USTA´ma…

USTA´ma…
Veda

USTA´ma…


Fotoğraflar: Teri Erbeş


Geçtiğimiz hafta yaşama veda eden Dış Haberlerin duayen ismi, gazeteci Sami Kohen’e, bir Ustaya veda ediyoruz. Bu çerçevede kişisel anılarıma değinmeyi bir ayrıcalık addediyorum.

Ustayla ilk tanışıklığım, Milliyet’teki yazılarıyla olmuştu. Şalom Gazetesi’nde işbaşı yaptığımda, sanırım 1990 yılı başlarıydı, önceleri yön duygumuzu geliştiren bir fener ışığı olan Sami Kohen, zaman içinde bir idole dönüştü. Özellikle, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın davetleri üzerine birlikte katıldığımız birkaç resmî Ortadoğu görevinde... Kendisini yakinen izlerken çok deneyim kazandığımı belirtmek isterim. Gezi sonlarındaki basın toplantılarında, sükûnet dolu bir asaletle sorduğu can alıcı sorularla öne çıkmadan ağırlığını yansıtan bir gazeteciydi.


Şalom Gazetesi bünyesinde ilerlediğim dönemlerde, beni arar, kimi kez önerilerini, kimi zaman da tebriklerini iletirdi; fikirlerine her daim güven duyduğum Ustayla dostluğumuz böylece ilerledi ve pekişti. DERGİ Şalom yola çıktığında, hele yayın yönetmenliğini üstlendiğimde, eleştirilerini ilettiği her sohbetimizden sonra bilgisine, tevazuuna ve gönülden desteğine müteşekkir oldum.

Bir buçuk yıl kadar önce “Bir sabah Galata’da uyandım” adlı ilk kitabım kapsamında eşi Mirka’nın tanıklıklarını kayda almak üzere Kohenlerin evindeydim. Sevgili Sami, söyleşimiz boyunca bütün zarafetiyle bize eşlik etmiş, kendi geçmişinden, gazeteci babası Albert Kohen’den devraldığı gazetecilik sevdasından söz etmişti. İstanbul Ekspres’te başlayan serüveninin Milliyet Gazetesinde 67 yıl boyunca sürdüğünden, değişik yurtdışı kaynaklarda haftalık yorumlarının yayımlandığından, araya hikâyeler sıkıştırarak tatlı tatlı bahsetmişti.

Zaman içinde biriken anılarımıza bakarak, bugün, babasından edindiği mesleğe vurgun, tutkulu, dürüst, dünyayı gezmiş ve zamanın gerçeğinin bilincinde, örnek bir insan “Gazeteci” Sami Kohen’den çok, “Dost” Sami’den söz etmeyi yeğliyorum. “Bir sabah Galata’da uyandım” kitabımda Mirka’nın, kocası ve ailesine ait anlatımını şöyle kaleme almışım:

“Mirka ve Sami Kohen çiftinin oldukça heyecanlı, bir o kadar da mutlu bir evlilik hayatı olmuş. Bu durum günümüzde de aynı şekilde devam ediyor. Mirka’nın, eşinin hareketli yaşamına ayak uydurabilmesi, evliliklerinin uzun ömürlü olmasını da sağlamış: ‘Sami çok seyahat ederdi. Bazen gelir, çamaşır değiştirir, hemen yeni bir göreve giderdi. Genelde olaylı yerlere giderdi. Mesela Çekoslovakya’da, Prag Baharı’na (1968) gitmişti. 1975 yılında, savaş sonunda Vietnam’a gittiğinde yemek yediği lokanta bir hafta sonra bombalanmıştı. Devamlı bir kulağım radyodaydı, heyecanlı bir hayat yaşadım. Ama bana destek olan çok iyi arkadaşlarımız vardı. Geriye dönüp baktığımda Sami’den yana hiçbir şikâyetim yok. Çünkü her zaman gazetelerde, manşetlerde onu görünce iftihar ettim. Çok güzel işler yapıyordu’. Mirka ve Sami Kohen çiftinin iki çocukları olmuş: Alp ve Jale. Mirka, ‘İki çocukla çok yalnız kalmama rağmen neticede güzel bir hayatımız oldu’ diyor. Şimdilerde dört torunun verdiği mutlulukla yaşıyorlar.”

