Uzun senelerdir Azerbaycan’a gitme niyetim vardı. Rahmetli kayınvalidem Suna Taki Özdaş’tan Azerbaycan’da, Çarlık Rusya’sında ve dünyada ilk petrol sanayisinin doğup gelişmesinde önemli rol oynamış Azeri hayırsever iş adamı “İl Atası” Zeynelabidin Tagiyev’i uzun uzun dinlemiştim. Zamanında Nobel’ler ve Rothschild’lerle hem rakip hem de bazı sektörlerde ortaklıkları olduğunu duymuştum.
Vizyoner, modern Azerbaycan’ının manevi babası, yüce gönüllü bu insanın doğduğu yerleri ve bıraktığı kültürel mirası yakından, yerinde tanımak istiyordum.
Seyahatlerimizi sıklıkla beraber yaptığımız, ikinci üniversite kapsamında kısa zaman önce Tarih Bölümü’nü de beraber okuyup bitirdiğimiz doktor arkadaşım Filiz ile Hazar Denizi’nin kıyısında kurulmuş, Kafkaslar’ın Paris’i olarak ünlenmiş, Osmanlı, İran ve Rus egemenliğinde kalmış Bakü’ye gitmeye karar verdik.
Havaalanında bizi uçaktan inerken karşılayan ve tekrar uçağa binene kadar peşimizde dolaşan rüzgârından dolayı “Rüzgârlar Şehri” adı verilen Bakü ve çevresinde yapılacak, görülecek çok şey vardı.

“Rüzgârlar Şehri” Bakü
Şehir yapısal olarak üç bölüme ayrılıyor: İçeri Şehir, Sovyetler Dönemi ve modern Bakü.
Ben eski dokulara oldum olası meraklı olduğum ve her zaman tercihimi tarihin içinde olmaktan yana kullandığım için otelimizi Paleolitik zamanlardan itibaren yerleşim yeri olarak kullanılan, halk arasında Köhne Şehir denilen, önce 2000 yılında UNESCO Dünya Tarih Mirasları Listesi’ne giren, üç sene sonrasında da tehlike altındaki dünya miraslarından biri olarak kabul edilen İçeri Şehir’de kalmayı seçtik.


Etrafı, bir kısmı günümüzde yıkılmış surlarla çevrili “İçeri Şehir”; Şirvanşahlar Devleti’nin hükümdarı I. Ahsitan, depremde hasar gören Şahmaki’yi terk edip, Bakü’yü başkent ilan ettiği zamanki ruhunu koruyor. Kış akşamüstü Arnavut kaldırımlı daracık sokaklarda yürüdükten sonra, bir köşede kekik kokulu çayımı yudumlarken usul usul başlayan, mikrofonsuz okunduğu için aracısız, alçak sesli, kalbe sıcacık ulaşan Şii ezanını duyduğumda bu ruhu yakaladım.
Kuşbakışı olarak Q şeklinde görünen “Qız Qalası” yani Kız Kulesi, 12. yüzyılda inşa edilmiş. Kimleri eski bir Zerdüşt tapınağı olduğunu söylüyor. Yakın geçmişte deniz feneri olarak kullanılmış, Hazar Denizi’nin suları eteklerine kadar varırmış. Efsaneler anlatılmış hakkında, şiirler dizilmiş. Baleler operalar sergilenmiş. Sekiz katlı Kız Kulesi şehrin en önemli sembollerinden bir olmuş.
Yine İçeri Şehir’de 15. yüzyılda inşa edilen Şirvanşahlar Sarayı bir külliyenin içinde yer alıyor. Asya taş mimarisinin en görkemli örneklerinden biri. Revaklı bir avlu içerisinde çepeçevre dolanan sütunlu galerisiyle, sekizgen planlı saray bir harika! Üzerindeki süslemeleri, dönemin stilinin en seçkin örnekleri tam benlik: istiridye biçimi nişler, lotuslar, bitkisel süslemeleri…


Şirvanşahlar Sarayı


Hangi şehre gidersem gideyim, zaman, müzelerin hepsini görmeye ne yazık ki, yetmez. Hem müze dolaşarak bir şehrin kültürünün tadına varınca, listede gezilemeden kalan yerler kalbimde bir burukluk sonra da bunun tekrar gelmek için bir bahane olması rahatlama yaratır. Sözün özü gidilecek müzeler iyi seçilmeli ve planlanmalı diyerek, İçeri Şehir gezimizden sonra görülecek üç müze belirledik. Minyatür Kitap Müzesi, Halı Müzesi ve elbette rahmetli kayınvalidemin babası Hacı Zeynelabidin Tagiyev’in, şimdi Ulusal Tarih Müzesi olan evi.

