaşadığı travmalara karşın Deborah’a verebildiği tüm sevgiyi vermeye çalışıyor. Ancak dinî içerikli olmayan ve Yidiş dilinde yazılmamış her şeyi okumanın yasak olduğu, kuzenlerle İngilizce sohbet etmenin dahi günah sayıldığı, buyurgan ve mesafeli halaların ara sıra şereflendirdiği bir ev ortamından bahsediyoruz. Büyükbabaya göre, “İngilizce ruhu yavaş yavaş ele geçiren bir zehir!” Ailenin maddi olanakları oldukça geniş olmasına karşın, Büyükbaba ne yeni giysi satın alınmasını uygun buluyor, ne de eprimiş yemek odası halısının değiştirilmesini… Hedef bedeni değil, ruhu beslemek; “lüks” ise yalnızca “algılarınızı köreltip, ruhunuzu duyarsızlaştırır.”  

Sorgulayıcı bir zihne sahip olan Deborah, müdavimi olduğu kütüphanenin sunduğu olanaklarla, kendisine yasak olan entelektüel dünyanın kapılarını yavaş yavaş aralıyor. On altı yaşına geldiğinde, toplam yarım saat görüp tanımaya çalıştığı “Eli” Feldman’la (Eli gerçek adı değil) evlenmeyi kabul ediyor; bir olasılık evlilik ona dilediği özgürlüğün kapılarını aralayabilir, kitaplarını gizlemeden okuyabilir umuduyla… Oysa yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor! İyi niyetle giriştiği evlilik serüveni, Deborah’a aradığı özgürlüğü getirmediği gibi, yaşadığı cinsel işlev bozukluğu (vajinismus), içinden çıkılmaz bir sorun yumağı yaratıyor. Kitapta, annesinin yörüngesinden çıkamayan; bencil, ilgisiz, duyarsız bir eş olarak betimlenen “Eli”, Deborah’ın beklediği beyaz atlı prens değil! Bunu vurgulamak isteyen yazar, geçmişin hıncını almak istercesine, “Eli”yle ilgili -kanımca tezine katkısı olmayan- küçük düşürücü detaylara giriyor. Yürümeyen beraberliklerinin bitişini hızlandıran etken ise, Deborah’ın dünyaya getirdiği oğlu Isaac’ı, sınırları çizili, seçim hakkı tanımayan bir dünyada büyütmek istemiyor olması...     
          

Yazdığı ikinci kitap olan “Exodus”de Deborah’ı, oğluyla birlikte yeni bir yaşam kurmaya çalışan, yirmili yaşlarında genç bir kadın olarak izliyoruz. Amerika’yı, Avrupa’yı geziyor; yeni dostluklar kuruyor. Holokost’ta tüm ailesini kaybetmiş babaannesinin Macaristan’da yaşadığı kasabayı, oturduğu evi ziyaret ediyor. Eğer yaşadığı topraklardan koparılıp başka bir coğrafyaya sürüklenmeseydi, onu nasıl bir yaşamın beklediğini hayal etmeye çalışıyor. Geride kan bağı olan kimsesi kalmamış, bununla birlikte kendisine yeni bir “ev” kurabilmeyi başarmış babaannesi, seçtiği yaşam yoluyla ailesinden ayrı düşmüş Deborah’a, “Ben de başarabilirim” dedirtiyor.                     

Netflix serisi “Unorthodox”

Kitabının gördüğü büyük ilginin ardından Hollywood yapımcılarından çok sayıda cazip teklif alan Deborah Feldman, bunların tümünü reddetti. Onu ikna eden teklif, Almanya’da tanıdığı ve arkadaş olduğu iki kadın film yapımcısından geldi: Alexa Karolinski (“Oma & Bella”) ve Anna Winger (“Deutschland 83”). Feldman’ın otobiyografisinden esinlenilerek kurgulanmış olan dört bölümlük “Unorthodox”, geride bıraktığımız Mart ayında Netflix’te gösterime girmesiyle birlikte, dünya çapında bir izleyici kitlesinin beğenisini kazandı. “Unorthodox”, Almanya’da Yidiş dilinde yayınlanmış ilk yapım.

Williamsburg, Brooklyn’de (New York) yerleşik ultra-Ortodoks Satmar cemaatine mensup 18 yaşındaki Esty Shapiro (Shira Haas), eşi Yanky (Amit Rahav) ve ailesini geride bırakıp, Berlin’de yeni bir yaşama yelken açıyor. Berlin’de girdiği kafede rastladığı bir konservatuvar öğrencisi sayesinde, Esty kendisine kısa sürede yeni bir çevre ediniyor. Dizi boyunca yapılan flashback’ler, yapboz parçaları gibi resmi yavaş yavaş tamamlayarak, Esty’yi ve geride bıraktığı yaşantısını anlamamızı sağlıyor.      

