“Şöhret, ulaşılamamış bir balon…”

“Şöhret, ulaşılamamış bir balon…”
Yorum & Perspektif

“Şöhret, ulaşılamamış bir balon…”


YORUM - Neşe Binark


“Dur bir dakika, bir dakika. Henüz hiçbir şey duymadın”
Eric. A. Goldman’ın “The American Jewish Story Through Cinema” kitabında geçen “The Jazz Singer” filmi, otoritelerce dünyanın ilk sesli filmi olarak kayıtlara geçiyor. 1927 yapımı bir Amerikan Müzikal filmi olan “The Jazz Singer” ülkemizde 1930’da “Jazz Mugannisi” adıyla gösterime giren sesli, ilk uzun metrajlı film olarak kabul görüyor.

Dur bir dakika, bir dakika. Henüz hiçbir şey duymadın cümlesinin ilk sesli diyalog olduğu, filmin Warner Bros. Pictures Stüdyoları’nda çekildiği kayıtlarda geçiyor. Filmin sesli hale getirilmesinde Vitaphone sisteminin kullanıldığı ve Vitaphone’nun Warner Bros. ve kardeş stüdyosu First National tarafından 1926’dan 1931’e kadar yapılan uzun metrajlı filmler ve yaklaşık 1.000 kısa konu için kullanılan bir sesli film sistemi olduğu söyleniyor. Sesin filmden ayrı fonograf plaklarına kaydedildiği Vitaphone ses sisteminin, sadece 10 dakikasında kullanılabildiği filmde, başlangıçta sözlü diyalog yerine sadece şarkıların seslendirilmesine karar verildiği halde başrolü oynayan Al Jolson şarkı aralarında doğaçlama konuşuyor ve Harry Warner bu konuşmaları filmden çıkartmıyor. Filmin New York City’deki prömiyer tarihi ve saati (6 Ekim 1927, 20:45), filmde hikâye edilen Yom Kippur ile aynı zamana denk gelecek şekilde seçildiği görülüyor. Dönemin birçok sinemasında Vitaphone Ses Sistemi donanımı bulunmadığı için, filmin tamamen sessiz bir film olarak gösterime girdiği de kayıtlara geçiyor.


“Tanrı onu kadın yaptı, aşk da onu bir anne”
Filmde, Yahudi bir ailenin caz şarkıcısı olmak isteyen oğluna babasının karşı çıkmasından, kendisi gibi sinagogda ilahiler söylemesini istemesinden kaynaklanan çatışma anlatılıyor. Ailesi ve kariyeri arasında seçim yapmakta olan bir adamın hikâyesi de denebilir. Filmin neredeyse tamamı fon müziği eşliğinde ve alt yazılı geçiyor.

Siyah beyaz filmin etkileyici giriş sahnesinde New York’un Yahudi mahallesinin genel görünüşü dikkat çekiyor. Sinagogda ilahiler söyleyen Kantor Rabinowitz, inatla geleneklerine bağlı kalan bir adam. Kantor, oğlu Jakie’nin de kantor olmasını istiyor. Sara Rabinowitz, “Tanrı onu kadın yaptı, aşk da onu bir anne” alt yazısıyla, oğullarının kantor olmak istemeyebileceği düşüncesini kocası ile paylaşıyor. Kantor Rabinowitz’in eşine cevabı şu oluyor: “Beş nesildir Rabinowitzler kantor olagelmiştir. O da olacak.”

“Sizin sesinizde gözyaşı saklı”
Evet, bütün ilahileri biliyor ama kafasında, kalbinde değil” diyen anne Sara, babasının Jakie’yi kemerle döverek terbiye etmeye çalışmasına engel olamıyor, o denli güçsüz ve çaresiz. Ve kaçınılmaz son, Jackie evden gidiyor. “Bu gece oğlum benimle beraber ilahi söyleyecekti ama artık benim bir oğlum yok” diyen kantorun sinagogda söylediği ilahileri dinliyoruz.

Yıllar sonra Jakie Rabinowitz, ismini değiştirerek Jack Robin oluyor ve kariyer basamaklarını ağır adımlarla tırmanışa geçiyor. Bir caz şarkıcısı ama bir kantorun oğlu olarak şöhreti hala ulaşılamamış bir balon olarak görüyor. Sahne aldığı bir gece kulübünde, yeni ünlenmekte olan Mary Dale ile karşılaşıyor. Mary Dale kendisine: “Pek çok caz şarkıcısı var ama sizin sesinizde gözyaşı saklı” diyor. Belki kendisine yardım edebileceğini söylüyor.


“Yüzleri geçmişe dönük olanlar için hayatları değişmez”
Jack Robin evinden uzak kaldığı yıllarda annesine mektuplar yazıyor. Ancak babası, annesine gönderdiği mektupları açmayı yasaklıyor. Buna rağmen Sara Rabinowitz oğlunun mektuplarını gizlice okuyor. Jack Robin son mektubunda Mary Dale’den de bahsediyor. Annesinin ise mektubu okuduğu zaman tek endişesi şu: “Belki de âşık olduğu kız Yahudi değildir.”

“Bizim bir oğlumuz yok”
Mary Dale, New York’taki bir müzikalden başrol teklifi alıyor ve Jack Robin ile vedalaşıyorlar. Robin Şikago’da Kantor Rosenblad isimli birinin ilahiler konserine gidiyor ve orada, babasının kantorluk yaptığı sinagogda söylediği şarkıları hatırlıyor ve babasını ziyaret etmeye karar veriyor.