Minyatür Kitap Müzesi ve Halı Müzesi
Minyatür Kitap Müzesi’nden mini kitaplar aldık ve bol yağmurlu günde deniz kenarına yakın harika bir lokasyonda, Azerbaycan Halı Müzesi’ne sırılsıklam vardık. Halı şeklinde inşa edilmiş, son derece modern, pırıl pırıl, çoklu medya ortamı ile beslenen bir müze. Koleksiyonunda, 14. yüzyıldan günümüze kadar 6.000’den fazla halı var. Ben, kilim ve halı motiflerine çok düşkün olduğum için günlerimi orada geçirmek istedim… Ancak sırada uzun yıllardır beklenen an, planımızda en geniş alanı açtığımız Ulusal Tarih Müzesi ziyaretimiz vardı.

Ulusal Tarih Müzesi
Tagiyev Sokağı’nda yer alan konak-saray, 1893-1902 seneleri arasında Polonyalı mimar Jozef Goslawski tarafından 270 kişiden (mühendis, mimar, marangoz) oluşan bir ekip ile, İtalyan Rönesansı, Fransız Rokoko ve Flaman Barok tarzlarında inşa edilmiş. Müzeye girdikten sonra kendimi tanıtarak Tagiyev ailesinin gelini olduğumu söyleyince, görevliler hem çok şaşırdılar hem de çok sevindiler; bize müzenin sorumlu müdürü Sahibe Hanım’ı yönlendirdiler. Sahibe Hanım beni sevgiyle kucakladı, bu muhteşem konağın tüm kapalı odaları bizim için açtı ve büyük dedenin Azerbaycan için yaptıklarını gözyaşları içinde anlattı.


Büyük dede Hacı
Zeynelabidin Tagiyev
Hazar petrollerinden elde ettiği geliri, ülkesinin kalkınması için harcamış olan Tagiyev’in evi üç katlı ve iki ana bölümden oluşuyor. Birinde Doğu stilinde, diğerinde ise Batı stilinde yapılmış birer balo salonu var. Oryantal oda, çok yüksek camlar, yaldızlı kemerler, süslü tavanlara sahip. Camların içine Tagiyev’in monogramları yerleştirilmiş. Sovyet Rusya’sında tahrip edilen konakta, İtalyanlar tarafından çamların içine yapılan bu monogranları silmeleri mümkün olmamış. Konağın en özenle yapılmış odalarından biri olan Tagiyev’in eşinin odasından günümüze duvardaki çiçek bezemelerinin bir bölümü kalmış. Bizans ikona sanatçılarının tekniğiyle yapılmış bu bezemeler günümüze kadar hiç bozulmadan varmış.
İçinde havuzu olan ve çeşitli çiçeklere süslü kış bahçesi, renkli vitraylarla kaplı duvarları, resim koleksiyonları… Yani peri padişahının sarayı!