Evliliklerini takip eden yıl süresince, ailenin çocuk beklentisini karşılamaya çalışan Esty, cinsel uyumsuzluk nedeniyle bunu başaramayınca, ağır bir baskı altında kalıyor. Filmin en dokunaklı sahnelerinden biri, Esty’nin giysileriyle girdiği -Nazilerin “Nihai Çözüm”ü tasarladıkları villaya bakan- Wannsee Gölü’nde, peruğunu suya bıraktığı an… Sahne, evliliği öncesinde ruhsal arınma amacıyla girdiği “mikve”yi (arınma havuzu) çağrıştırıyor. Yüzüne yansıyan -ve Haas’ın güçlü performansıyla bizlere de yaşattığı- ferahlık hissi, hafızalardan silinmeyecek nitelikte…  

“Unorthodox”, giysilerden mekânlara, özenli bir çalışmanın ürünü… Tüm detayların, örneğin Hasid’lerin başlarına taktıkları “shtreimel”lerin (kürk şapka) aslına uygun olmasını sağlayan kişi ise, kendisi de eski bir Hasid olan, dizide “Reb Yossele” rolünde izlediğimiz Eli Rosen. “Unorthodox”da “Yidiş Öykü Danışmanı ve Çevirmen” olarak görev yapan Rosen, yönetmen Maria Schrader’e birçok önemli sahnede destek verdi.     

“Ben” değil “Biz”  

Bir diğer Satmar eski üyesi Izzy Posen’e göre, Satmar’ın dünya görüşünde “Ben” yok. “Benim olmak istediğim kişi”, “Benim hayallerim” yok. Cemaat üyeleri birer birey değil, yaşayan bir organizmanın parçaları. Eğer bir Satmar erkeğiyseniz, günde üç kez sinagoga gidecek; dinî çalışmalara vakit ayıracak; hayır kurumlarına yardımda bulunacak; Rebbe’nin (Hasidik cemaat lideri) kurumlarını destekleyecek; şu veya bu şekilde eve ekmek getireceksiniz. Eğer bir Satmar kadınıysanız, anlayışlı ve destekleyici bir eş olmalı, gelecek Hasid neslini özenle yetiştirmelisiniz. Cemaatinizin geleceği için elzem olan bu rolü, doyurucu bulmayı öğrenmeniz bekleniyor.

Peki ya öğrenmeyip, Feldman gibi “Hadi size iyi günler! derseniz? Bu durumda, aileniz ve cemaatiniz tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilmeyi göze alıyorsunuz demektir. Dış dünyaya adapte olabilecek bir eğitim verilmemiş, ağırlıklı Yidiş konuşan bir cemaat üyesi olarak, toplumunuzun dışında hayatınızı idame etmeniz pek kolay değil. Ayrıca, seçiminizin aile üyeleriniz açısından da sonuçları oluyor: Gerek hayranı olduğum yazarlardan Naomi Ragen’in “Sotah”ında, gerekse Eve Harris’in Man Booker ödül adayı “The Marrying of Chani Kaufman” adlı kitabında detaylı anlatılan eş bulma sürecinde, ilgili toplumdaki her ailenin içini dışını bilen bir çöpçatan (“shadchan”) muhakkak devrede. Aileden birinin böylesine “utanç verici” bir yola sapması, evlenme sırası gelen diğer aile üyelerinin özgeçmişlerinden silinmeyecek bir leke… Görünen o ki, “makbul” aileler, “lekesiz” adaylarla ilgileniyorlar…        

“Senin bir hatan yok. Yalnızca farklısın.”

Unorthodox” bizlere, var olmanın doğru veya yanlış bir şekli olmadığını, yalnızca farklı şekilleri olduğunu anlatıyor. Konu, hangi var oluş şeklinin sizin doğanıza uygun olduğu… Yanky’nin sonunda ayırdına varıp, Esty’ye söylediği gibi: “Senin bir hatan yok. Yalnızca farklısın.”

Acaba gerçek yaşamın “Esty”lerini neler bekliyor? Kendi toplumu dışına hiç çıkmamış, dış dünyaya yönelik eğitim verilmemiş olan Hasid’ler dışarıya çıkınca, Esty’nin Berlin’e ayak basar basmaz bulduğu gibi bir sosyal çevre bulabiliyorlar mı? İçine girmek istedikleri çevre, konservatuar arkadaşlarının Esty’yi sorgusuz sualsiz aralarına kabul ettikleri gibi, onlara da “Hoş geldin” diyor mu? 

Hasidik gelenekten gelen ve inancını kaybederek, mensubu olduğu Skver cemaatinden kopan Shulem Deen, “National Jewish Book” ödüllü “All Who Go Do Not Return” adlı kitabında, yaşadıklarını anlatıyor. Her vaka kendine özgü olsa da, Deen’in zorlu yaşamı; cemaat öğretilerinin etkisi altındaki çocuklarının, babalarını görmeyi reddederek, birer birer ondan uzaklaşmaları; yaşadığı yalnızlık ve adaptasyon güçlüğü, tünelin sonunda her zaman ışık olmadığını düşündürüyor: “Yolda durur, evsizlerle sohbet ederdim. Her Cuma gecesi, Adsız Alkolikler (AA) toplantıları düzenleyen bir yer bulmuştum. Oraya gidiyor, insanların alkolden kurtulma hikâyelerini dinliyordum; çünkü gidecek bir yerim olmasına ihtiyacım vardı.”     