Bu arada sessiz film oyunculuğundan da bahsetmeden geçmek olmaz. Oyunculuklar abartılı, ses olmadığı için ağızlar daha belirgin oynatılıyor. Hareketler tiyatro sahnesindeymiş gibi devasa büyüklükte oluyor maalesef…

“Beş nesil sülalen kantor senin”
Jack Robin New York’ta bir Broadway revüsünde işe alınıyor. Babasının altmış yaşına girdiği doğum gününde cesaretini topluyor ve aile evine ziyarete gidiyor. Kapıda, kendini babasına gammazlayan Yudleson ile karşılaşıyor. Babası sinagogda çocuklara ders verirken, evde annesiyle hasret gideriyor. Filmin afişinde yer alan sahneyi izliyoruz. Jack Robin annesine piyanoda çalıştığı şarkılardan birini söylüyor. Tam bu sahnede oyuncuların seslerini duyuyoruz. Şarkıyı söylerken annesine vaatler veriyor: “Bu şovda başarılı olursam sizi bu evden taşıyacağım. Bronx dışına. Orada soyadı berg ile biten pek çok aile var. Sana bir siyah bir de pembe elbise alacağım.” Sahnedeymiş gibi annesine caz söylerken babası geliyor ve tek seyircilik gösterisini durduruyor. Babasıyla uzun yıllar sonra tekrar karşılaşma anında uzun süre bir şey söyleyemiyor. Seyirci büyük bir ironiyi yakalıyor. Kantorun doğum gününde karısı, karısının arkadaşı, Yudleson ve Jack de kantora tallet (dua şalı) alıyor. Sara Rabinowitz, “tam da ihtiyacı olan şey” diyerek durumu idare ediyor. Jack babasına Broadway’de bir şovda çalışacağını söylediğinde “Ne! Tiyatroda şarkıcı mı? Beş nesil sülalen kantor senin” diye tepki veriyor. Babasına cevaben: “Bana müziğin Tanrı’nın sesi olduğunu öğrettin. Sinagogda olduğu gibi tiyatroda şarkı söylemek de onurludur. Senin cemaatine söylediklerin ne kadar anlamlıysa şarkılarım da dinleyicilerime o kadar çok şey ifade ediyor diye cevap veriyor.


“Kariyer mi? Aile mi?”
Dünyanın kederi Rabinowitz’lerin evinde toplanıyor sanki çünkü baba kantor Rabinowitz hastalanıyor.  Revünün ilk gecesi galadan önce Yudleson Jack’e babasının hasta olduğunu anlatmaya karar veriyor. Yom Kipur için, Jack’in sinagogda dua okumasını istediklerini söylüyor. Aynı zamanda Jack için şovun açılışı olduğu halde, caz şarkıcısı kariyeri ile ailesi arasında kalıyor ve düşünmeye başlıyor. Jack karakterini oynayan Al Jolson’un sahneye çıkmadan önce yüzünü, boynunu ve ellerini siyah boya ile boyaması, o yıllarda cazı sadece koyu derili Amerikalıların söylediği anlamına geliyor. Bir beyazı caz şarkıcısı olarak lanse etmeden önce derisini karartmalarının anlamı bu olsa gerek...

“Şov dünyasında kendi dinimiz var”
Beş nesildir görevini yerine getirmeyen Rabinowitz sen mi olacaksın?” diye soran Yudelson’a cevap olarak: “Bizim de şov dünyasında kendi dinimiz var, şov devam etmeli” diyen Jack’in sahneye çıkacağı gece annesi tiyatroya geliyor ve babasının ölmekte olduğunu söyleyerek onu görmeye davet ediyor.


Gündüz kostümlü provaya çıkıyor ve ardından hasta yatağındaki babasını görmeye gidiyor. Babasına yakında iyileşeceğini söylüyor, o da “Oğlum seni seviyorum” diyor. Çocukluğundan beri “kol nidre” duasını söylemediğini ifade ederek akşamki gösteriyi iptal ettiriyor ve “kol nidre”yi söylüyor. Son anlarında hasta yatağında doğrularak oğlunu dinleyen babası, annesinin kollarında son nefesini veriyor. Jakie Rabinowitz sinagogda ilahi söylerken, babasının ruhu, sanki oğlunun yaptığını onaylar ya da ona el verir gibi, omuzuna dokunuyor. Mary Dale’in sözleri filme damgasını vuruyor. “Bir caz şarkıcısı Tanrısı için söylüyor.” Jakie Rabinowitz’in annesi için söylediği bir caz şarkısı ile de film son buluyor.

Filmi izlemenizi öneriyorum. Gerek ilk sesli film olarak kabul edilmesi gerekse de sessiz film dönemi oyunculuklarını gözlemlemek adına 89 dakikanızı ayırabilirseniz, muhafazakâr bir Yahudi aile babasının etkisindeki erkek evladın, çağına ayak uydurma çabalarını ve kariyer yolculuğunda kararlı adımlarla ilerlerken bile ailesinden kopamadığını göreceksiniz. Didaktik bir film...

Yönetmeninin Alan Crosland olduğu “The Jazz Singer” filminin oyuncuları ve canlandırdığı karakterler şunlar: Al Jolson - Jakie Rabinowitz (Jack Robin), Warner Oland - Cantor Rabinowitz, Eugenie Besserer - Sara Rabinowitz, May McAvoy - Mary Dale, Otto Lederer - Moisha Yudelson, Richard Tucker - Harry Lee, Yossele Rosenblatt - kendi, Bobby Gordon - Jakie Rabinowitz (13 yaşında). Filmin yapımcısı Darryl F. Zanuck, senaristi ise Alfred A. Cohn. Film 89 dakika.