Azerbaycan’ın ilk’lerini gerçekleştirmiş
Tagiyev, Bakü’de yerli petrol zenginlerini, iş adamlarını çevresine toplamış, Bakü’nün gelişmesi için pek çok projeye önderlik etmiş; bu projelerin gerçekleşmesi için kendi parasal kaynaklarını kullanmış ve Petersburg’daki Çar’ın direnicini kırmak için çalışmış.
Bakü’deki ilk tiyatro binasını yaptırmış, ilk bağcılık ve şarapçılık okulunu açmış, demir nakliye yolunu faaliyete geçirmiş, ülkenin ilk Müslüman-Rus kız okulunu açmış, Rusya Türklerinin Kaspi adlı gazetesini satın almış. Bu gazete, Azerbaycan’ın aydınlanmasını temsil eden ilk gazete haline gelmiş. Bakü Ticaret Bankası’nı kurmuş, dokuma fabrikası kurarak yeni bir sanayi dalı yaratmış. Balıkçılığa, doğayı korumaya çok yatarım yapmış.
Sovyet Rusya’nın 28 Nisan 1920’de Azerbaycan’ı işgal etmesinden sonra bütün serveti elinden alınmış. Oturduğu evden çıkarılmış. Kendisine mülk seçme olanağı verilince Merdan’daki bağ evini tercih etmiş. Şimdi müze olan evi için ise, “Özel eşyalarımız dışında hiçbir şeye dokunmayın. Bu saray, müze olması kaydıyla artık halkımındır” demiş. Bu dileği ne mutlu ki, gerçekleşmiş.


Tagiyev'in Evi

Osmanlı’ya bağışlar
Zeynelabidin, 25 Şubat 1914 yılında Edirne’de inşa edilen Darü’l Eytam’a beş bin manat yardım yapmıştır. Akabinde Selimiye Camii’ne üç ciltlik Keşfü’l-Esrar adlı bir eser göndermiştir. Laleli yangını zamanı evsiz kalan insanlar için Tagiyev tarafından Tayyare Apartmanları (bugünkü Merit Oteli) yapılmıştır. Ayrıca Bulgarların zulmünden kaçmış Müslümanlar için Edirne Valisi Adil Bey’in isteği üzerine bin altın yardım yapılmış. Aynı zamanda, Kuran’ı Kerim’in Azerbaycan Türkçesi çevirisi, Tagiyev tarafından dört bin altın değerinde taşlarla süslenerek Sultan II. Abdülhamid’e hediye olarak gönderilmiş. Bundan başka Zeynelabidin Tagiyev ve 15 Eylül 1918 tarihinde Bakü’yü işgalden kurtaran Osmanlı Ordusu Komutanı Nuri Paşa arasında yakın dostluk ilişkileri kurulmuştur. 1917 yılında Bakü’de gerçekleştirilen Kafkas Müslümanları Kurultayı’na katılan Hacı Zeynelabidin buraya 50 bin ruble para yardımı yapmış. 1912-1913 Balkan savaşları sırasında Osmanlı’ya maddi yardımda bulunmuş.
Şu anda Azerbaycan’dan kim ile tanışsak, bize Tagiyev’in, ülkesi için yaptıklarını anlatıyor. Ailemizin petrol baronu dedesi, kendine sonraya çok şey bırakmış ama sanırım bunlardan en önemlisi nesilden nesile yaşayacak çok güzel bir isim bırakmış olması…
Günü, petrol zengini Bakü’nün sokaklarında, bulvarlarında Rönesans ve Neo-Gotik gibi farklı mimari stiller görerek, şık dükkânlarına bakarak ve hem yerel hem de uluslararası mutfaklardan seçkin örnekleri tadarak tamamladık.
Elbette, dünyadaki 3 Mecûsî tapınağından biri olan Ateşgâh’ı, tarihi 40.000 seneye dayanan, 6.000’den fazla Kaya oymasının yer aldığı Gobustan’ı, soğuk çamurların kaynadığı kraterleri de gördük.
Başka bir yazının konusu olacak kadar gezdik Bakü ve çevresini; iyi yürekli, tatlı sohbetli Azerbaycanlılarla çok güzel dostluklar kurduk.
Ve dedemizin manevi babası olduğu bu şehirden, gurur ve tekrar dönmek için pek çok sebeple, çok iyi bildiğimiz Azeri şarkısının sözlerini ister istemez değiştirerek, “Bu şehri başımdan atabilmirem” diyerek ayrıldık…

Kaynaklar:
Hacı Zeynelabidin Tagiyev ve Bakü Hayriye Cemiyet, Fatma Mirzaliyeva, 2017 (İnsanmer)
Azerbaycan Ulusal Tarih Müzesi azhistorymuseum.az
Hacı Zeynelabidin Tagiyev, Okan Yeşilot, Kaknüs Yayınları