Yine gerçek hayatta başarı, “Unorthodox”un ilham kaynağı Deborah Feldman’a, gökten zembille inmiyor! Dizi senaryosundan farklı olarak, dil yeteneği ve güçlü bir kalemi olan Feldman, prestijli Sarah Lawrence College’a (Yonkers, New York) kabul edilerek, bu sayede yazarlık için gereken alt yapıyı oluşturuyor. Berlin’de yakaladığı sosyal uyum, oldukça kapsamlı bir hazırlık sürecinin meyvesi…                     

Son olarak, 2003 yılında New York’ta faaliyete geçmiş olan “Footsteps”, ultra-Ortodoks gelenekten uzaklaşarak, kişisel tercihlerini yansıtan yaşamlar sürdürmek isteyen kişilere yardım elini uzatıyor. Başvuru sahiplerine sosyal ve duygusal destek, eğitsel ve mesleki rehberlik sağlayan, sosyal etkinlikler düzenleyen “Footsteps”, ultra-Ortodoks yaşamlarını geride bırakmaya karar vermiş kişilere, güvenli bir geçiş süreci sağlamayı hedefliyor. 

Shira Haas hakkında bilmeniz gereken 10 şey

ü  1995 yılında Tel Aviv, İsrail’de dünyaya geldi. Kısa zaman sonra ailesi Ramat Hasharon’a taşındı. Shira, üç kardeşin en küçüğü.

ü  İki yaşındayken böbrek kanseri tanısı konulan ve üç yıl içinde iyileşen Shira, yaşadığı bu zorlu sürecin, onu yaşından daha olgun kıldığını söylüyor. Shira’nın ufak tefek yapısı, küçük yaşında gördüğü kemoterapinin, büyüme sürecine sekte vurmuş olmasının bir sonucu.       

ü  Beyazperdedeki ilk rolü, Tali Shalom Ezer’in yönettiği “Princess” adlı filmdeydi. Jerusalem Film Festival (2014) ve Sundance’de (2015) gösterilen filmde Shira, annesinin erkek arkadaşıyla oynadığı oyunların tacize dönüştüğü 12 yaşındaki Adar’ı canlandırıyor. Birçok ödül alan film, Shira’ya yeni tekliflerin kapılarını açtı.

ü  2013 yılında İsrail’de yayınlanmaya başlayan “Shtisel”, Shira’nın bir televizyon dizisindeki ilk rolüydü. Shira dizide, Ruchami adlı genç bir ultra-Ortodoks kızı canlandırdı. Netflix’te yayınlanmasıyla büyük ilgi gören dizinin 3. sezon çekimleri, COVID -19 nedeniyle ertelendi. 

ü  Shira, Natalie Portman’ın yönetmen koltuğuna oturduğu ilk film olan “A Tale of Love and Darkness”da rol aldı. Amos Oz’un otobiyografisinden uyarlanan film, 2015 yılında vizyona girdi.   

ü  “The Zookeeper’s Wife” (2017) adlı filmde Shira, Varşova Hayvanat Bahçesi’nde saklanan bir tecavüz kurbanını canlandırdı. Film, Yad Vaşem’in “Uluslararası Dürüst” olarak tanıdığı Dr. Jan Zabinski ve eşi Antonina Zabinska’nın yaşam öyküsünü konu alıyor.

ü  Shira, Rooney Mara, Joaquin Phoenix ve İsrail’in önde gelen bazı aktörleriyle birlikte, Mary Magdalene (2018) adlı filmde rol aldı. 

ü  İsrailli aktör Lior Ashkenazi’nin orkestra şefi rolünü üstlendiği “The Conductor”da (2018), Shira koro üyesi rolünde.

ü  Shira, “Noble Savage”daki (2018) rolü için, Oscar ödüllerinin İsrail’deki muadili olarak tanımlayabileceğimiz “Ophir” ödülüne layık görüldü. 

ü  Shira’nın büyükannesi bir Holokost kurtulanı. Geride bıraktığımız Holokost Kurbanlarını Anma Günü’nde (Yom Aşoa), Shira evde yalnız olan 86 yaşındaki büyükannesi için şöyle yazdı: “Bugün bir Zoom toplantısı yaptık, çünkü içinde bulunduğumuz COVID-19 günlerinde -ve özellikle bugün- onu asla yalnız bırakmayacağız. Asla unutma. Hep hatırla.”

Kaynakça

Feldman, Deborah. “Unorthodox: The Scandalous Rejection of My Hasidic Roots”. Simon&Schuster. 2012.

Feldman, Deborah. “Exodus”. Penguin Group. 2014.

Deen, Shulem. “All Who Go Do Not Return”. Graywolf Press. 2015.

Posen, Izzy. “‘Unorthodox’ overlooked the humanity of my old Satmar community”. blogs.timesofisrael.com. Web 21.04.20. Makale.

“Double-Crossed by Eichmann: New Lists from the Kasztner Train Revealed“. blog.nli.org. Web 29.04.19. Makale.      

Zaltzman, Lior. “18 Things to Know About Shira Haas”. heyalma.com. Web 24.04.20. Makale.