ANI - Dr. Lydia Albukrek 

Çizimler: Dr. Musa Albukrek
Fotoğraflar: Yılmaz Kayini, Arlet Avazyan arşivi


İstanbul’da olduğu gibi, modernleşme uğruna, Adalarda da birçok yapı ve Ada’ya kimliğini yansıtan bazı özellikler yok edilmiştir.
Ada aşığı olan eşim Musa, her çıktığında, elinde kalem kâğıt, beğendiği yapıları resmeder. Zamanla resimlerine ve eski fotoğraflara bakıldığında, Ada’da, artık olmayanları görebiliriz. 



Lev Trotsky'nin evi
Çankaya Caddesindeki Arap İzzet Paşa Konağı
Konağın deniz tarafındaki Sivastopol Köşkü, mimar Kostantinos Dimadis tarafından inşa edilmiştir. Kırmızı tuğladan neogotik stilde köşk, şimdi bakımsız bir bahçede, ne yazık ki gitgide yok olmaya yüz tutmuştur. Bu köşkün önemi, orada dört sene boyunca (1929 ile 1933 yılları arasında) sürgünde olan, Lev Trotsky’nin oturmuş olmasındandır. Ada’da, eşi Natalya ile birlikte oturduğu sırada yazdığı “Hayatım” ve üç ciltlik “Rus devriminin tarihi” Trotsky’nin en önemli eserleridir. Adamızdaki bu evin değerini bilemedik! Aslında müze olabilirdi ve tüm dünyadan insanlar bu mekânı görmek için Büyükada’ya gelebilirdi ama çok geç kalındı, artık bu tarihî yapıyı kurtarmak, maalesef, gerçekten çok zor! Mekân, ancak 2015 yılında, 14’üncü İstanbul Bienalinde, Adrian Villar Rojas tarafından, denizden, Trotsky’nin evine doğru gelen Hayvan heykelleriyle değerlendirilmişti! Belki de onlar bu evin gerçek değerini anlamışlardır!



Yetimhane
İyi bakın Hristos Tepesindeki bu binaya!
Göreceğiniz kocaman yapının belki de pek uzun bir ömrü kalmamıştır!
1898 yılında mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen bu devasa ahşap yapının keresteleri Romanya’dan getirtilmişti. Yapılışının ilk amacı Prinkipo Palace adını taşıyacak bir otel olmasıydı; ancak Büyükada halkının ahlakını bozacağını düşünenler (!) otel işletmesine mâni olmuşlardır. Bunun üzerine bina, kimsesiz Rum çocuklarının bakımı ve eğitimlerine tahsis edilmişti. Ardından bina, Rum Vakfı tarafından satın alınmıştır. Birinci Dünya Savaşında çocuklar Heybeliada’ya taşınırlar ve Yetimhane binası Kuleli Askeri Okulu mensuplarına geçici olarak tahsis edilir. 1960 yılına kadar 100’den fazla çocuk barındıran bina, Kıbrıs olayları nedeniyle Hükümet tarafından kapatılır ve el konulur. 2010 yılında çeşitli davaların ardından, tekrar Fener Rum Patrikhanesine resmî olarak devredilir.
Avrupa’nın en büyük ahşap binası olarak bilinen Yetimhane ne yazık ki, zamana dayanamadı! Kendi kendine yok oluyor!
Gördüğünüz resim 1974 yılında çizilmişti; aradan 46 sene geçti ve yapı bugün artık neredeyse bir enkaz haline gelmiştir. Tamiri herhalde o kadar külfetli olur ki, şimdilik kimse yanaşamıyor!




Perili köşk
Tıpatıp Aynı Yapılar
Denizden bakıldığında, ada siluetinin bir parçası olan Perili Köşk veya Hıntır Hıntıryan Köşkü, Hristos Tepesinde, gerçekten çok etkileyici hatta biraz da ürkütücüydü. Hıntır Hıntıryan tarafından bir kilise olarak inşa edilmesine rağmen hiçbir zaman kilise olarak kullanılmadı. Hıntır Bey orada oturmuş diye anlatılıyor. Boynuzlu ahşap yapı nerdeyse tamamen yok olmuştur; yansıdığı o esrarengiz görünümünü belki de birkaç yıl daha hayalimizde yer edecektir.




Aya Nikola
Aya Nikola’ya Çıkarken
Maden’in sonunda, Aya Nikola’ya çıkan yokuştan hemen önce, denize uzanan küçük iskele ve kulübe balıkçıların uğrak yeriydi. Ayrıca arabacılar yorgun atlarına o sahilde “deniz banyosu” yaptırırlardı. Şimdi, bütün o bölgedeki deniz dolduruldu. Bir kısmı otobüs deposu, diğer kısmı da ardiye olarak kullanılıyor.



Denizden çıkan at
Maden’in sonunda, Aya Nikola’ya çıkan yokuştan hemen önce, denize uzanan küçük iskele ve kulübe balıkçıların uğrak yeriydi. Ayrıca arabacılar yorgun atlarına o sahilde “deniz banyosu” yaptırırlardı. Şimdi, bütün o bölgedeki deniz dolduruldu. Bir kısmı otobüs deposu, diğer kısmı da ardiye olarak kullanılıyor.



Plaj Oteli
Kumsaldaki Plaj Oteli, görkemli yapısı, işlenmiş balkonları ve denize de bakan cephesi ile uzun yıllar boyunca, 1991 yılında yanıncaya dek, kaç kişiye hizmet etmiştir!? Yandı, bitti, kül oldu!



Lunapark'ta eşek turu
Lunapark Meydanı
Büyükada’nın yük iskelesinden evlere, dükkânlara ihtiyaç olan her yere hamallık yapan, sevimli, sabırlı, çalışkan eşekleriydi! Bugün artık bu sadık ada sakinleri yoklar.
Tabi ki, onlara fazla yükleniliyordu! Bu durum gerçekten çok acıydı ve şimdi taşımayı yapan elektrikli motorların olması eşekleri bu işten kurtardı.
Ada turuna çıkan ve Lunapark Meydanında duranlar, meydanın bir köşesinde çocukları sırtlarında gezdirmek üzere bekleyen o sevimli eşekleri artık göremez olduk. O koskocaman, üzgün gibi bakan gözlerini göremeyecek, anırmalarını artık duyamayacağız. Tamam da, iyi bakıldıklarını bilsem üzülmeyeceğim!
Çocuklarımıza, çocuklarımızın çocuklarına ve aslında bizden sonra gelecek nesillere miras kalacak olan Adalar gibi yerlerin, hem tarihsel hem de mimarî olarak değerli olan semtlerin korunması sorumluluğumuzun dâhilindedir. Olan oldu! Bundan sonra olabilecek değişikliklerin bilinçli bir şekilde düzenlenmesini dileriz.