Yazarlarımızdan Lolita Haleva usta gazeteci Sami Kohen’in yaşam öyküsünü DERGİ’de kaleme almış, her yönüyle mükemmel bir insan tablosu çizmişti. Yaşama veda ettiğini duyduğunda duygularını şöyle yazdı:

O röportaj bana ve eşime büyük bir armağan oldu, çünkü Sami Abiyle bizi daha da yaklaştırdı, bağımızı güçlendirdi. Leon ve ben onu çok özleyeceğiz.”

Sami Kohen ile Mayıs 2020 tarihli DERGİ’mizde yapılan son söyleşiyi kaleme alan yazar arkadaşımız Nermin Ketenci, Ustanın anılarını kayda alırken şöyle bir giriş yapıyor:

“Kimi isimlerin peşi sıra açıklama gerekmez. Günümüz deyimiyle onlar ‘marka’dır. Hangi meslekte olurlarsa olsunlar, istikrarlı şekilde işlerine odaklanırlar, yılmadan her sorunu çözerler ve zorluklardan öğrenerek çıkarlar. Mesleklerinde ilerlerken, belki de peşinde koşmadıkları başarı kendi ayaklarıyla onlara gelir. Hayatının büyük bir kısmını okuyarak, inceleyerek ve bizlere aktararak geçiren Gazeteci Sami Kohen’le işte o büyük kısımla ilgili konuştuk. Dediği gibi, o kısıtlı zamanda mutlaka bize anlattıklarından çok daha fazlasını biliyor.”

Söyleşisinde, inandığı yolda yürüyen prensip sahibi gazeteci Kohen deneyimler serüveni kapsamında duygu ve düşüncelerini şöyle açıklıyor:

“Esas kaygım okuyucuya bilgi vermekti; bunu hem habercilikle hem gittiğim birtakım ülkelerin tanıtımıyla ilgili röportajlarla yaptım. Soğuk savaş yıllarında girilemeyen ülkeler vardı: Enver Hoca’nın Arnavutluk’u, Mao’nun Çini, Kuzey Kore… Buralara giden ilk Türk gazetecisi ben oldum. Büyük bir rekabet ve mücadeleyle, imkânsızlıklarla ülkeleri yalnız siyasetiyle değil, günlük yaşamıyla, eğitim sistemiyle, her haliyle anlatmaya çalıştım ki okuyan herkes istifade etsin. Türkiye enflasyonla bunalan bir ülke iken Arjantin, Bolivya, Brezilya da aynı durumdaydı. Bunlar ne çare buluyorlar diye yazmak için haftalarca Latin Amerika’da dolaştım. II. Dünya Savaşı’ndan sonra milli gelir itibariyle Türkiye, Kore’den daha ilerideydi. Kore birden bir hamle yaptı. Bunlar öğretici şeylerdir. Bunları anlatmak gazetecinin hizmet görevidir. Gazetecilik vizyonum şuydu: topladığım bilgileri cömertçe paylaşmak. Kavga etmeden uzlaşma yoluyla bütün meselelere nasıl çare bulabiliriz…”

Geçtiğimiz yılın Ekim ayında, dış haberler gazeteciliğinin duayen ismi, Dışişleri Bakanlığı tarafından tarihî bir belge olan Üstün Hizmet Ödülü’yle onurlandırılmıştı. Dolmabahçe Sarayı’nda yer alan törende Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Kohen için “Sami Kohen eskimeyen bir marka” yorumunu yaptı. Bakan Çavuşoğlu ayrıca Kohen’in tarafsızlığına da vurgu yaparak “Sami Bey, analitik sağduyulu okumalarıyla değişen gündemi doğru okudu, okuttu. Yorumlarında hep ülkemizin çıkarlarını gözetti. Eleştirileri yapıcı ve öğretici oldu. Değerlendirmeleri ise makulün sesini yansıttı. Benzersiz birikimi ve güçlü analiz yeteneğiyle sadece Milliyet Gazetesinin değil tüm basınımızın göz nurudur,” demişti.

Dostane öneri ve tavsiyelerini her daim cömertçe paylaşan onur duyduğum bir “meslektaş” olarak Sami Kohen’den örnek aldığım vizyonun ışığında, “Makale yazmak için öğrendiklerinizi naklederken hislerinizden arınacak, objektif olacaksınız. Okuyucunun her şeyi bilmesi mümkün değil, yazarken bilgiye dayanacaksınız” şeklindeki öğretisine sadık kalmaya çalıştım. Bu yüzden aynen onun gibi “Topladığım bilgileri cömertçe paylaşıyorum!”

Zamansızlıkta bize daima ışık olacaksın, Ustam Sami Kohen!

Sonsuzlukta buluşmak üzere…